BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yabancı işgüzarlar ve içerdeki söz ve işbirlikçileri...

Yabancı işgüzarlar ve içerdeki söz ve işbirlikçileri...

Bu mübarek bayram günü, iç açıcı bir şeyler yazmak isterdim; ama olaylar el vermiyor, Türkiye’nin iç ve dış hasımları bırakmıyor.



Bu mübarek bayram günü, iç açıcı bir şeyler yazmak isterdim; ama olaylar el vermiyor, Türkiye’nin iç ve dış hasımları bırakmıyor. Özellikle cezaevlerinde yapılan operasyonların yorumlarında!.. The New York Times Gazetesi, bir zamanlar dünyanın en saygın, en güvenilir, “olayların objektif zabıtlarını tutan” gazetesi olmakla övünürdü. Ve genellikle de öyle idi. Son yıllarda, bütün dünyada -ve özellikle Türkiye’de- suçluları, teröristleri koruyan, mağdurların haklarına aldırış etmeyen, her fırsatta resmi otoritelere, polise karşı çıkan sözde “liberalizm”in merkezi, karargahı oldu. Son Amerikan seçimlerinde, muhafazakar George W. Bush’a karşı, sadece başyazılarında karşı çıkmakla kalmadı, haberleri ve gerçekleri manşetlerinde bile ona ve Cumhuriyetçilere karşı inanılmaz şekilde çarpıttı. Türkiye konusunda da, öteden beri, çoğunlukla böyle yapmıştır. Türkiye’de devamlı görevli veya geçici muhabirleri, sadece liboş entel takımı ile temasta olurlar ve haberleri bu açıdan verirler, yorumlarlar. Bundan evvelki muhabir Stephen Kinzer de aslında iyi bir gazeteci idi ama boş zamanlarında entel bir radyoda disk jokeylik yapar entel-liboş dostlarınının, telkinlerıne göre hareket ederdi. El insaf!.. Şimdiki muhabir Douglas Frantz da, anlaşılan, aynı yolda. Cezaevleri operasyonları konusunda pazartesi yayınlan haberinde de böyle davranmış. Tarafgirliği, güvenlik güçlerinin cezaevlerindeki operasyonlarının “vahşice” yapıldığını iddia ettiği ilk paragrafından başlıyor ve “Profesör” Murat Belge’den bir alıntısı ile nihayet buluyor. Belge efendi, kendi kendisi ile çelişkiye düşmek pahasına şöyle buyurmuş: “Hükümet daha ılımlı ve anlayışlı davranmış olsa bile netice belki değişmeyecek ve olanlar önlenemeyecekti ama, gene de hükümet (olayları operesyonsuz yatıştırmak için) yeterince gayret göstermedi.” El insaf! (New York Tımes’a hemen açıklayıcı bir faks gönderdim ama yayınlarlar mı bilmem.) Gözler önünde Her şey herkesin gözü önünde cereyan etti. Belgenin yandaşları cezaevlerinde yürütülen ve bence aslında fazla yumuşaklık, tavizkârlık ifade eden müzakerelerde, terör liderlerinin ne kadar bağnaz ve uzlaşmaz olduğunu, zımnen de olsa, kabul ediyorlar. Hatta, F Tipi cezaevlerinden vazgeçilmiş olduğu, bir ara, Bakan tarafından (bence büyük bir hata olarak) söylendiği halde gözü dönmüş terör “vahşileri” uzlaşmayı kabul etmediklerini itiraf ediyorlar. Buna rağmen Devlet operasyonları başlatmaktan ve herkesin gözü önünde cereyan ettiği şekilde yürütmekten başka ne yapabilirdi ki? Yani, kadınları göz göre göre yakan bu gözü dönmüş, aslında Devleti dize getirmek isteyen “vahşet” erbabının şantajlarına boyun mu eğilmeli idi. Daha ne kadar beklenecekti? Hatta F Tipinden ve on yılık “koğuş sistemi” ayıbına mı dönmeli mi idi. Ancak New York Times ve gene bizim liboşlardan, mesela bu operasyonların muhtemel bir darbenin işareti olduğunu, iddia eden Çetin Altan’dan alıntı yapan BBC Radyosu ve bizim liboş takımı, asıl cezaevlerindeki misli görülmemiş eski düzeni ve son vahşeti, insanların telefon emriyle yakılmasını görmezlikten geliyorlar. Avrupa’daki insan hakları örgütleri, herşeye, gerçeklere rağmen , “F Tipi Cezaevlerinin tecrit işkencesi olacağı yalanının temasını işliyorlar. Hiçbiri on yıl boyunca cezaevlerinde sürdürülen rezalet ve operasyonda da jandarmaların azami dikkatle, hoparlörle teslim çağrıları ve yumuşak telkinler yaptıkları ve fakat üzerlerine içerden yıllardır biriktirilen silahlarla ateş açıldığı gerçeği üzerinde durmuyor... Her fırsatta jandarmayı polisi ve devleti suçlamak liboşluğun şanındandır! İçerdeki sözbirlikçiler Ama bunu yapanlar sadece NY Times, BBC Radyosu ve bilumum yabancı işgüzar sivil toplum örgütleri değil. Bizim sağdaki ve soldaki öz liboşlarımız ve bazı tabip kuruluşları dahil, bizim sözde sivil toplum örgütlerimizi ve mesela, saygın bir gazeteci olarak tanıdığım Radikal Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan! O da operasyonları kınıyor, devletin ölüm koğuşlarına züccaciye dükkanına balyozla ve fil gibi girdiğini eleştiriyor. O’na da, el insaf ki el insaf! Devlet ve jandarmalar ne yapmalılardı? Kendilerine alev makinaları ile saldıran, ağır silahlarla ateş açan ve kendi kadınlarını göz göre göre yakan, gözü dönmüş vahşi isyancılara, öteki yanaklarını çevirip buketler mi vermeli idiler? On yıl büyük bir vurdum duymazlıkla beklenmişti... Pazarlık masalarında hep tavizler verilmişti. Son olarak, maalesef F Tipi Cezaevleri konusunda bile taviz verilmişti? Daha ne yapmak gerekirdi? Bu sorunun açık seçik cevaplandırılması, suçlamaların havada bırakılmaması gerekir. Özellikle dürüst bir gazeteci olan Berkan’dan cevap bekliyorum... Operasyon sahnelerinin -gerçeklerinin- TV’lerde gösterilmesi, onu “kahvaltı masalarında” rahatsız etmiş! TV’lerde onu sadece kahvaltı masalarında değil akşam yemeği masalarında da rahatsız etmiş başka şeyler yok mu idi acaba? Medyanın sorumluluğu Bütün bu olaylarda temelinden beri medyanın yazarların da büyük sorumluluğu var. Bir defa on yıldır cezaevlerindeki durumu herhalde bildiğimiz halde, bu konunun üzerinde yeterince gitmediğimiz için! Sonra bu gözü dönmüş, sağ ve sol vahşet erbabının nereden çıktığımı merak ediyoruz. Nereden çıktıkları besbelli: Önce 70’li yıllardaki cadı kazanından. Yetmişlerden başlayarak, özellikle üniversitelerdeki sol ve sol kıpırdanmaları, masum talebe hareketleri diye, mazur görmekten, Deniz Gezmişler’e ve Mahir Çayanlara, vb. “fidan gibi gençler” diye arka çıkmaktan başlayarak, son zamanlarda da TBMM’de slogan atan gençleri, Manisa’da aşırı örgütlere hizmet eden gençleri masum insanlar diye savunmuş olmanın, payı yok mudur acaba, bu hareketlerin, giderek “vahşete” dönüşmesinde... İki önemli husus Bu vesileyle, iki hususun daha irdelenmesine gerek var: Operasyonlarda ortaya çıktı baş aktörler, kendi istekleri veya baskıyla feryatlar içinde yakılan ve yananların çoğunun, gözleri dönmüş kadınlıktan çıkmış kadınlar olması! Canlı bombaların çoğu da kadındı... Öcalan’ın “müridleri” de öyle.. Bunları motive eden nedir? Kadınların, tab’an daha hırçın ve kararlı oluşları mı? Liderlerine karşı cinsel veya romantik tutkuları mı? Uyuşturucu almış olmaları mı? Yoksa koğuş sistemindeki erkeklerle birlikte olmak rahatlıklarının sona ereceğı endişesi mi? Herhalde sosyal bilimcilerin ve özellikle feminist hanımlarımızın, incelemeleri, irdelemeleri gereken bir konu! Bir de beni son derecede rahatsız eden bir husus daha var; cezaevlerindeki eylemlerde, operasyona direnişlerde, sonra da cenazelerde Alevi motifleri ağır basıyordu. Acaba neden? Türk Alevi kardeşlerimi tenzih ederim ama teröristler acaba (ve maalesef) Aleviliği kullanarak toplumumuz ve milletimiz içinde önlenmesi muhakkak gereken eski bir nifakı mı körüklemeyi amaçlıyorlar? Bu soruma, devlete muhakkak bağlı Alevi cemaati liderlerinin cevap vermelerini bekliyorum. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Liberaller benim işime yarayan budalalardır!” * Lenin “Güzel bir kavram olan liberal düşünceyi son yıllarda demokratik devletin düşmanları olan sözde liberaller maalesef yozlaştırmışlar ve teslim almışlardır!” * Margaret Thatcher
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT