BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Operasyonlar devlet komplosu imiş!

Operasyonlar devlet komplosu imiş!

Devlet, neticede şantaja ve sol örgütlerin küstahlıklarına boyun eğmedi ve cezaevleri konusundaki en az on yıllık inanılmaz ihmale, rezalete son verdi. Eğer bu kararlılık devam ederse, koğuş sistemi bütün mazaratı ile tarihe karışmış olacak..



Devlet, neticede şantaja ve sol örgütlerin küstahlıklarına boyun eğmedi ve cezaevleri konusundaki en az on yıllık inanılmaz ihmale, rezalete son verdi. Eğer bu kararlılık devam ederse, koğuş sistemi bütün mazaratı ile tarihe karışmış olacak.. Ama acaba bu, devletin en büyük ayıbının, cezaevlerinde terör örgütünün karargahları haline gelmiş koğuşlara, on yıldır, cezaevi yetkililerinin yani devletin adım atamamış olmasının ve koğuşların, sol örgütlerin "kurtarılmış" bölgeleri haline gelmesinin, sorumluları, Başbakanlardan, Adalet Bakanlarından başlayarak, savcılara, cezaevleri müdürlerine kadar, alel derecat, hiç olmazsa tespit edilmeyecek mi? Bunlar "Bilmiyorduk" diyemezler, aslında hepimiz, tabii başta hükümetler ve görevliler ve de medya, bu rezaletin farkında idik. Ama "idare-i maslahat" olsun, iş çıkmasın diye görmezlikten geliyorduk, inanılmaz bir vurdumduymazlık içindeydik! Geçenlerde, Ulucanlar Cezaevinde olduğu gibi, Jandarma, bir isyana karşı operasyon yapınca, sivil toplum örgütleri ve birkısım medya "Jandarmanın şiddeti" diye kıyametleri koparıyor, sorumlular aleyhinde dava açılıyordu. Açıkçası devlet, cezaevlerinin içinde olduğu gibi dışında da örgütlerin şerrinden ve liboş sivil toplum örtgütlerinin tepkilerinden korkar halde idi. İnşaallah bu kâbus, artık bitmiştir. Aklı başında kimse, hele TV'lerdeki operasyon görüntülerini ve koğuşların nasıl "kurtarılmış bölgeler" haline geldiğini gördükten sonra, bu operasyonların haklılığına itiraz edemez. Geç bile kalındı. "İnşaallah" diyorum, çünkü ortalık biraz yatıştıktan sonra birileri, bazı örgütler, muhakkak tezvirata başlayacaklar, bu haklı harekete türlü kulplar takacaklardır. Başladılar bile. İki ayrı uçtan, Fehmi Koru ve Ali Bayromoğlu, bu operasyonların altında adeta derin devlet ve "asker" komplosu olduğunu açık seçik ima ediyorlar. Koru, tespit edilmiş "yakın" telefon emirlerinin bile düzmece olduğunu ima edecek kadar ileri gidiyor. Bayramoğlu açıkça "Bu ortam doğmuş mudur, yoksa oluşturulmuş mudur? Gelişmeler devletin hesaplı, bilinçli bir planının sonucu mudur?" diye soruyor ve daha korkunç bir imada bulunuyor; "Yoksa bir örgütün, kamuoyunu kullanarak oluşturduğu, devletin geleneksel otoriter repliğini vermesiyle gelişen kanlı bir oyunun sonuçları mı?" Herhalde sözünü ettiği örgü de DHKP, TAYAD, PKK,TİKKO veya TKP değil! Hem Koru hem de Bayramoğlu, ikisi de operasyonların yapılmış olmasına karşılar. Gene fay hattı Geçenlerde bu köşede, ülkemizde ve toplumumuzda, bu ülkenin çıkarlarını ve geleceğini, sübjektif ve milli perspektiften görenlerle, milli duyarlılıklardan ve endişelerden soyutlanarak, evrensel perspektiften, objektif olarak, mütalaa edenlerin arasından derin bir fay hattı geçtiğini yazmıştım. Bu ikinci gruba mensup olanların hepsine hain denemez, vatanlarını muhakkak severler ve iyiliğini isterler ama muhakkak gaflet ve hatta dalalet içerisindedirler. Veya Avrupalıdan fazla Avrupalıdırlar. Ama yukardaki komplo veya provokasyon suçlamalarını yapanlara, ben sadece "gafil" diyemeyeceğim. Bu fay hattı, cezaevlerindeki operasyonlardan sonra da kendisini gösterdi. Solda ve sağda büyük bir çoğunluk, bu operasyonlarla devletin devlet olduğunu gösterdiğini ve hükümetin nihayet doğru hareket ettiğini yazıyor ve bu "Yaşasın ölüm" diye kızları ve erkekleri yakan, yaktıran terör örgütü elebaşlarını tel'in ediyoruz. Olsa, olsa cezaevlerini örgütlerine bunca yıl müdahale etmeden bırakan geçmiş hükümetleri ve bakanları eleştiriyoruz. Bizim korkumuz işler soğuyunca F tipi cezaevlerinin de "L" yani "Laçka tipi"ne dönüşmesidir. Örgütlerin tek kişilik odalardan bile cezaevlerinde egemenlik kurmalarından endişe ederiz. Ama şükürler olsun ki, son MGK toplantısında artık kesinlikle koğuş sistemine dönülmemesi ve F tipi cezaevlerinde ısrar edilmesi zorunluğunu asker kesimi "kuvvetle" önermiş. Hep "asker ne karışıyor?" derler ya bence askere kalsaydı bu kadar geç kalınmazdı da. Son operasyonun yapılmasında TSK'nın ağırlığı olduğunu tahmin ediyorum. Koru ve Bayramoğlu, isterlerse bunu da "komplonun" bir parçası farzetsinler. Bir de suçluların cezalandırılması sürüncemeye bırakılmamalı. Atatürk ve İsmet Paşa olsalardı bırakılmazdı; hemen Sıkıyönetim Mahkemesi kurulur ve devlete silahla meydan okuyanlar, zavallıları canlı canlı yaktıranlar oracıkta en ağır ve kesin cezalara çarptırılırdı. Emin Çölaşan'ın yazdığı gibi Menemen'dekı Kubilay olayından hemen sonra böyle yapılmıştı. Ama ne edersiniz ki şimdi "demokrasi ve hukukun üstünlüğü" diyen liboşlar ve bazı sivil toplum örgütlerı var! İplikleri pazarda... Aslında bunların ve isyancılardan "içerdeki arkadaşlar" diye bahseden, liboş sanatçı, türkücü, yazar takımının da iplikleri pazara çıktı ya... Eminim bunlar da biraz zaman geçtikten sonra "Devlet acele etti aşırı kuvvet kullandı" diye söylenmeye başlayacaklardır. Ama söylemek gerek; isyancılarla savcıların milletvekillerinin pazarlığa oturmaları ve hele bu takımın da davet edilmesi büyük bir hata ve gafletti. "Ah" diye hayıflanıyor, Zülfü Livaneli. "Öteki taleplerinden vazgeçmişlerdi. F tipi cezaevlerinden vazgeçilmesiyle yetineceklerdi..." Yani böylelikle, koğuş sistemi devam edecekti... .Allah ülkeyı korumuş! Son zamanlar solcu hem de aşırı solcu geçmişinden ve kimliğinden alerji duymasıyla beni olumlu yönden şaşırtan Gülay Göktürk, isyancılarla birlikte ve onları haklı bularak F tipi cezaevlerine karşı "hücre ölümdür" diye kampanya yürüten bazı sivil toplum örgütlerini ve kimi hukukçuları ve liboş takımını riyakarlıkla itham ediyor. Bu arada, ölmek isteyen "ölüm orucu" tutan mahkumlara tıbben müdahale etmenin "hekimlik ahlakına" yakışmadığını iddia eden bazı doktorların tutumu da ibret verici idi... Bu "hekimlerin" gönüllerinin isyancılardan yana olduğu ve direnişlerini destekledikleri de besbelli idi. Hekimliği politize etmişlerdi. Tabipler Odası Başkanı olan bir hanım doktor, Ali Kırca'nın haber programında hipokrat yeminine sadakatin değil, "hipokritiğin" şahikasına vardı; kendisini yakmak isteyenlere, "ölüm orucu" tutanlara müdahale etmek doktorluk inancına aykırı imiş.. Doktor hanıma sorasım geldi; "Siz hayat kurtarmaya adamış bir doktor musunuz? yoksa 'yaşasın ölüm' diye bağıran ve arkadaşlarını ölüme zorlayan örgüt liderlerinin sağlık danışmanı msınız?" diye... Operasyonlarda bizim insanlarımız öldü... Ama düşünüyorum da bu gözleri dönmüş insanlar, Hizbullahçı paralelleri gibi, acaba artık "bizim" insanlarımız mı idiler? Nasıl bu kadar yabancılaşmışlardı? Bu sorunun cevabını muhakkak aramalı ve bulmalıyız. Asıl acıdığım, yandığım, bu devletin düzeni için görev yapan iki kahraman askerimizin şehadeti idi. Ama bu hareket on yıllık bir devlet ayıbına son vermekten başka, toplumumuzdaki fay hattını da bir kere daha ortaya koymuş oldu. "Bır müsibet bin nasihatten yeğdir!" derler!
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT