BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İncinmediğim insan

İncinmediğim insan

Bayram günü aydınlık bir sayfa açmak istemiştim bu köşeye. Taze kış çiçekleri derleyip getireyim demiştim.



Bayram günü aydınlık bir sayfa açmak istemiştim bu köşeye. Taze kış çiçekleri derleyip getireyim demiştim. Solgun çınar yaprakları takıldı eteklerime... Cam kesmesi, soğuk bir rüzgar yakınca yüzümü, soluğum duman duman havaya karıştı. Şimdi bir divan şairi olsaydı ne derdi bu ah için? Ama benim "Âhım" adıyla yazdığım bir hikaye, bir mensur şiir vardır ki işte o, o iç yangınını cisimlendirerek, şekillendirerek anlatır. Hep âhı dokur o satırlar... Şimdi onu okuyorum yeniden ve diyorum ki: "Kandil çiçeğidir âhım yedi dikenli, asmak asmak, hevenk hevenk...İğne başlı, kaktüs ağrılı, zakkum zehri...Sarmaşıktır boylu boslu, uslanmaz, yapışkan, kırk ayaklı; çark-ı felektir sarılgan, maviş. Çalılıktır, fundadır, eğreltidir yılanların oynaşı. Biter yediveren gülünde, bir savunma ateşinde ter âhım. Karanfil nazında, filbahri çağında, erguvan yazında leylaktan zambağa, şebboydan zakkuma ebrûlu âhım." Kitabı bulunduranlar (Beyaz Bir Kıyı) o dökülüşü bir daha okusunlar. Bir bakıma o insanlık şiirini. Yaşamayla ölüm arasındaki çığlığı... Dost kaybetmenin acısıyla girdim, yürek yangınlarıyla bayrama...Hani kimi dostlar vardır ki bir ömür boyu ya da uzun seneler size en yakın olması gerekenlerden daha yakın olmuşlardır. Güzel zamanları ve hüzünleri paylaşmışsınızdır onunla. Bir içtenliği bölüşmüşsünüzdür. Birbirinizden incinmemişsinizdir. İşte öyle bir insandı o dost... Meşkûre Kabaklı... Ben onu tanıdığımda o güzel yüzü, sağlıklı görüntüsüyle öğretmenliğini sürdürüyordu. Matematik öğretmeniydi Kabaklı Hocanın Aydınlı eşi. Kaç kez gündüzleri geceleri dergi münasebetiyle bir araya gelmiştik. Özenle hazırladığı, daha çok İstanbul mutfağına has yemeklerle hafızama yerleşen sofraları ve o sofralar çevresinde sohbetlerimizi, gülüşmelerimizi unutamam. Sonra gezilerimizi... Vakıfta yirmi küsur yıldır gelenek halinde süren çarşamba toplantılarının baş dinleyicisiydi. Kabaklı Hocaya nasıl destek olduğunun bir görüntülü örneğiydi bu. Son yıllarda ayakları rahatsız olduğu halde yine gelir, dinleyici iskemlesini terketmezdi. Sonlarını sürmekte olduğumuz duyarlılıkların, inceliklerin, İstanbul görgülerinin, aklı selimin insanıydı o... Temiz kalbinin güzellikleriyle aydınlanırdık. Eleştiriden, gördüğü yanlışlıkları, çarpıklıkları ifade etmekten kaçınmazdı. Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyen bir yapının insanıydı. Kadir günü, iftardan sonra Meşkûre Hanımla kandilleşmek istemiştim. Hoca hastaneye yatalı Meşkûre Hanım oğlunun evindeydi, oğlu Taner telefonda annesinin yoğun bakımda olduğunu söyleyince altüst oldum. Sonra eşim, hocanın yeğeni Servet Kabaklı'yı aradı... Baktım eşim salonda gözlerini siliyor... "Kim?" dedim. "Yenge..." dedi. Kutlu bir günde gitti. Rahmetler üzerine olsun. Pierre Loti, Eyüp Mezarlığında eski İstanbul'u çevreleyen bir mekandaki kabrinde şimdi. Bir yandan Kabaklı Hoca hastanede, henüz o önemli ameliyatın nekahetindeyken can dostu sevgili eşi Meşkûre Yenge buyruğa, "buyrun"lara uyuyordu. Hocamızın iman genişliği ile bu acıyı karşılayacağını umuyorum. Bütün yakınlarına, dostlarına başsağlığı dilerim...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT