BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Osman'ı hiç unutamadım...

Osman'ı hiç unutamadım...

Bir ara hücrenin önünden geçerken, kapıyı açtırıp onlarla da halleşiyorum. Ve Osman kapı açılır açılmaz bir anda üzerime saldırır gibi atlıyor. İki eliyle yakamdan tutup hıçkırarak ağlıyor...



Bir savcının günlüğünden anekdotlara devam ediyoruz... O yemekte bulunan devlet ricali ve yetkililer, o yemekteki sıcaklığı hatırlayacak ve o kendilerine hizmet eden, ikram için konuşan, tiyatro sergileyen bir insanı canlandıracak ve o makamın yapabileceği hizmet neyse o hizmeti, o insana sunabilecekti. Çocuklara hep bunu söylüyorum. İşte bakın hepsini çağırdık. Suç işlemiş olmak insanlıktan çıkarmadı sizi. Ülkenizden de çıkarmadı. Ay'a da gitmediniz. Böyle bir şey de yok. Ailenizden sevdiklerinizden vazgeçmediniz. Kaldığınız yerden hayat devam ediyor. Bir ara verdiniz normal yaşayışınıza. Siz bir öfke anında yaşadığınız o suç anının cezasını çekiyorsunuz. O ceza bitince hayatınıza kaldığınız yerden devam edeceksiniz. Dolayısıyla, siz nasıl hayattan ve sevdiklerinizden vazgeçmediyseniz, devlet de sizden vazgeçmiş değil. Bu ülke bizim ülkemizden de vazgeçemezsiniz. Mahkum da buna hazır. Kuru fasulye, pirinç pilavı yeşil salata, turşu vs. Ondan da eminim ki, o davetlilerin hayat boyu unutamayacağı güzel bir yemek olacak. Yine medyaya bu haberler de yansıyor. Tabii bakanlığı da bezdiriyorum. Bu ihtiyacım var, şu ihtiyacım var. Bana para gönderin vs. Ama bu arada öyle olaylar yaşıyorum ki, kelimelerle ifade edemezsiniz. O tiyatroda rol alan ve müebbet hapse mahkum olmuş Osman adında bir çocuk vardı. Yakışıklı dalyan gibi uzun boylu bir çocuk. Bu arada şunu söyleyeyim. Görev yaptığım her yerde mahkumla konuşurken prensiplerim vardı. Bunlardan biri de mahkumun suçundan söz etmemek. Suçunun ne olduğuyla ilgili herhangi bir söz söylemek ve konuşmak yok. Hiçbir mahkuma ne suç işledin diye sormadım. Bakmam ve ilgilemem. Benim işim o değil. Benim işim onları yeniden topluma kazandırmak. Bu arada cezasını da infaz etmek. Hapis cezasının hüviyetlerinin elinden alınan kısmını o cezaevinde geçirmelerini sağlamak. Çünkü hiçbir insan işlediği suçuyla övünmez. İçinde insan onuru ve erdem denilen duyguyu alt üst eden, öylesine alt üst eden bir olay ki, yeryüzünde hiçbir insan suç işlediği için sevinmez. Ve Osman keyifli gecenin sunucusu. Gerçekten mükemmel. Konuşmaları ara sıra alkışlarla kesiliyor. Sonra ailelere tekrar ettik bu müsamereleri. Osman da her gece sahneye çıkıyor, bu kez ailelerce alkışlanıyor. Davetlileri selamlıyor mükemmel bir atmosfer. Sonra müsamere bitiyor. Davetliler birer ikişer dağılıp evlerine gidiyorlar. Mahkumlar da koğuşlarına. Osman da mahkum. O da gidecek ama koğuşa değil. Onun cezası hücre. Dolayısıyla, herkes cezasını çekmek üzere koğuşuna gidiyorken, Osman da cezasını çekmek üzere hücreye gidiyor. Hem de cezası müebbet. Ertesi gün ben mahkumların içindeyim. Her gecenin ardından mahkumun nabzını yoklamak istiyorum. Osman idam cezası almış. Yanında bir suçu daha var. Yani müebbet hapis cezası alanlar bir daha hapis cezası almışlarsa o bir yıl hapis cezasını çekmezler, belli bir süreyi hücrede çekerler. Hücre ah hücre... Yaklaşık dört metrekare bir alan. Bir ranza, arkada bir tuvalet. Önünde demir parmaklık. Bir lamba... Bir ara hücrenin önünden geçerken, kapıyı açtırıp onlarla da halleşiyorum. Ve Osman kapı açılır açılmaz bir anda üzerime saldırır gibi atlıyor. İki eliyle yakamdan tutup hıçkırarak ağlıyor: -Sayın savcım, ben o suçu işlemeden önce niçin çıkmadınız karşıma. Hiç unutmuyorum Osman'ın o halini. Bir anlık öfkeyle bir ömrü hapiste geçirecek olan bir gencin dramını anlatmak asla mümkün değil...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT