BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yüzünde endişeli bir ifade vardı...

Yüzünde endişeli bir ifade vardı...

Kahvaltıya oturdukları zaman küçük Emine ve Ümit uyumuştu sedirin üzerinde. Minik vücutları neredeyse yirmi dört saate yaklaşan yorucu yolculuğa dayanamamıştı daha fazla.



Kahvaltıya oturdukları zaman küçük Emine ve Ümit uyumuştu sedirin üzerinde. Minik vücutları neredeyse yirmi dört saate yaklaşan yorucu yolculuğa dayanamamıştı daha fazla. Hüsamettin başıyla çocukları işaret etti: - Bir şeyler yeselerdi yahu! - Ben uyanınca yediririm ağabey... diye fısıldadı Zehra çekinerek. Lokmalarını sıkılarak atıyordu ağzına. Oluşundan arlı bir kadındı. Kimsenin minneti altında olmak istemez, kimseye tamah etmekten hoşlanmazdı. Döndü’nün bazı hareketlerinden burada fazla barınamayacaklarını hemen anlamıştı. Sıkılmıştı canı, ama belli etmemeye gayret ediyordu. Yapacak bir şeyleri yoktu çünkü. Yakup ince belli küçük çay bardağını bir yudumda bitirdi, elinin tersiyle ağzını silerek gülümsedi: - İnşallah bir iş kurarız, bir de başımızı sokacak bir dam bulduk mu çalışırız be ağabey! Köyler artık yaşanacak gibi değil. Dutlar kurudu. Bunca senelik ağaçlar bir bir telef oldu. Sel götürdü zaten yarıdan fazlasını. Sen dediydin geldiğinde, aklımı çeldin benim. “Gel” demiştin hatırlasana... “Yardımcı olurum” demiştin... Döndü bu sözler üzerine kızgın kızgın baktı kocasına. Zehra’nın gözünden kaçmadı bu bakışlar. Kıpkırmızı oldu genç kadın. Başını önüne eğdi suçluymuş gibi. Hüsamettin şaşkındı: - He ya, demiştim galiba... Bakarız, bakarız, hele bu gün dinlenin şöyle... Yabancı değilsiniz. Biz gideceğiz artık. Döndü de çalışıyor bugün. Bostanlı’ya gidecek. Ben de o taraflara dolanacağım. Bence siz bir güzel dinlenin. Ben erken gelirim. Konuşuruz. Akşama bir şeyler bakarız... Oğlu Hasan’a döndü: - Haydi sen de hazırlan, arabayla bırakayım şuradan geçerken... Ev sahipleri misafirlerini bırakıp çıktılar. Döndü kamyonetin ön tarafına biner binmez söylenmeye başlamıştı: - Bilip bilmeden konuşuyorsun böyle, ne zaman söyledin gelin diye, bunlara? Nasıl yapacağız şimdi? Kendimize zor bakıyoruz be adam! Hüsamettin de şaşkın bir vaziyetteydi. Kaşlarını kaldırdı: - Sus be kadın! Dır dır edip durma. Ne bileyim ben bunların bir lafa bakıp çıkıp geleceklerini... İdare et işte, köylümüzdür ne de olsa. Merak etme çabuk savarım... Parası varmış baksana. Buluruz bir gecekondu önce, gider başlarını sokarlar. İş sonraya kalır. Biz evini bulalım, gerisine o koşsun artık. Hasan annesine döndü: - Ne yani, bunlar sülalece bizde mi kalacaklar yahu? Döndü sinirli bir tavırla çevirdi başını: - Babanın marifetleri bunlar, ona sor! Hüsamettin “tövbe tövbe” diye söylenerek başını yan tarafa çevirdi. Anadolu caddesine çıkmışlardı. Gaza yüklendi sinirle... Yakup etrafına bakındı. Gözlerinin içi gülüyordu: - Şöyle bir ev de biz yaptık mı iş hallolur be Zehra’m... Genç kadın siyah gözlerini kısarak baktı kocasına. Yüzünde gergin ve endişeli bir ifade vardı: - Hiç de o kadar kolay değil Yakup. Döndü abla hiç memnun kalmadı bizim gelişimizden. Burada fazla kalamam ben, bilesin. Kimseye yük olamam, minnet edemem. Bir an önce yap bir şeyler. Bugün oturma bana kalırsa, çık bir ev bak şuralarda... Farz et ki Hüsamettin ağabey yok burada. O zaman kendi işimizi kendimiz halletmeyecek miydik? Tuncer atıldı bağırarak: - Ben de geleyim seninle baba, ne olur... Yakup başını salladı: - Gel bakalım, anan haklı, gidip bakınalım bir etrafa. Sen de evi toparla, bir şeyler pişir Zehra, yardımımız dokunsun. * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT