BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > YA SEHRi RAMAZAN

YA SEHRi RAMAZAN

Ömrü Muhammed aleyhisselamın sünnetine uymakla geçen Ahmet Yesevi 63 yaşına geldiğinde yerin altında küçük bir odacığa çekilir.



Yer altında 62 yıl Ömrü Muhammed aleyhisselamın sünnetine uymakla geçen Ahmet Yesevi 63 yaşına geldiğinde yerin altında küçük bir odacığa çekilir. Talebelerine “Mâdem Alemlerin Efendisi 63 yaşından sonra ebedi aleme intikal etti bundan sonra ben de yeryüzünü görmesem gerek” der. Vefat ettiğinde tam 125 yaşındadır ki ömrünün neredeyse yarısını yerin altında geçirir. Dile kolay tam 62 yıl. Sadık talebelerinden biri ağlayarak “Ah hocam” der, “çok sıkıntılı bir yerdir burası, ne olur..?” Daha sözünü bitirmeden gözünden perdeler kalkar. O küçücük oda öyle bir genişler ki, bir ucu mağripte bir ucu meşrıktadır. Istırap gözyaşları döner sevinç gözyaşlarına, sarılır hocasına... Ömrü İslâmiyete hizmet ve insanlara yardımla geçen Yesevi Hazretleri 1194 yılında ebedi aleme göçer. Talebeleri Asya’ya ve Rum ellerine dağılarak ilim, irfan yayarlar. Tarihçilerin “Horasan erenleri” diye adlandırdığı bu veliler ordusu hem dinimizi anlatır, hem de halleriyle örnek olurlar. Anadolu’nun İslamlaşmasında vazife alırlar. Ahmed Yesevi Hazretleri herbiri birer klavuz olan şiirlerini topladığı “Divan-ı Hikmet” adlı kitabında bakın ölümü nasıl anlatır: Ey dostlarım ölsem ben, bilmem halim nice olur? Kabre girerek yatsam, bilmem halim nice olur? Götürüp lahde koysalar, arkaya bakmadan dönseler Suallerimi sorsalar, bilmem halim nice olur. Ahmet Yesevi Nerede Buhara, Semerkant, nerede Bazerkurgan, Harezm ve dahi nerede Maveraünnehr, Taşkent, Merv? İsimlerinin telâffuzu bile eski zamanlara götüren bir destandır. Marifettir, ilimdir, edeptir, candır Türkistan. Cana can katar... Kazakistan... Toprakları Türkiye’nin dört katı, nüfusu sadece 10 milyon olan muhteşem ülke... Uçsuz bucaksız ovaların bereketine bereket kattığı, göçebeliğin bir yaşam olduğu bir coğrafyadır Kazakistan. Eski zaman hikayelerinin sâdık figüranları develeri ve rüzgarla yarışan atlarıyla hâlâ maziden izler taşıyan Kazakistan. Rus emperyalizminin, temeli yüzyıllar öncesinden atılan imanı kalplerden silemediği asalet timsali Kazakistan. Kısaca Türkistan. Yesi’deyiz bugün. Hani Yesevi dendiğinde hemen herkesin Ahmet adını önüne koyduğu şehirde. Evet Ahmet Yesevi’nin dergâhına konuk olup, belki eski tatların hiç olmazsa rayihasını duymaya çalışacağız. Yüreklerimizi, sevgisinin rüzgarıyla doldurup ona ulaşmaya kavuşacağız gönül yelkenkenlerimizle. Bu uçsuz bucaksız Türkistan toprağının mübarek sofrasından tatmaya çalışacağız. Yesili Ahmet, 7 yaşında mahzun bir çocuk olarak yapayalnız kalır hayatta, kaybeder babasını. Babası, ablasına derki “Öyle geliyor ki gönlüme, kardeşin Ahmet dünyada ender görülen mübârek bir kişi olacaktır. Ona göz kulak ol.” Farklı çocuk Küçük yaşlarda farkını farkettiren özellikleri dikkatleri celbeder. Nihayet bu üstünlüklerin tam manasıyla yerini bulduğu Arslan Baba Hazretlerinin terbiyesine girer. Ondan maddi ve manevi ilimler öğrenir. Hal kapar hallerinden o büyük velinin. Bu Allah dostunun dizi dibinde büyük makamlara kavuşur. Arslan Baba’nın vefat etmesiyle ikinci kez yetim kalır. Artık durmaz Yesi’de. Manevi işaretler üzerine alır başını Buhara’ya gider. Bu şirin beldeyi evliyanın büyüklerinden Abdulhalık Goncdüvani’ye bırakır döner tekrar Yesi’ye. Günden güne duyulan şöhreti ve ayan beyan olan kerametleriyle yüzbinleri bulur sevenleri. Sık sık “Kafir bile olsa kimsenin kalbini kırmayın, çünkü kalp kırmak Allahü teâlâyı incitmek demektir.” Mübarek, gününü üçe ayırır, büyük bir bölümünde zikir ve ibadet yapar, ikinci kısımında talebeye ve sevenlerine maddi ve dini ilimleri öğretir, üçüncü kısmında ise alınteri ile geçimini sağlamak üzere tahta kaşık ve kepçe yaparak bunları satar. Onun uysal bir öküzü vardır kaşık ve kepçeleri bir heybeye doldurup ona yükler, pazara gönderir. Bunlardan satın alanlar bedelini heybeye bırakırlar. Malları satan öküz tekrar dergâhın yolunu tutar. Kendisini her yönüyle Allahü teâlânın yoluna feda eden bir veliye Cenabı Hakkın böyle bir ikramda bulunması şaşılacak bir şey değildir. Bu büyük veliyi çekemeyenler de olur. Meselâ Merv şehrinde Merzevi adında bir müdderris vardır. Pek bilgili olan bu âlim, haset edicilerin Ahmet Yesevi Hazretleri hakkındaki uygunsuz söz ve iftiralarına aldanır. Toplar birgün talebelerini “Ben” der, “onun nasıl biri olduğunu âleme göstereceğim. Çünkü aklımda çeşitli ilimlerden 3000 konuyla ilgili incelikler var. Ona değişik sorular sorup bocalatacağım.” Silinen bilgiler... Kalkar Merv’den, gider Yesi şehrine. Talebeleriyle birlikte Yesevi Hazretlerinin dergâhına varır. Büyük veli onları uzaktan görünce yanındaki talebesi Muhammed Danişmend’e döner “Bakar mısın kimler geliyor?” der, “bu Merzevi isminde biridir, üç bin konu bilir ve bizi imtihan etmeye geliyor.” Talebesine “Allah’ın izniyle hafızasından bin konuyu sil” diye emreder. Muhammed Danişmend, Allah dostlarını vesile ederek Merzevi’ye uzaktan nazar eder, bin konu uçar gider. Sonra Ahmet Yesevi Hazretleri bir başka talebesine emreder, aynı şeyler vuku bulur. Aklında sadece bin konuda mâlumat bulunan Merzevi’nin soru sormak üzere çıktığı kürsüde bin konu daha silinir. Merzevi soracak soru bulamaz çünkü hafızası bomboştur. Kürsüden inip Ahmet Yesevi Hazretlerinin ellerine kapanır, af diler. Talebe olmak şerefine erişir ki, bu yıllar sonra evliya ordusuna katılacak olmanın ilk kilometre taşıdır. Kelâm-ı Kibar * Kafir bile olsa kimsenin kalbini kırmayınız. Çünkü kalp kırmak Allahü teâlâyı incitmek demektir. * Zenginliği ile dillere destan olan Karun bile malının hayrını göremedi. Nihayet toprak altında yok olup gitti. * Nefse uymak yolunda bulunan kimse rüsva olmuştur. Artık yatıp kalkarken onun yoldaşı şeytandır. * Gariblere merhamet etmek Resullullahın (Sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetidir. Nerde bir garip görsen, merhametinden gözyaşların akmalıdır. * İslâmiyyetin emir ve yasaklarına uymakta gevşek davranan kimse Allahü teâlâya kavuşturan yolda ilerleyemez.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT