BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aşçı yamağı, savaşın seyrini değiştirdi

Aşçı yamağı, savaşın seyrini değiştirdi

Bugün de Haçova Zaferinden bir enstantane sunmak istiyorum. Kritik zamanlarda herkesin bir noktaya odaklanması ile aşçı, çaycı... gibi umulmadık kimselerin umulmadık başarılara sebep olması açısından önemli bir enstantane bu...



Bugün de Haçova Zaferinden bir enstantane sunmak istiyorum. Kritik zamanlarda herkesin bir noktaya odaklanması ile aşçı, çaycı... gibi umulmadık kimselerin umulmadık başarılara sebep olması açısından önemli bir enstantane bu... Çolak Hasan, Yeniçeri olmak istiyordu. Acemiler Ocağına başvurdu. Fakat çolak olduğu için ocağa kabul edilmedi. Kendi kendine; "Artık hiçbir zaman savaşa katılmayacağım, Yeniçeri olamayacağım" dedi. Çolak eline baka baka ağlamaya başladı. Devrin büyük âlimlerinden Hoca Saadeddin Efendi, Hasan'ı görünce ona niçin ağladığını sordu. Hasan, yaşlı gözlerini Saadeddin Efendi'nin gözbebeklerine dikerek; "Padişah efendimiz düşman üzerine sefer düzenlemiş. Fakat ben gidemeyeceğim. Hayatım boyunca hiç asker olamayacağım ve sefere katılamayacağım. Eğer kolum sağlam olsaydı, belki şimdi ben de sultanımızın ordusuna katılır, savaşa giderdim" dedi. Saadeddin Efendi bir süre düşündükten sonra; "Seni harbe götüreceğim" dedi. Hasan bir an hayretler içinde kaldı. Hoca Efendi onun şaşkınlığını fark edince; "Orduda sadece askerler yoktur. Pek çok kişi de orduya hizmet eder. Ama savaşta önemli olan her türlü hizmeti yapmaktır. Hizmetin küçüğü büyüğü olmaz. Herkes elinden geleni yapar, sen de mutfak hizmetçisi olacaksın" dedi. Bu sözlerden sonra Hasan, Saadeddin Efendi'nin yanından ayrılmadı. 1595 senesinin Haziran ayında, Sultan Üçüncü Mehmed ordusu ile sefere çıktı. Çolak Hasan da bu ordunun mutfak görevlileri arasında yer almıştı. Osmanlı ordusu, Haçlılarla Haçova'da karşılaştı. Otağ-ı hümayun, bataklığı gören bir tepeciğin üzerinde kuruldu. İlk günkü çarpışmalardan bir netice alınamadı. Ertesi gün savaş yeniden şiddetlendi. Ön saflarda görülen bozgun, arkalara da bir çözülme olarak yansıdı. Fırsattan istifade eden düşman, Sultan'ın otağına saldırdı. Bu sırada ordunun geri hizmetini görmekle vazifeli olanlar, mutfak çadırının önünde toplandılar. Hasan ise, her zaman yaptığı gibi yine mutfak çadırından ayrılmış, savaş alanının yakınlarından çarpışmaları seyrediyordu. Ordunun bozulduğunu görünce, hemen koşarak, mutfak çadırının önünde toplanmış olan kalabalığın karşısında nefes nefese durdu. Onlara; "Ne duruyorsunuz? Düşman, Sultanımızın otağına saldırıyor. Bir şeyler yapmazsak, Otağ-ı hümayunu düşman çizmeleri kirletecek. Ellerimiz bağlı bekleyemeyiz. Biz Türk değil miyiz? Bir ordunun mensubu değil miyiz? Analarımız bizi hangi günler için doğurdu?" diye bağırdıktan sonra, mutfak çadırına girerek direklerin birinde asılı olan baltayı kaptı. Elindeki baltayı hırsla sallayarak; "Ben gidiyorum. İsteyen gelir" dedi. Bu hareket oradakileri coşturdu. Herkes ne bulduysa eline alarak, Hasan'ın peşine takıldı. Kiminin elinde bıçak, kiminin elinde satır, kiminde de kepçe vardı. Hatta bazıları ocaktan çektikleri ucu yanmış odunlarla hücuma katıldılar. Hasan, Sultan'ın otağına iki metre yaklaşmış olan düşmana baltasını öyle bir savurdu ki, düşmanın zırhı göğsünden parçalandı. Bir anda düşman neye uğradığını anlayamadı. Kafalarına yedikleri kepçeler ve odunlarla paniğe kapıldılar. Allah Allah sesleri ortalığı çınlatmaktaydı. Tepenin üzerinde hadiseyi seyreden Hoca Saadeddin Efendi, yanında bulunan Cağaloğlu Sinan Paşa'ya; "Düşmanın bu şaşkınlığından istifade edebiliriz. Ne duruyorsun?" diye bağırdı. Savaş bir anda tam tersine dönmüş, düşman askeri dağılmış, kaçmaya başlamıştı. Az önce zafer naraları atan düşman askerleri, her şeylerini bırakarak kaçıyordu. Zaferin kazanılmasında, ilk hareketin başlatılmasında büyük rol oynayan aşçı yamağı Çolak Hasan'dı...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT