BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yorum sizlerin!..

Yorum sizlerin!..

Ben yazıp geliyorum, diyorlar ki; "Galatasaray düşmanı, yazdıkları doğru değil inanmayın!." Buyrun, "Benim yazmadığım", noktasına, virgülüne bile dokunmadığım bir "haber" ve bir de "yorum!."



Ben yazıp geliyorum, diyorlar ki; "Galatasaray düşmanı, yazdıkları doğru değil inanmayın!." Buyrun, "Benim yazmadığım", noktasına, virgülüne bile dokunmadığım bir "haber" ve bir de "yorum!." Haber, Milliyet'ten: "Beşiktaş'ın şirketleşme için yaptığı anlaşmanın Galatasaray'dan daha avantajlı olduğu ortaya çıktı. Galatasaray Sportif AŞ'nin bünyesinde, futbol takımına ait medya yayın, logo kullanım, reklâm ve logolu ürün satış haklarından doğan gelirler yer alırken, bu gelirlerin elde edilmesi amacıyla yapılan giderler Galatasaray Derneği'nin bünyesinde kaldı. Beşiktaş modelinde ise, giderler şirketin bünyesinde yer aldı. Galatasaray'ın sadece gelirleri bünyesinde barındıran şirketi için, aracı kurum tarafından 150 milyon dolar değer biçildi. Oysa İş Yatırım Beşiktaş'a 200-300 milyon dolar değer biçti." Bitmedi; "haber" devam ediyor: "Ayrıca Galatasaray, halka arzdan önce sermayesinin yaklaşık yüzde 20'sini blok olarak AIG şirketine 100 milyon dolarlık şirket değeri üzerinden sattı ve yönetimde de iki sandalye temsil hakkı verdi. Beşiktaş modelinde ise sermayenin yüzde 40'ını temsil eden hisse senetlerinin tamamı blok satış olmaksızın halka arz edilecek ve yönetimin tamamı derneğin göstereceği adaylar arasından seçilecek." Hımmm!.. Bir tarafta 4 yıl üst üste şampiyon olmuş, UEFA Kupası kazanmış, Süper Kupa'yı almış, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale yürüyen bir takım... Onun şirketi "nasıl ucuza gitmiş" ve de gidiyor görüyorsunuz! AIG "adeta bedavaya" büyük bir hisse ve ondan da öte, şirket üzerinde denetimi sağlayacak, ağırlıklı temsil hakkı almış, kulüp bu işten anlayan "uzman üyelerinin bütün itirazlarına rağmen" her türlü baskı yolu kullanılarak yapılan anlaşma ve satışa rağmen, Galatasaray'ın durumu ortada!. Yabancılar tatilde... Yerliler isyanda... Para yok... Pul yok... Kulüp uçan kuşa borçlu halde... Alınan oyuncuların bonservis ücretlerinin taksitleri bile ödenemiyor!. Ama, kimsede ses seda yok!. Çünkü "cambaz hâlâ iyi işler yapıyor!." Yani, futbol takımı başarılı!. Ve... Türkiye Odalar Birliği'nin yayın organı olan "Forum Dergisi'nde bir yazı!." Yazının üstündeki imza Yalçın Doğan'ın!. Daha önce gazetesinde çıkmış, ben görmemiştim!. Yazının üst başlığı: "Off-Shore Bankacılığı yapılan adalar, para aklama ve kaçırma üssü..." Ana başlık: "Hortumlamada 'ada' formülü" İşte yazıdan bazı pasajlar: "Ceyman, Bahama ve Dominik Adaları, Antiller'de, Florida'nın güney doğusu, Küba ve Haiti'nin güneyinde. 'Yurtdışına para kaçırmak' ne demek?. Bu para nereye, nasıl kaçıyor?. Gittiği yerde, para nasıl aklanıyor?. Yani, nasıl kullanılır hale geliyor? Bu soruların yanıtları bazı adalardaki mali sistemin işleyişinden geçiyor." "... Sistemin normal mantığı Ceyman, Bahama ve Dominik Adaları'nın ortak bir özelliği var: Yasal olarak off-shore bankacılığın yaygın olduğu yerler. Mutlaka kaçakçılık şart değil. Ancak, sistem kaçakçılığa elverişli!." "Bu adalarda binlerce şirket var. Şirket kurmak çok kolay. Şirketler muhasebe tutmak zorunda değil. Dolayısıyla şirket işlemlerinin resmi kayıda geçmesi söz konusu değil. Hesap soran resmi otorite yok. Sistemin mantığı böyle... Adalar zaten bu yüzden cennet gibi!.. Şirketleri birer avukat temsil ediyor. Şirketlerin gerçek sahipleri hiçbir zaman bilinmiyor. Buna göz yuman resmi otorite, şirketlerden yıllık aldığı belirli bir prime bakıyor. Şirketler, ada yönetimlerine bu primi ödedikleri sürece sorun yok!. Gerisi, adaları ilgilendirmiyor." İşte altını çizelim: "Burada kurulan bir şirketle stratejik ortak olduğunuzda, o şirketin ortaklarının kimler olduğunu mali ve hukuki işlemlerinin yasal olup olmadığını" hiç ama hiç bilmeyeceksiniz, öğrenemeyeceksiniz! Bizi AIG ilgilendirmiyor, bizi Galatasaray ve onun şirketiyle, bu şirketin "yüzde 21'lik blok hissesi" ilgilendiriyor! "AIG Blue Voyage Advisor" böyle bir adada kurulmuştu! Kıyamet kopunca, "Matruşka'nın içine saklandı" ve oradan başka bir şirket çıktı; "AIG Blue Voyage Found!." Onun "kurulduğu yer neresi, ortakları kimler", hâlâ bilemiyoruz! Zira, Süren ve Cansun ikilisi "devlet sırrı" gibi saklıyor! TV'lerde de "bir gazeteci çıkıp" sormuyor! Ama inanıyorum ki, "Sermaye Piyasası Kurulu" soracak! Sorması da şart!. "İMKB'de Galatasaray Sportif AŞ'nin hisselerine para ödeyecek olan" Türk insanının "bunları bilmeye hakkı var!." Ben o hisselerden alacaksam, "stratejik ortağımın kim ya da kimler olduğunu bilmeliyim!." "AIG" demekle iş bitmiyor!. Bitmesi de mümkün değil!. Suç golcüler de mi? Hatırlayın Hakan'ın daha önce İtalya maceralarına nasıl itildiğini!. Ve nihayet "bu sezonun başındaki transfer ayında" nasıl Galatasaray'dan koparıldığını!.. Şimdi Jardel'in durumuna bakın!.. "Geldiği günlerde" ne kadar mutlu olduğunu, "ailecek" Türkler'e ve Galatasaray'a nasıl kucak açtıklarını anlatan açıklamalarını gazete sayfalarından tekrar okuyun ve bir de "bugünün Jardel'iyle karşılaştırın!." Ya "Türkiye gol kralı" Serkan'ın durumu? Acaba "uğursuzluk" bu futbolcuların "golcü" olmasında mı, yoksa.. Yoksa..? Yoo.. "yoksa'nın sonunu" yazmayacağım, herkes "kendi istediği ve bildiği gibi yorumlasın!." Ve de şunu da düşünsün: Bilemediniz 12-13 milyon dolar için Hakan gönderildi!. Jardel Galatasaray'a 28 milyon dolara mal oldu!. Sonra da soruyoruz; "Galatasaray neden borç batağında?" Alkışlıyoruz hep beraber, "büyük yöneticileri!." Acaba, Galatasaray yılda hem de dolar olarak "ne kadar faiz ödüyor", bir bilen ya da soran var mı? Geçen hafta bu sütunlarda Galatasaray Teknik Direktörü Lucescu için, Türkiye Liglerinin gol kralı Serkan'a yaptığı büyük haksızlığı ve "maçın bitimine 15 saniye kala oyuna sokma saygısızlığı" sebebiyle bir yazı yazmıştım. Özetle demiştim ki, "Aslında en hafif tabiriyle 'Yuh' demem gerek ama , benim üslûbumda 'Yuh' yoktur. Onun için daha nazik bir deyim bulmak için hep düşündüm ve buldum; Yüh." Ne var ki, "fakstaki bir şansızlık " yüzünden "Yuh'teki ü'nün üzerindeki noktalar İstanbul'da çıkmayınca", benim yazımın başlığı da, içindeki gibi "Yüh'ler de" olup çıkmış gene "Yuh!." Tabii yazının ne esprisi kalmış, ne de nezaketi! Okuyucularımda da, Lucescu'dan da özür dilerim. Trabzon için mektup var!.. Kütahya Tavşanlı'dan okuyucum Adnan Korkmaz, "Trabzonspor'la ilgili görüşlerimi onaylamıyor!" İşte onun görüşleri: "Evet ben de sizin gibi geçen Pazar gecesi Telemaç proğramında, Trabzonspor Başkanı sayın Mehmet Ali Yılmaz'ı dinledim. Hem de büyük keyif alarak, bundan dolayı kendimi sizin gibi talihsiz değil, talihli sayıyorum. Yazınızda, yıllarını, parasını ve zamanının büyük bir bölümünü Trabzonspor'un başarısına adamış ve parlamentomuzda bakanlık görevinde bulunmuş, saygın bir kişiyi, kamuoyu önünde, tahkir edici bir şekilde 'ben benci' diye vasıflandırmanızı esefle karşıladım ve yadırgadım. Kaldı ki sayın M.Ali Yılmaz başkaları gibi her hafta spor programlarının müdavimi değil ve çıktığı proğramda da kendisine sorulan sorulara, kısa, öz ve aynı zamanda doyurucu cevaplar verdi. Trabzonspor'un başarısı için geçmişte yaptıklarını ve gelecekte yapmayı düşündüğü fedakarlıkları anlatmaya çalıştı. Bunun neresi bencillik? Onun konuşmalarından, sizin uykularınızı kaçıracak kadar rahatsız olmanızı hâlâ anlamış değilim. Sizin aksinize, inandığı, sevdiği bir kulüp uğruna hiç bir karşılık beklemeden, parasını, malını, mülkünü, zamanını feda edebilecek bir kişinin hâlâ var olması, beni son derece mutlu etti. Sayın Mehmet Ali Yılmaz'ı keyifle izledim ve çok rahat uyudum. Sayın Yılmaz'ın mert, delikanlı, yardımsever ve benzer vasıfları herkesçe biliniyor. İnşallah bundan sonraki yazılarınzda sayın M.Ali Yılmaz'ı böyle kaleme alırsınız!" Okuyucumun görüşlerine saygı duyuyorum. Herkesin görüşü kendine. Ancak "bir itirazım var!" Başkan Yılmaz'ı "tahkir etmek aklımın ucundan geçmez!" Ben, "45 yıllık üslübum içinde eleştiri hakkımı kullanmıyorum." Futbol üzerine... Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Ticaret AŞ'nin "Barış Tut" tarafından hazırlanan "Futbol Ajandası" önümde duruyor! Doğrusu bir spor yazarına, bir futbolsevere verilebilecek "en iyi yılbaşı armağanı!" Ajanda'da enfes anekdotlar, bilgiler, resimler var! Mesela: "1930'da Albert Camus, Cezayir Üniversitesi takımının kalesini koruyan bir melekti. Çocukluğundan beri kaleci olarak oynamaya alışmıştı, çünkü orada ayakkabılar daha az eskiyordu. Fakir bir ailenin çocuğu olan Camus için sahalarda koşmak bir lükstü. Her gelişinde büyükannesi onun ayakkabılarının tabanını kontrol eder, eskimiş bulursa onu döverdi. Kalecilik yılları boyunca Camus çok şeyler öğrendi. 'Şunu öğrendim ki,' diyordu Camus, 'Top birine hiç bir zaman beklediği yerden gelmiyor. Bu bana hayatta çok yardımcı oldu, özellikle de büyük şehirlerde insanlar göründükleri gibi olmuyorlar.!" Mesela: "Leticia tarihine geçecek bir penaltı kurtardım." Kolombiya'dan yazdığı bir mektupta böyle diyordu genç Arjantinli. Adı Ernesto Guevera idi ve henüz Che olarak tanınmıyordu. Leticia bölgesinde, Amazon Nehri kıyılarında bir futbol antrenörüydü. Maçların sona ermesini hiç istemiyorum. Hava karardığında antrenmanı bitirmesi için görevliler boşuna dil dökerlerdi. Onu futboldan koparmak imkansızdı!" Bülent Yavuz'a mesaj!.. Sayın MHK Başkanı... Stop... Mevsim başındaki bir günde "Fenerbahçe'nin geçen sezonlarda biraz hakkı yendi, mağdur oldu" dediniz mi? Stop... Bu sözlerinizin tekzip edilmediği söyleniyor... Stop... Ben de görmedim... Stop... Bu yüzden bu günlerde başka bir söz yaygın... Stop... Deniyor ki; "Galatasaray ve Beşiktaş'ın yöneticileri de, yazarları da pek üzerinde durmuyorlar, duran ve kıyameti koparan sadece Fenerbahçeliler... Bu yüzden Bülent Yavuz ilk yıl, yerini ve koltuğunu sağlamlaştırmak için Fenerbahçe'yi koruma ve kollama görevini bilinçli olarak üstlendi, gereğini de yapıyor. Yapmaya da devam edecek"... Stop... Fenerbahçe'ye verilen ya da Fenerbahçe aleyhine verilmeyen penaltıları bilmem ama Erman Toroğlu bile yazdığına göre, bir şey var olsa gerek... Stop... Ama Emre'ye, Hagi'ye yapılan "insafsızca faullerde sarı kart çıkmamasını" nasıl yorumlayacağız? Stop... Can havliyle itirazlarda bu oyunculara çıkan kolay kartları nasıl izah edeceğiz? Stop... Şimdi sayılmayan nizami goller... Stop... Bilmem ki, hakemlerimiz "Fenerbahçe'nin biraz hakkı yendi" sözünün gereklerini mi yerine getiriyorlar? Stop... Ya da gerçekte siz "koltuğunuzu sağlama almanın yolunu böyle mi çizdiniz?" Stop... Selamlar... Stop... Bayramınızı kutlarım... Stop.. Mutlu yıllar dilerim... Stop... Öcal Uluç... Stop... Yürekler acısı!.. Neresinden başlayayım? İnsan neresine el atsa, elinde kalacak cinsten!. Adı; "Atatürk Koşusu!.." Büyük Önder'in Ankara'ya gelişinin yıldönümlerinde yapılan bir koşu!. Atatürk'ün "başkent yaptığı" şehirde koşuluyor!. Bu defa tam 65'incisi yapıldı! Keşke yapılmasaydı; hiç yapılmasaydı!. Koşunun yapılacağı 27 Aralık gazetelerinin çoğunda "5-10 satırlık" ve "tek sütuna bir haber dahi yok!." TRT hariç, TV'lerin gözü ise zaten futboldan ve "büyük takımlardan başka hiçbir şey görmüyor!." Atatürk Koşusu'nun "nasıl bir tablo içinde yapıldığını", aynı gün sevgili hocamız Turgay Renklikurt'un ALEM FM'deki proğramına telefonla katıldığımda, "çiçeği burnunda" Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Yurdadön'ün ağzından dinledim!. Yıllarca bu koşuya katılmış ve "en çok kazananlar listesinin başına yerleşmiş" eski bir atlet olarak, Yurdadön'ün sesi, olan biteni anlatırken titriyordu!. Sonra, ertesi sabah gazetelere baktım... Bir-ikisi hariç, çoğunluğunda "At yarışı sonuçları" kadar bile yer bulamamıştı!. Nihayet aynı gün, TRT 3'te banttan yayınlanan koşuyu TV ekranından izleme imkânını buldum! Hey gidi "eski günler" hey!.. Bu koşu yapılırken, Ankara'da yer yerinden oynardı!. Haberler... Röportajlar... Resimler... Çekimler... Devlet büyüklerinin, bakanların, genel müdürlerin, valilerin, belediye başkanlarının katıldığı ödül törenleri!. Yarışın yapıldığı yolların, caddelerin, bulvarların iki yanına dizilmiş "gönlünce alkışlayan" onbinler... Ya 2000 yılının 27 Aralık'ındaki koşu? Kimsenin haberi yok!. Tesadüfen yoldan, kaldırımlardan geçenlerin garip garip baktığı atletler!. Atletlere "kar topu atan, poşetler savuran", hatta otomobilleri onların üzerine süren insanlar... Yarışın bitiş yerinde, hakemlerden, organizasyon komitesinden, birkaç gazete ve kameramandan başka kimsenin olmadığı, ödül töreninin yapılması için kurulan "Protokol tribününün bomboş kaldığı" bir Atatürk Koşusu!.. Ne bakan var, ne vali, ne belediye başkanı, ne genel müdür!. Ne seyirci, ne sporsever!. Bir vali yardımcısını görevlendirmişler, o kadar!.. Yurdadön'ün hüznü, o karda kıyamette yarışan atletlerin öksüzlüğü, halkın, medyanın ilgisizliği; işte sporumuzun "profesyonel futbolun altında nasıl ezildiğini gösteren" acı ve tüyler ürpertici gerçeğin altındaki kalın çizgiler!. Teşkilat yok!.. Medya yok!.. Atletizm yok!.. Spor yok!.. Yaşasın futbol!.. Yüzümüz kızarmadan, iftihar edebiliriz!.. Bu hazin tablonun altında hepimizin imzası var!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT