BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İftar; ama kimler için?

İftar; ama kimler için?

2000 yılının ikinci Ramazan Bayramını geride bırakırken 2001 kapıya dayanıverdi. Yeni yılda herkese dirlik düzen diliyoruz. Türkiye yılın sonuna denk gelen Ramazan ayını da kendine yaraşır nitelikteki eylemlerle ve tartışmalarla geçirdi.



2000 yılının ikinci Ramazan Bayramını geride bırakırken 2001 kapıya dayanıverdi. Yeni yılda herkese dirlik düzen diliyoruz. Türkiye yılın sonuna denk gelen Ramazan ayını da kendine yaraşır nitelikteki eylemlerle ve tartışmalarla geçirdi. Önceki ramazanda deprem felâketinin tesiriyle şatafatlı iftar davetlerinde azalma görülmüştü. Son yaşadığımız Ramazan ayında da bu eğilim nispeten sürdü ya da belki söz konusu davetler kamuoyuna pek yansıtılmadı. Ancak İstanbul yine ilgi çekici iftar programları ile gündeme geldi. Son yılların sözde "diyalog" modası devam ettiğinden olsa gerek İstanbul'daki Rum, Ermeni patrikleri bazı iftar sofralarının baş misafirleri olarak ağırlandılar. Müslümanlarla gayri müslimlerin çok daha içiçe yaşadığı, gayri müslim nüfusun oran ve öneminin daha yüksek olduğu Osmanlı döneminde dahi böyle bir âdete rastlanmamaktadır. "Bir Zamanlar İstanbul" adlı kitapta İstanbul'daki eski ramazanlar uzun uzun anlatılırken, ezan vaktinin kalabalık sofraların başında bile derin bir sessizlikle beklendiği, oruçlar açıldıktan sonra akşam namazının cemaatle kılındığı yazılmaktadır. Böylesine bir ortamda Hıristiyan veya Musevi bir din adamının bulunduğunu düşünebilir misiniz? İftar yemeğine Müslüman olmayan herhangi bir kimseyi davet etmeyi hoşgörü veya diyalog olarak değil ancak "frapan" bir davranış olarak niteleyebiliriz. Bu davetlere gerekçe olarak İstanbul'un kültür mozayiği olduğunu öne sürmek ise en hafifinden gaflettir. İstanbul'da dünyadaki her büyük kentte olduğu gibi farklı dinlerden insanlar yaşar ve kitaplı dinlerin hepsinin ibadethaneleri mevcuttur. Tıpkı Paris'te, Londra'da, Viyana'da Tokyo'da vs. olduğu gibi. Ancak nasıl ki Paris Fransız ve Katolik bir kimliğe sahipse İstanbul da o kadar Türk ve Müslüman kimliğine sahiptir. Fatih'in İstanbul'u fethettiği gün İstanbul Türkleşmeye başlamış ve artık üzerinden 550 yıl kadar geçmiş olması dolayısıyla Türklük ve İslamiyet İstanbul'a damgasını vurmuştur. Diğer din ve kültürler mozayik parçaları değil bugün için artık gerek nüfus gerekse sosyal, ekonomik ve kültürel hayattaki ağırlık itibariyle marjinal unsurlardır, imparatorluktan bizlere miras kalan gruplardır. Ruhban okullarının yaşayabilmesi için gerekli sayıda öğrenciyi biraraya getiremeyen bir cemaat 12 milyonluk şehirde nasıl mozayik oluşturur anlamak mümkün değil. Bir kaç yüz kişinin katıldığı noel ayinleri yapılıyor diye Arif Nihat Asya'nın: Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış, Sultanı, çerisi, piri, veziri Nesilden nesile götürsün diye Kanatlar üstünde şanlı Tekbir'i Kuşun uçuş, gülün açış saati; Tanrının fermanı yüce kubbede... Duyulur uyanık Fatih'in "Uyan!" Dediği uzaktan Sultanahmet'e Burda kubbe kemer ve mihrap olmuş, O kıvrak şekil ki serhatte yaydı; Atlas bayrakların dalgalarında Rüzgârla öpüşen ince bir aydı mısralarıyla anlattığı İstanbul'u kültürler mozayiği olarak tanımlamaya hiçkimsenin hakkı yoktur. * * * Kıymetli hocamız Ahmet Kabaklı'nın eşi Meşküre hanımın vefatı bayram arifesinde bizleri üzüntüye boğdu. Meşküre Kabaklı'ya sonsuz rahmet, Kabaklı hocamıza ve diğer aile fertlerine sabır diliyoruz. Nur içinde yatsın.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT