BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hayırlı huzurlu bayramlar

Hayırlı huzurlu bayramlar

Bugün bayram. Bütün milletimize ve insanlığa hayırlı olsun. Okuyucularımın ağzı hep tatlı kalsın.



Bugün bayram. Bütün milletimize ve insanlığa hayırlı olsun. Okuyucularımın ağzı hep tatlı kalsın. Bütün kardeşlerimin bayramlarını tebrik ederim. Bilindiği gibi bayramlar, çok ender yaşadığımız sosyal dayanışma günleridir. Bütün bir sene maddi fakat geçici çıkarlarımız uğruna koşup didiniriz. Ama bayram geldi mi, manevi ve kalıcı hayırlara yöneliriz. Yakın akrabalarımıza, komşularımıza ve hatta her insana ikram ve hediye yarışı başlar. Öyle de olması lazım. Peki şimdi öyle mi? Topluma barış getirmek, hemen her idarecimizin söze başlarken ilk vaadlerindendir. Ama bu sanki Ağustos'ta Erciyes'ten kar beklemekten daha zor görünüyor. Belki birbirimize katlanamıyoruz. Dertleri bölüşebilmek için hamle yapamıyoruz. Gelin bu bayramda, başta bizde emeği olan, sebeb-i hayatımız anne babalarımızdan başlayarak, büyüklerin ellerini öpmeye ve dualarını almaya koşalım. Aksi halde bir dahaki bayram, belki onlara hasret günler olabilir. Ama bize, ama onlara... Kendimden misal vereyim. Bu bayramda elini öpeceğim hayatta bir annem-babam kalmadı. Kimden emanet olarak bir anne, baba isteyebilirim ki? Velev ki emanet alabilsem, hiç aslı gibi kokar mı? Yerini tutar mı? Bayramlar hızlı bir hayat yolculuğunda faydalı dönemeçlerdir. O dönemeçte hızımızı biraz kesip ileri ve gerimizi kontrol imkanı elde ederiz. Yani çeşitli anlamsız davranışlarla kırdığımız yakınlarımızdan ve iş arkadaşlarımızdan özür dileme fırsatıdır. Eğer kendimizi haklı görüyorsak -ki ekseri öyle bir his duyarız- bilelim ki bu şeytandandır. Yüz vermeyin. Çünki ilk el uzatan daima kazançlı çıkar!.. Şimdilerde bayramın bu sosyal faydalarını biraz unuttuk gibi. Bayramı bol bir tatilli gezme sebebi sayıyoruz. Gezmek elbette iyidir. İnsanı ferahlatır. Fakat birilerini sevindirip ferahlandırmak, daha sevap ve insana yakışan davranıştır. Bir arkadaşımıza yolda rastlayınca nasılsın diye sorarız. O da iyiyim der. Ancak soran da cevap veren de bu sözleri kurulu plak gibi söyleriz. Bunu bir candan sorabilsek. Ve "ey kardeşim gerçekten nasılsın. Bir borcun, sıkıntın, derdin var mı?" diye candan sorabilsek. O arkadaşımız da yine içtenlikle derdini açıp söyleyebilse, işte o zaman bütün yüzler gülecektir. Peki ecdadımız bayramları nasıl idrak ederdi, yaşardı: Öncelikle ev halkından başlayarak herkesin giyim kuşamını yenilemeye koşturulurdu. Konu komşudan ihtiyaç sahiplerine, bol bol yardımlar gönderilirdi. Bayram günleri küçükler büyükleri ziyaret eder ve çok tatlı sohbetler olurdu. Öyle ki bir alimi bayramda ziyarete gidenler, o kısa zamanda bir okul bitirmiş kadar yeni bilgilerle dönerlerdi. Tarihçi D'ohhson İstanbul'daki bayramları şöyle anlatıyor: "Osmanlı sarayında bayramlaşma, insanlara devletin yardım elini uzattığı müstesna günlerden biriydi. Padişahın bayram namazına gidişi "Bayram alayı" denilen, özel bir törenle olurdu. Eğer bayram cumaya rastlarsa o gün iki defa alay, yani tören düzenlenirdi. Herkes yeni elbiselerini giyerdi. Bayramda iş yerleri kapalı olurdu. Bütün akrabalar ve dostlar ziyaret edilip. kucaklaşılır ve helalleşilirdi. Devlet bayramlaşma törenlerinde kesinlikle el öpülmezdi. Küçük bir temenna bu işe yeterdi. Başka milletlerin kutlamalarındaki aşırılıklara Müslümanlarda asla rastlanmazdı. Müslümanların büyük bir vakar ve sükunetle kutladıkları bu bayramlar, Avrupa şehirlerindeki kutlamalardan pek farklı idi. Bayramlarda asla sarhoş bir Türk'e rastlayamazsınız." İşte bir yabancının gözüyle Türkler'de bayram. Bugün böyle mi? Evet demekte zorlanıyorum. Peki siz diyebiliyor musunuz? Bayramda geldiğimiz hayırlı noktaları bir dahaki bayrama kadar koruyabilmek hedefimiz olmalıdır. İşte o zaman hakiki bayramları yaşamış oluruz. Yazımı bitirirken daha nice bayramlara, huzur ve sükun içinde hür, şanlı bayrağımızın gölgesinde kavuşmamızı Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT