BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hoş geldiniz

Hoş geldiniz

İnsan; bütün karşı hayallerine rağmen âciz varlık. Bir ânlık öfke, bir nefsi davranış, şeytandan gelen bir küçücük telkin, onu suçlu veya günahkâr yapıyor.



İnsan; bütün karşı hayallerine rağmen âciz varlık. Bir ânlık öfke, bir nefsi davranış, şeytandan gelen bir küçücük telkin, onu suçlu veya günahkâr yapıyor. Önce kendinizi ne kadar da haklı görüyordunuz. Bu haklılık, kurşunu sıkıncaya, bıçağı saplayıncaya kadardı. Kurşunu yiyen, bıçak darbesi alan, devrildikten sonra pişmanlık hisleriniz başladı.Bugün de içinizi burkan o.Ne yaparsınız ki sadece yaralayanlar, öldürenler değil, hatta hırsızlık yapanlar bile kendilerini haklı görebilirler; öyle zamanlarda insanın hayvani tarafı ağır basar.. Dün hapishanedeydiniz. Her birinizin türlü suçları vardı. Yakalandınız, yargılandınız, kendinizi müdafaa ettiniz. Bazınız hakkıyle, bazınız az veya çok ceza aldınız. İftiraya maruz kalıp nahak yere yatanlar da oldu. Devlet sizi affetmeyi uygun buldu. İçinizde affa layık olanlar da var, olmayanlar da. Buna rağmen içtimaî mutabakat salıverilmenizi istedi. Demir kapılar aralandı, yeniden hürriyetinize kavuştunuz. Bu ramazanın son bir kaç gününü, bayramı aileniz ve sevdiklerinizle geçiriyorsunuz. Bugün yaşadıklarınız nice zamandır, daha doğrusu dört duvar arasına girdiğinizden beri hayallerinizi süslüyordu. İşte kavuştunuz. Affedildiniz. Ancak... Bu bir ilâhî af değil. Siyâsî otorite, vatandaş adına affedemez, o sadece kendi infaz hakkını durduruyor; daha doğrusu bir şarta bağlıyor. Af hak sahibi ile helalleşmeye bağlı. Meselenin en zor tarafı bu. Canına malına ziyan verilen insanları, onların evlatlarını, eşlerini ikna ederek bağışlanmaktır af. Bu da kolay değil. Kolay değil evet ama vicdan azabını dindirmenin de başka türlü bir yolu yok. Kavuştuğunuz bir fırsat. Hayata yeniden başlamak için değerli bir imkân. Bu fırsatı kullanmak lazım. Bir daha içeri dönmemeye azmetmeli. Pişman olduğunuza önce kendinizi sonra çevrenizi inandırmalısınız. Daha sonra da hak sahiplerine yalvarmalı. Evet, gerekiyorsa yalvarmalı. Araya dostlar koymalı. Zarar gören mağdursa kendisine, maktulse mirasçılarına elden gelen her iyiliği yapmalı. Sizler afla sevinirken, oğlunu, kızını, kocasını...kaybetmiş olanlar da kanlı göz yaşları döktüler. Bugün dertlerinin yasaklı ortağısınız. Bir azabın bir yüzünü onlar yaşıyor, diğer yüzünü siz. İşiniz samimiyet derecenize göre kolaylaşır. Eğer kalpten tövbe etmezseniz inandırıcı olamazsınız. İnsan öldürmek kolay mı? Siz bunu yahut olmayacak başka kötülükleri yapabildiniz. Bundan böyle aynı cesaret ve dirayeti iyi insan olmak için harcayınız. Mahkûmlar, hiç içeri düşmemiş olan kimselerden daha zenginler. Siz hayatın bir de o tarafını görüp, bilip yaşadınız. Haklı-haksız, çok acı, zaman zaman azap çektiniz. Günler geçmedi, geceler bitmedi. Bazen horlandığınızı iliklerinize kadar hissettiniz. Orada sadece hürriyeti değil, insanlığı da özlediniz. Öyleyse geliniz başka kimseler mapushaneye düşmesinler diye çalışınız.. Oraya düşenler de bu ülkenin evlatları. 40 bin kişi çıktığı halde hâlâ hapishaneler dolu. Bu çok düşündürücü bir manzara. Bu manzaradan kurtulmak herkesin vazifesi. En evvel de bu azabı yaşamış olan sizlerin. Aklınızı, basiretiniz kullanarak faydalı insan olmaya bakınız. Bir araya gelerek dernekler, vakıflar kurabilir, potansiyel suçluları, mesela sokak çocuklarını kurturabilirsiniz. Vurup,kırıp öldürdüğünüz veya başka türlü kötülük yaptığınız aileler sizi affetmese bile siz sevabı hak sahiplerine olmak üzere iyilikler yapınız. En büyük iyilik de bir insanı kurturmak. Topluma gelince. Toplum ferdleri de peşin hükümlü olmamalı. Beşer, şaşar. Karşılaştığınız kişi, şaşmış ve suç işleyerek içeri düşmüştür. İsabetli veya değil, sizi-bizi temsil eden parlamento onları affetti. Öyleyse siz de onların yaptıklarını unutunuz. Kınayanın başına gelir. Hak sahiplerine de diyeceklerimiz var: Acınız çok büyük. Ateş düştüğü yeri yakar. Buna rağmen affediniz. Affetmek büyüklüğün şanındandır. Hele şu mübarek günlerde affetmek ne kadar sevap. Sevgili Peygamberimiz -sallallahü aleyhi ve sellem- amcası azreti Hamza'yı şehîd ettikten sonra ciğerini yerinden söken Vahşi'yi affetmedi mi? Hem affetti ve hem de İslama kabul ederek ona sahabe şanını layık gördü.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT