BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gündemin zor maddesi; Af

Gündemin zor maddesi; Af

En zoru; cezası "aylarla" ifade edilebilen bir mahkûmun, işte bu sayılı günlerin bitmesini beklemesidir!



En zoru; cezası "aylarla" ifade edilebilen bir mahkûmun, işte bu sayılı günlerin bitmesini beklemesidir! İstatistikî ömrünün ilk çeyreğinde, "yarım ömürlük" hücre hapsine çarptırılmış kişininse, kendini buraya sokmuş olan sebep yüzünden derin pişmanlıklar duyarak, içinde deliren hisleri bastırması, pek çok şeyi oluruna bırakması ve oturup sakin sakin, ömrünün (cezası bittiğinde kalacak olan) son çeyreğinde yapacağı işleri planlaması nispeten daha kolaydır... ..... Ama en kolayı; Diğer mahpusları bile ürkütüp kendi hallerine şükrettirebilecek kabahatleri boynuna asılmış olduğu halde içeri alınan... Ve kendisine kesilecek cezanın, "kaç insan ömrüne" tekabül edeceğini bile düşünemeyen birinin hayalidir... İşte bu hayal için "tek adres" vardır ki, o da masumiyet!.. Kendini, sütten çıkmış bir ak kaşık gibi... Yeni doğmuş bir sabî gibi düşünebilme cür'eti, bu durumda hepsinden daha kolaydır!.. § İşte, bizimki de o hesap: Eğer günün birinde bir şefaate nâil olur da affa uğrarsak... Eğer günün birinde bir kerelik hak tanınırsa bize de... Ve sorulursa; "Kimler dahil olsun affedilenler kervanına" diye... Benim niyâzım hazırdır: "Ya Rabbiii, tanıdığım veya tanımadığım... Beğenerek veya beğenmeyerek, her kim okumuşsa yazdıklarımızı bu güne kadar, bir kere bile... Ve her kim okuyacak ise bundan sonra; İşte yine bu insanların arasındaki masumların ve affedilmişlerin ve duaları makbul olanların... Ve onların, dualarının kabul olması için aracı kıldıkları büyüklerin yüzü suyu hürmetine... Her birini ve her birimizi affeyle!.. " § Şefaat; af için vasıta olmak... Ahirette, günahsızların ve bir kısım affedilmişlerin; bir kısım insanların affedilmeleri veya daha yüksek derecelere çıkmaları için Allahü teâlâ'ya niyazlarıdır, malûm... § Peki; Affetmenin, barışmanın ne olduğunu düşündünüz mü hiç?.. ..... Gerçekten ama... Şöyle, derinlemesine... ..... Bir de; bize, niye daima; "AFFETMEMİZ, AFFEDİCİ OLMAMIZ" telkin ediliyor dersiniz?.. Niyee?.. Nedeen? Ne için?.. ..... Peki, bütün hayatımız boyunca gördüklerimizden ve sahip olduklarımızdan acaba hangisinin gerçekten "sahibi" olduğumuzu hiç düşünüyor muyuz?.. ..... Ve, kimin mülkünde, kimin malı için, kimlere kızdığımızı... Ve kimleri bir ömür boyu "HİÇ BİR ZAMAN AFFETMEMEYE" ahdettiğimizi düşünüyor muyuz?.. § Allahü teâlâ; bizim "affettiğimizden" çook daha büyük, emsalsiz oranda affa uğrayacağımızı, müjdeliyorken... Dinimizin kendisine gönderildiği ve hepimize örnek olması gereken Sevgili Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem", kendilerinin koruyucuları olan ve kendileri için ölümü tereddütsüz göze almış olan sevgili amcalarının katlilini bile affedebiliyorken... Bizler... Ya bizler?.. Belki de sadece tavuğumuza bir kere "kışt" diyen kişileri "ömür boyu affetmeme inadında" nasıl bulunabiliyoruz?.. Nasıl, kendi boyumuzdan bile büyük "mızraklara benzeyen gururları" sığdırıp içimize, dolaştırabiliyoruz?.. Nasıl unutuyoruz; bir zerre merhamete bile muhtaç olacağımız o en çaresiz günümüzde, "AFFA UĞRAYANLARIN, AFFETMEYİ BİLENLER" olacağını... Affetmiş olduğumuz nisbette ve hatta misliyle affa uğrayacağımızı... Nasıl bilmezden geliyoruz?. § Hepimiz (karşımızdaki insan tarafından) affedilmeyi bekliyoruz; Halbuki "affetme erdemi" bizi bekliyor!.. ..... Siz duymuşsunuzdur da, ben iyi duymak için tekrarlıyorum: HEPİMİZ AFFEDİLMEYİ BEKLİYORUZ; AFFETMEK İSE BİZİ BEKLİYOR!.. § Şimdi... Canlar; Bu fakîrin bunca lafına tahammül edenlerinizden sadece bir kişi, dese ki; "Yahu, bari şu mübarek bayram gününü fırsat bilip, bana karşı suç işlemiş olanlardan en azından birini affedeyim... Gidip de ayağına, küslüğümü bitireyim, önce ben konuşayım onunla... Yoo, hem de onun için değiil, "kendim için" gideyim!.. Çünkü her dakika kendisine karşı günah işliyor olduğum Rabbim, O merhametiler merhametlisi; "AFFEDENLERİ AFFEDECEĞİNE" dair söz veriyor... § Hepimiz affedilmeyi bekliyoruz; Halbuki affetme güzelliği bizi bekliyor!.. ..... Düşünün şimdi: Bir tulumba var önümüzde... Ve bizim elimizde de, herhangi bir bedel ödemeden aldığımız bir fıçı su var... Kuyular dolusu suya kavuşmak için yapmamız gereken; Sadece, tulumbaya yarım kova su dökmek!.. Kuyular dolusu suya karşılık yarım kova su... Allahü teâlâ, bu kıyası iyi yapabilmeyi nasip etsin inşaallah her birimize... Ve bu güzel bayram günü, hepimizi katıksız ve saf sevinçlere kavuşanlardan eylesin, amiin!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT