BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ana dilde eğitim bölücülüğü özendirir

Ana dilde eğitim bölücülüğü özendirir

Türkçe, İngilizce, Almanca ve İtalyanca başta olmak üzere bir çok dilde kitap ve bilimsel makale yazan Prof. Alpaslan Işıklı ile Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri üzerine sohbet ettik.



Türkçe, İngilizce, Almanca ve İtalyanca başta olmak üzere bir çok dilde kitap ve bilimsel makale yazan Prof. Alpaslan Işıklı ile Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri üzerine sohbet ettik. ¥ Kışlalı- AB'nin Türkiye ile ilgili bazı girişimlerinin 'bölücü' boyutları olduğunu düşünenler var. Ne dersiniz? Işıklı-Bunları ikiye ayırmak lazım. Esasını PKK ve etnik temelli bölücülük oluşturuyor. Ama buna bir başkasını daha eklemek lazım. Dinsel planda da girişimleri var. O yoldan da bölünme unsuru oluşturduklarını düşünüyorum. ¥ Kışlalı-Bu konuda ne yaptıklarını düşünüyorsunuz? Işıklı-Bazı dini akımları tahrik etmek istiyorlar. Bu hareketler daha ziyade Almanya'da yeşerip yuvalanıyor. Orada imkan buluyorlar. Biz pek ciddiye almadık ama bir Kaplan konusu var. Orada mutena salonlarda bizim aklımızın almayacağı şeyler yapabiliyorlar. Orada Türk çocuklarının eğitimin kime teslim edildiği de biliniyor. Niye beklendi? ¥ Kışlalı-Bu konular son zamanlarda neden önem kazanıyor? Işıklı-Bence iki unsuru dikkate almak gerekir. Bunlardan biri 1970'lerden sonra dünyanın girdiği bunalım. O zamana kadarki sosyal, ekonomik ve demokratik kazanımlar dünyanın bir bölümüyle sınırlı kaldı. Fakir ülkelerle aralarındaki uçurumun önüne geçilemedi. Avrupa kendini kurtardı ama bunu sonsuza kadar sürdüremeyeceğini gördü. Ekonomik yükleri başkalarına yüklemeye çalıştılar. Bu dünya yönetilmesi zor bir dünyadır. AB ülkeleri gibi sanayileşmiş ülkelerin ürettikleri ürünlerin satılması sağlanmalıdır. ¥ Kışlalı-AB sadece kendi çıkarlarına uygun koşulların uygulanmasını mı sağlıyor Işıklı-Öyle değil mi? Örneğin serbest dolaşım ile ilgili haklar ne oluyor? Bu hak anlaşmalarda olmasına rağmen Türk işçilerine tanınmamıştır. Böyle bir ilişki ebediyen sürdürülebilir mi? Bu durumda bizden yükselecek demokratik taleplere cevap verilmesi halinde ortaya çıkacak durumların ciddiyetini gördüklerinden bizi anormal bir istikrarsızlığa sürükleyecek planlarla karşımıza çıkıyorlar. Türkiye daha istikrarlı ve sağlam esaslara sahip olsa Avrupa'da çıkarlarını daha iyi koruyacaktır. Bunu biliyorlar. ¥ Kışlalı-Bunu nasıl önleyecekler? Işıklı-Bunun yolu tarih boyunca görülmüş olan, fevkalade etkin bir strateji olarak kabul edilen; böl ve yönet'tir. Buna Almanya'daki Anadolu'dan gelmiş insanlara uygulanan politikayla bir yandan başarılı oluyorlar. Orada dolaştığınızda, örneğin bölücülüğü simgeleyen "Kürt Lokantası -Türk lokantası" gibi lokanta tabelaları görüyorsunuz. Aynı yemeği satan lokantalara farklı isimler veriliyor. ¥ Kışlalı-Ayrımcılık yöntem ve uygulamalarına örnek çok değil mi? Yugoslavya örneği Işıklı-Bu tür ayrımcı yöntemlerin sahneye konulması yer yüzünde ilk defa olmuyor. Bunun çok korkunç bir örneği bizim burnumuzun dibinde Yugoslavya'da sergilendi. Orada bildiğiniz gibi Sosyalist Blok içinde etnik anlamda özgürlüklere en geniş yer vermiş, gerçeklik kazandırmış bir ülkeydi. Tito bunu gerçekleştirmişti. ¥ Kışlalı-Ama, o öldükten sonra Yugoslavya etnik esaslar üzerinde paramparça oldu? Işıklı-Etnik azınlıkların orada kültürel haklarına büyük saygı gösteriliyordu. Aralarında büyük ahenk sağlanmış gibiydi. Ama sanki bir gecede Yugoslavya'da her şey tersine çevrilebildi. Bunun gerisinde yatan temel neden, özellik dediğimiz hususlara karşın, çok büyük bir zaafı bünyesinde taşımasıydı. O da bölgeler arası gelir adaletsizliğiydi. Yugoslavya bu bakımdan sosyalist ülkeler arasında en kötü durumda olan ülkeydi. Ver kurtul formülü ¥ Kışlalı-Etnik esaslara göre parçalanan Yugoslavya'nın bir kısmını şimdi AB içine almaktan kaçınmıyor? Işıklı-Slovenya başta geliyor. Onu koparıp AB'ye alıyorlar. İster istemez insanın aklına "Acaba Türkiye için de böyle bir planları var mı?" sorusu geliyor. "Ver kurtul" formülü üzerinde çok durulmuş bir konudur. Bir çok düşünür bu konu üzerinde durup teşhir etmiştir. Türkiye'de bu formülün bazı kesimlerin kulağına fısıldanmış olduğunu insan hissediyor. Federasyon formülünün ortaya atılmasından başlıyor bu. Yakın bir geçmişte Çiller, bazı Egeli iş adamlarının kendisine 'Bir bölgeyi dışlayarak AB'ye girme" gibi bir formül getirdiklerini söylemişti. Ama sonra bu yalanlandı. ¥ Kışlalı-Bölünme eğilimleri galiba daha zenginlerden gelir genelde? Işıklı-Evet öyle. İtalya örneği öğretici. Orada etnik ayrılık yok. Dinsel ayrılık da yok. Ama gelir farklılığı var. Güneyin mafya üreten yoksul bölgelerinden kurtulma, böylece Avrupa ile daha avantajlı bir birlik sağlama hareketi var. Belçika'da da aynı şey söz konusu. Valonlar gelişme açısından daha geride. Ayrılma eğilimi Flamanlardan geliyor. İspanya'daki Bask bölgesi de öyle. Zengin bir bölge. Ayrılıkçılık oradan geliyor. Serbest dolaşım peşindeler ¥ Kışlalı-Bu örnekler Türkiye ile pek ilgili değil. Değil mi? Işıklı-Türkiye'de oluşturulmak istenen ayrımcılık halktan, Güneydoğu halkından gelmiyor. Avrupa'da işcilerimiz için serbest dolaşım hakkının peşinde koşarken Anadolu'ya bir duvar örmek fikri neden bu insanlardan gelmiş olsun. Onlar Marmaris'te, Ankara'da, İstanbul'da çalışma imkanlarını yitirmek için bir mücadelenin peşinde olabilirler mi? Ama bölücü eğilimlerin teşvik edilmesi daha ziyade Batı kesimden gelebilir. İstanbul ve İzmir'e 'vize' fikrini hatırlatacaksınız. Bu tür etkilemeyi önlemenin yolu söz konusu bölgelere daha fazla hizmet ve gelişme sağlamak değil mi? ¥ Kışlalı-Bu girişimlerin ardında AB'yi mi görmek gerek? Işıklı-Türkiye'de bir çok akımın AB'den destek gördüğünü gösteren çok örnek var. Oradan kaynaklanıyor. Türkiye'ye "Ana dilde eğitim" falan gibi özgürlük gerekçesiyle ortaya atılan düşüncelerle örtüşüyor. Hepsi aynı paralelde. Aynı sonuca yönelik şeyler. Anadilde eğitim ve yayın gibi şeyler de sonuçta bölünmeyi özendiren şeyler oluyor. ¥ Kışlalı-Kürtçe eğitim neden bu kadar tepki oluşturuyor? Işıklı-Büyük şüphe oluşturan bir konu. İki bilim adamına hep atıfta bulunulur. Prof. Ahmet Taner Kışlalı, bu konuları oldukça incelemiştir. Ona dayanarak söylüyorum; bunlardan biri; Strasburg Üniversitesi profesörlerinden Japon Kojima, diğeri de bir Alman profesördür. Kürtçenin iki dalı var; Kırmançi ve Zazaca. Bunların ikisinin de ne sözcük ne de fiil çekimi bakımından birbirleriyle irtibatı yoktur. Anlaşmaları imkansızdır. Kırmançi kendi içinde Adıyaman, Hakkari, Erzurum, Diyarbakır, Sivas'ta konuşulan diller bakımından tamamiyle ayrı dillerdir. Tarafsız bir bilim adamı olarak Kojima bu dilin bir eğitim dili olamayacağını söyler. Aynı şey Zazaca açısından da geçerlidir. Bundan dolayıdır ki PKK hem kendi arasında, hem de halkla irtibatını Türkçe ile sağlar. Türkçe ortak mazinin ürünü ¥ Kışlalı-Türkçe bu topraklar üzerinde yaşayanların ortak dili değil mi? Türkçenin eğitim dili olmasının temeli bu değil mi? Işıklı-Kürtçe hakkında söylediklerimden Kürt halkının geri olduğu, dilinin de geri olduğu neticesini çıkarmamak gerekir. Biz Avrupalılar gibi ırkçı değiliz ki böyle bir sonuç çıkaralım. Dünyanın her tarafında görülür. Bazı diller doğar ve ölür. Türkçe denen dilin sadece Türk ırkının dilidir demek de abestir. Yanlıştır. Türkü, Kürdü, Ermenisi, Rumuyla bu dil ortak bir çabanın ve ortak mazinin ürünüdür. Avrupa bizi bundan dolayı anlamıyor.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT