BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Ilim öğrenmeye doyamadım’

‘Ilim öğrenmeye doyamadım’

“Dini ilimlerde, alabildiğince zengin, bir umman, bir derya olan bu konuya bütün gücümle dalmayı isterdim... İlim öğrenmeye doyamıyorum” .



1937 Yılında Bursa’da doğan Prof. Dr. Orhan Karmış, 1966’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Bağdat Üniversitesinde Kur’an-ı Kerim İlimleri konusunda ihtisas yaptı. 1970 yılından itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatında görev aldı... 1971 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Kürsüsünde “İlahiyat Doktoru” ünvanını aldı. 1981 yılında doçent 1988 yılında profesör, daha sonra da S.Ü. İlahiyat Fakültesi Dekanlığı yaptı. 1987 Haziranında Almanya’daki Dini Eğitim ve Öğretim Programlarının hazırlanması gayesiyle Milli Eğitim Bakanlığı temsilen danışman olarak görev aldı. Halen TGRT’de Huzura Doğru adlı programı yapan Sayın Karmış, Arapça, Farsça, Fransızca, İngilizce ve Almanca ilmi neşriyatını takip edebilecek ölçüde beş dil biliyor. Karmış Hoca’nın çeşitli konulardaki görüşleri şöyle: Pişmanım Hiçbir zaman pişmanlık duymadım diyemem... Elbette bazen pişman olduğum şeyler olmuştur... Ama insan en iyiye memurdur derler... Dolayısıyla bu pişmanlıklarım öyle hüsran ifade edici pişmanlıklar değil, daha iyiyi yakalayabilmek içindir. Kaldı ki, bu manada Cenab-ı Hakk “Anhirette hepiniz pişman olacaksınız” buyuruyor... Çok üzüldüm Vaktinde, salah ve teslimiyeti konusunda çok ümitli olduğum arkadaş ve yakınlarımın, küçük hesaplar uğruna İslamiyetten ayrılmalarına çok üzülmüşümdür... Yine o üzüntüyle, Cenab-ı Hakk’a aynı duruma beni düşürmemesi için samimiyetle iltica etmişimdir... Asla kabul etmem Sevgili Peygamberimizin çok güzel bir benzetmesi vardır... Bir elime Ay’ı, diğer elime Güneş’i verseniz, bir insanın iman ettiği kadar sevinmem... Aynen onun gibi, bana en kıymetli şeyleri verseler ve bunun karşılığında da maneviyatımdan taviz isteseler asla kabul etmem... Diğer bir deyişle müdahene yapmam... Yani dünya menfaati için dinimden taviz vermem... Şimdiki aklım olsa Dini ilimlerde, alabildiğince zengin, bir umman, bir derya olan bu konuya bütün gücümle dalmayı isterdim... Başka bir meslek seçmeyi hiç düşünmedim ve düşünmezdim de... Yine aynı mesleğimi ister, dediğim gibi daha çok ilim öğrenmeye gayret ederdim... Çok sevindim Kur’an-ı kerim tefsirine çok zor şartlarda, öyle ki böbrek rahatsızlığım nedeniyle haftada iki kez diyalize girerek başlamıştım... Cenab-ı Hakk’ın salih kullarının bereketiyle ve inayet-i Hakk’la 1996 Eyülünde tefsirin hitama ermesine, yani tamamlanmasına çok sevindim... Bu, benim için büyük bir lütuf oldu... Orhan Karmış’tan iki hatıra Okumak ne zevkliydi Ortaokulda öğrencilik yıllarımdı... 1952’de babamı kaybettim... Bu benim için acılı günlerin başlangıcı oluyordu.... Birinci sınıftan ikinci sınıfa geçmiştim ama artık babam benim karnelerimi göremeyecekti... O yaz, Bursa mahalle camiinde genç bir imam hatipten Kur’an-ı Kerim okumak isteğinde bulundum... Bana “Elbette, sen de katılabilirsin dersimize” dedi... Nasıl sevindiğimi anlatamam... Sanki babamın üzüntüsünü Kur’an-ı Kerim öğrenerek gidermeye çalışıyordum... Ve bir hafta içinde Kur’an-ı Kerimi okumaya başladım... Kısa bir süre sonra da, hoca bana ezber vermeye başladı... Kur’an-ı Kerimi öğrenmek meğer ne kolaydı... Okumak ne zevkliydi... İşin en enteresan yanı, bu gelişmelerden evin haberi yoktu... Benim bu çalışmamı haber alan herkes, eğitimime engel olur düşüncesiyle muhalefet etti ama, biricik annem ve iki ablam bu konuda en büyük destekçim oldular... Ve toplam yedi sekiz ay boyunca Kur’an-ı Kerim tahsil ettim... Bir sene sonra da, Dülgerzade Camii’nde Afyonlu İsmail Efendi isminde bir zat-ı muhterem vardı... Kur’an-ı Kerimi gayet iyi biliyordu... Hatta ayakları olmadığı için başkalarının yardımıyla gelip giderdi camiye... O zat-ı muhteremden tashih-i huruf gördüm... Ne oldu?.. Öyle bana muhalefet edenlerin dediği gibi tahsilim hiç de yarıda kalmadı... Aksine hem daha iştahla tahsilime kaldığım yerden devam ettim... Zihnim açılmıştı... Üstelik en verimli çağımda Kur’an-ı Kerimi de öğrenmiş olmuştum. O gün camiye gidip Kur’an-ı kerim öğrendiğim yılları, hiç ama hiç unutmam... Hangi gün olursa olsun, Kur’an-ı Kerimi elime alır almaz, o ilk günkü halim gözlerimin önüne gelir... Saçlarımı ağartan acı Yıl 1971... Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir bölümünde asistanım. Yaz tatilinde Bursa’da bulunuyordum. Hiç unutmuyorum, 1 Ağustos idi. Pazar günüydü... Sabah erkenden kız kardeşimin iki çocuğu sokakta oynuyorlar mıydı, yoksa bir şey için mi çıkmışlar orasını bilemiyorum ama, akıllara durgunluk verecek bir kazaya kurban gitmişlerdi. Biri Ferhan isminde üçbuçuk yaşında, diğeri Rüçhan isminde beş yaşındaki iki yeğenim, hem de evin kapısının önünde, geri geri gelmekte olan bir arabının altında kalarak ezilmişler ve körpecik yaşlarında hayata veda etmişlerdi... Onların acısıyla öyle üzüldüm öyle kahroldum ki, ertesi sabah baktığımda saçlarımın yarısının sanki boyayla boyanmış gibi ağarmış olduğunu gördüm... Saçlarım ağarmıştı üzüntüden... Ertesi gün o iki yavruyu birden Bursa’da Sarıkaya mezarlığında defnettik... O gün bu gündür o iki yavrunun acısı halen yüreğimde bir hançer gibi saplı durmaktadır... Allah kimseye böyle acı vermesin...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT