BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nice Zirvesi (Zirveden zirveye... Zıplaya zıplaya!..)

Nice Zirvesi (Zirveden zirveye... Zıplaya zıplaya!..)

Avrupa Birliği, altışar aylık dönemlerde üye ülkelerden birinin dönem başkanlığı altında yönetilir. Bu sürenin sonunda, Devlet ve/veya Hükümet Başkanlarının da katılımı ile yapılan zirve toplantılarında alınan önemli kararlar sonradan zirve toplantısının yapıldığı mahallin adı ile anılmaya başlar...



Avrupa Birliği, altışar aylık dönemlerde üye ülkelerden birinin dönem başkanlığı altında yönetilir. Bu sürenin sonunda, Devlet ve/veya Hükümet Başkanlarının da katılımı ile yapılan zirve toplantılarında alınan önemli kararlar sonradan zirve toplantısının yapıldığı mahallin adı ile anılmaya başlar...Yılbaşında sona erecek olanı Fransa'nın başkanlığında idi. Ocak 2001 tarihinden sonra İsveç'e geçecek. Şimdiye kadarki zirveler, AB gelişmesinde hep ileriye doğru zıplar gibi atılmış adımlar sayıldı. Bu bakımdan Nice Zirvesi'nde hem genişliğine, hem de derinliğine çok büyük mesafeler alınması bekleniyordu. Cumhurbaşkanı Chirac ile Başbakan Jospin arasındaki kıyasıya siyasi rekabet, bu toplantının önemini daha da artırıyordu. Bu değerlendirme bize göre, Fransa için olduğu kadar Almanya için de geçerli idi. Zira bu iki ülke, ikinci dünya savaşı sonrasının Avrupa'sında asırlar boyu süren bir düşmanlığın yerine bir dostluğun, daha doğrusu işbirliğinin simgesi haline gelmişlerdi. İkisi bir arada AB'nin güçlü, "motoru" sayılıyorlardı.  Nice Zirvesi, AB tarihinin en uzun süreni oldu. Ama "Dağ fare doğurdu." 11 Aralık Pazartesi sabahın beşine doğru Cumhurbaşkanı Chirac, uykulu, yorgun bir ses tonu ile "Paketin geneli üzerinde mutabakat sağlandığını" ilan ederek Nice Zirvesi'ni kapattı. Anlaşılıyordu ki, sonuçlar ne Paris-Berlin motorunu, ne AB arabasının içindekileri ve ne de bekleyenleri hiç de tatmin edememişti. Hele Türkiye'nin adı, AB'nin on yıllık beklentileri listesinde bile yer alamıyordu. Tabii bu artık sadece bizim sorunumuz olmaktan çıkmıştır. Geçen yıl tam bu tarihlerde Helsinki zirvesinde "aday adayı" gibi anlamsız bir tanımlamanın zoraki hoşgörülü yorumu ile son anda Başbakan Ecevit biraz da kerhen Helsinki'ye uçmuş, "Aile Fotoğrafı"nda yer almış, yemekten sonra aynı gün dönmüştü. Geçen ayın 8'inde Genişlemeden Sorumlu AB Komisyonu üyesi Verheugen elimize "KOB" kısaltması ile tanımlanan bir "Katılım Ortaklığı Belgesi" sıkıştırmıştı. Sanki Avrupa'nın yolunu bilmiyormuşuz gibi bunun bir yol haritası olduğu söylendi. İçinde, Verheugen'in bir hanım meslektaşının ısrarı ile konulduğu söylentileri çıkan ne engeller, ne dikenler yoktu ki!.. Ama artık uyanmıştık... Kabul etmedik. Telaşlanan, Dönem Başkanı Fransız Jacques Chirac oldu. Bize olan "Fart-ı muhabbeti"nden ziyade kendi ülkesindeki zirveye gölge düşmesin diye, çırpındı durdu. Belge Bakanlar Konseyi'nde bir nebze düzeltilir gibi oldu ve Ecevit yine günü birliğine kalktı, Nice Zirvesi'ne gitti. Bu sefer de kalabalıktan olacak "Aile Fotoğrafında" tasvirini göremedik. On yıl beklentileri içinde adımızı soyadımızı göremeyince oturduk "Yol Haritamızı" kendimiz çizmek kararını aldık. "Ulusal Program" başlığı altında Başbakanlık AB Genel Sekreterliği Koordinasyonu'nda bir belge hazırlayıp MGK, Hükümet ve hatta belki de Parlamento'nun onayından geçirerek AB Komisyonu'na sunacaktık. En doğru olan yol da sanırım bu olacaktır. Nice Zirvesi'nin Fransa ve Almanya bakımından en büyük önemi, gündemde AB'nin kurumsal organlarının ve oylama sisteminin gözden geçirilmesi başta olmak üzere pekçok meselenin yer almış olması idi. Ayrıca her iki ülke de aralarında asırlar boyu süregelen bir düşmanlığın bir sihirbaz değneği değmiş gibi birden şok eden bir dostluğa ve işbirliğine dönüşmüş olmasını "Asrın en büyük olayı" olarak görüyorlardı. Bununla beraber hâlâ hem ikili, hem de müstakbel AB üzerinde çok derin görüş ayrılıkları vardı. Almanlar'ın globalleşme ve küreselleşme ve Avrupa kültürü, dini inançlar ve nihayet eyaletlerden oluşan "Federal Devlet" konularındaki görüşleri, Fransa'nınkiler ile hiç mi hiç uyuşmaz görünüyor. Kültür konusunda çok daha hoşgörülü, olan Fransa, dini inançlar konusunda da laik ve müsamahalı davranıyor. Federal sisteme ise çok uzak duruyor, "Ulus-Devlet...Etat-Nation" kavramından taviz vermez görünüyor. Almanya yabancılardan faydalanıyor ama özellikle Hıristiyan olmayanlardan asla hoşlanmıyor.. Fransa'ya gelince Avrupa'nın bir siyasi, sosyal profili yanında dini ve inanç özelliği olduğunu ve Avrupa'nın sadece Hıristiyanlık değerlerinden oluşmadığını, 1789 büyük ihtilalinden beri ülkesinin Din ile Devlet işlerinin birbirinden ayırt edilmesi için uzun süre Laiklik mücadelesi verdiğini, laikliğin din ve inanç özgürlüğüne engel bir durum oluşturmadığını düşünüyor.. İnsan düşündükçe gelecekteki Avrupa Birliği'nin kuruluşu ve işlemesi konularında şimdilerde ekonomisi, ayrı parası, hatta bayrağı, ortak dış politika ve güvenlik politikası ve nihayet kendine özgü polisi, askeri, ordusu ile insanlık tarihinde görülmemiş bir birliğin kurulması yolunda en büyük yükü taşımaya aday olan bu iki eski ve ezeli uyumsuz ülkenin daha nice zorluklar ile karşılaşacağını tahmin ve tasavvur etmek için hani pek de o kadar uzak görüşlü, geniş hayalli olmaya gerek kalmıyor. Bizim yolumuz Atatürk'ün işaret ettiği "Muasır Medeniyet" yoludur. Avrupa Birliği ile buluşma yerimiz orasıdır. Gerisi teferruattır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT