BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Memleketimden cezaevi manzaraları

Memleketimden cezaevi manzaraları

Bugünlerde ekranlar hapishâne ağırlıklı. Hapishâneleri önce Necip Fazıl'ın "Zindandan Mehmet'e Mektup"u ile tanımıştık.



Bugünlerde ekranlar hapishâne ağırlıklı. Hapishâneleri önce Necip Fazıl'ın "Zindandan Mehmet'e Mektup"u ile tanımıştık. Zindan iki hece Mehmed'im, lâfta! Baba katiliyle baban bir safta! ...... Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil; Sayım var, Maltada hizaya dizil! Tek yekûn içinde yazıl ve çizil! Sonra Nâzım Hikmet'in mısralarıyla: Senin adını kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım. Malûm ya, bulunduğum yerde ne sapı sedefli bir çakı var, (bizlere âlât-ı katıa verilmez) ne de başı bulutlarda bir çınar. Onların zamanından beri çok şey değişmiş. İki heceli "zindan" dört heceli "cezaevi" olmuş, hece sayısıyla birlikte içerdeki mal mülk de artmış! Ele geçirilen eşyaları gördükçe şaşıp kalıyorum. Eşyaları, yani silahları... Ben Karadenizliler'in evlerinde silah yaptıklarını duyardım da, "Evde silah mı yapılır?" diye aklım ermezdi. Dört duvar arasında, ellerinde bir çakı bile bulunmadığını sandığımız, dışarıyla irtibatlarının radyo- televizyon, bir de görüş günlerinde gelen ziyaretçileri ile sınırlı olduğu düşünülen mahkûmlar bile türlü çeşit, seç beğen al silahlar imal ederse Karadenizliler elbette yapar. On yıldır hizaya dizilememiş koğuşlar.... Gözlerimiz ekrana mıhlanmış haberleri seyrediyoruz. Cezaevlerinden gelen görüntüler insanın kanını donduracak kadar dehşet verici. Öyle manzaralar görüyoruz ki sanki cezaevi değil, örgüt evi. Orak-çekiçli bayrağı bizim cezaevlerimizden başka yerde asan kaldı mı acaba dünyada? Kendini yakmak ne demek? Ya arkadaşlarını ateşleyip yakan ve sloganlar atarak seyredenler? Bu nasıl bir ruh yapısıdır? Alev Alatlı, Viva La Muerte romanında "Ceset görmeden huzura kavuşamayacak bir ruh" der. Tahmin ederim bu işlerde uyuşturucunun büyük yeri var. Aklî dengesi yerinde bir insan kendini yakamaz, yaktıramaz, kendini ateşe verirlerken öylece duramaz. Herhalde önce yüksek dozda uyuşturucu alıp kendini bilmez bir hale geliyorlar, daha doğrusu getiriliyorlar. Devletin yıllardır giremediği koğuşlarda hakimiyetini ilân eden liderler, günümüzün Hasan Sabbah'ları, diğer gençleri köle haline getirmişler. Kendileri ne ölüm orucuna girdi, ne yandı, yakıldı; köleleri arasından seçtikleri kurbanlara oldu, ne olduysa... "Aranızdan birini yakın!" diye emir veriyorlar ve emre itaat ediliyor! Hasan Sabbah cennet vaad etmişti, acaba bunlar ne vaad etti? "Yakın!" Bu gözü dönmüşlüğe "Onurlu direniş" diyorlar. Ve dışarda meydanlarda hâlâ militanlara destek gösterileri yapılıyor. Neyi destek? Kendini yakanlara, arkadaşlarını yaktıranlara mı destek? "Yaşasın ölüm orucu direnişimiz!" diye bağırıyorlar. Cümledeki kara mizaha bakın. İspanyol faşist general Jose Millan Astray'ın sloganıydı: Viva La Muerte! Yaşasın ölüm! 1936'da İspanya'da Salamanca Üniversitesi'nin koridorları bu çığlıkla inlerken o zaman rektör olan Miguel De Unamuno kalkıp "Ölü sevici ve abuk sabuk bir haykırış duydum. Bu garip paradokstan iğreniyorum." demişti. İçerdekiler, örgüt liderlerinin baskısı ve uyuşturucunun tesiri altında bu eylemlere girişti, dışardakilere ne oluyor? İnsan hakları diye yırtınanlar, insanların diri diri yakılması, yakılırken seyredilmesi konusunda ne diyecekler? Ne diyecekler diye düşünürken, İnsan Hakları Derneği üyelerinin yakılan mahkûmların cenazesine gidip bayrak açtıklarını gördüm. Demek ki hapishânelerde gençleri korkutup uyuşturup cayır cayır yakmak ve geçip seyretmek insan haklarına aykırı değilmiş! Ama polisin kendini taşlayanlara cop kullanması, sorgulamalarda zor kullanması, mahkûmların F tipi cezaevlerinde tek kişilik odalarda kalması, Kürtçe televizyon yayını yapılmaması... bunlar insan haklarına aykırı. "Hapishânelerinizin durumu insan haklarına aykırı" diye sık sık karşımıza dikilen Avrupalı dostlar yanan, yakılan gençleri ve bu eyleme niçin giriştiklerini görmezden geliyor. Hükûmetin şimdiye kadarki yegâne başarısı cezaevlerini teröristlerin egemenliğinden kurtarmak ve F tipi cezaevlerini açmak oldu.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT