BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > KültürTreniyle Rumeli

KültürTreniyle Rumeli

Bu anlatılmaz bir hikaye... Bir duygu seli, bir hasret rüzgarı, vatanımın kokusu üstüne sinmiştir diye yüz sürmeler, sarılıp öpmeler ve gözlerinden fışkıran enerjiyi muhatabına nakşeden bakışlar. Bu Bulgaristan, Makedonya ve Yunanistan topraklarındaki soydaşlarımızla kucaklaştığımız 6 günün özet hikayesi...



Rumeli’de 6 gün TRT’nin TRT Çocuk ve Gençlik Vakfı ve TCDD ile birlikte gerçekleştirdiği en büyük projelerden biri “Cumhuriyet Treni” Yurdumun her karışında demiryolunun ulaştığı her noktaya giden bu tarih hazinesinin taşıyıcısı “Cumhuriyet Treni” turunu bitirdikten sonra geçen yıl 10 Kasımda Türkiye’den Yunanistan’a “Dostluk Treni” olarak gitmişti. 10 Kasım 1999 gününü Atanın doğduğu evde idrak eden bu trenin yolcuları bu hazzı unutamamışlar, uygulayıcılar buradaki kaynaşmayı idrak etmişlerdi ki bu yıl da Bulgaristan, Yugoslavya, Makedonya ve Yunanistan ellerindeki soydaşlarımıza dostluk ve esenlik, götürmek üzere yola çıktılar. TRT, TCDD ve TRT Çocuk ve Gençlik Vakfı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin büyük katkılarıyla gerçekleşen ve 6 güne sığan tur, bir duygu seli, bir hasret rüzgarı, bir kaynaşma, mahbubuna kavuşan aşıkın feryadı, gibi anlatılmaz duyguları içinde barındırdı. Kabarmış yüreklerdeki ışıltıyı, anavatanın kokusunu, havasını koklamıştır, içine sinmiştir diye duygusal ortamlar içinde adeta coşku denizinde kaybolup gittik. Sirkeci’den kalkan trenimiz ilk durak olarak Bulgaristan’ın Filibe kentine (Bulgar adıyla Plovdiv) vardı. Bizi istasyonda karşılayan onbinler tren raylarının üzerinde birbirlerine dayanarak konukları karşılamak, ellerini tutmak, onlara sarılmak için adeta yarışıyorlardı. Resmi karşılamada ise önce Bulgar Folklor ekibinin üyeleri zenginlik ve mutluluğun sembolü olduğuna inanılan ekmek ve tuz’u Türk heyetine sundu, daha sonra gösterilerini yaptı. Sanki Anadolu Tamamen Anadolu’da bir kent görünümündeki bu ata yadigarı kentte Osmanlı mimarisinin izleri ilk günkü gibi yaşıyor. Hâlâ ayakta kalan ve bazısı müze olarak kullanılan Osmanlı bey konakları işlemeleri ve mimarisiyle Türk mührünü o beldelere vurmuş, dimdik ayakta duruyor. Safranbolu evlerini andıran mimari içinde biraz daha viran sokakların tabanı bildiğimiz taş döşemelerden oluşuyor. Her şeye rağmen ata yadigarı bu konaklar bugün devlet eliyle korunuyor ve bir çoğu müze olarak ziyarete açık tutuluyor. Cami tamirde Filibe’de, Osmanlı hümümranlığında iken 53 adet cami varmış... Vakfiyeler ve yazılı eserlerdeki bu camilerden bu gün sadece ikisi ayakta... Birisi “Cuma Camii” denilen en merkezi yerdeki büyük cami, diğeri ise “İmaret Camii”. Geçen yıl Cuma Camii tamirde iken bu yıl İmaret Camii’ni tamire almışlar. Müslüman Türk cemaatin tüm idari ve medeni işlemlerinin görüldüğü caminin girişinde ise Filibe Müftülüğü var. Zaten 500 bin civarındaki nüfusun 105 binini Türk soydaşlarımız oluşturuyor. Bölgede yaşayan ve Türkçe konuşan çingeneleri de sayarsanız bu nüfus 150 bini buluyor. Hasret, coşku bir arada Gece ise Filibe Başkonsolosluğumuzun düzenlediği bir konser vardı. Bizimle birlikte oraya gelen Muammer Ketencioğlu ve arkadaşlarından oluşan ekip Rumeli türküleri seslendirdi. Çevre köylerden gelerek tiyatro salonunu dolduran binlerce soydaş bir taraftan hasretle ağlarken, diğer taraftan şarkılara eşlik ediyordu. Ama en önemlisi konserden sonra Türkiye’den gelenlere sarılıp öpmek... Bunun tadı soydaşlarımız için bir başkaydı. Makedonya topraklarında Müslüman olmuş Arnavutlar ve Türklerin birlikte huzur içinde yaşadıkları ülke Makedonya, Bulgaristan ve Yugoslavya’dan daha münbit, daha bakımlı daha zengin olduğunu ilk bakışta belli ediyor. Tren garında heyeti karşılaşan Makedonyalıların coşkusu da Filibe ve Sofya’dakini bastırıyor. En görkemli karşılamayı ve ağırlamayı burada buluyoruz. Hatta yolumuzun üstünde pastane işletmekte olan “Hacı” lakaplı Mehmet Efendi, otobüsümüzün önüne geçiyor ve pastanesinde neyi var neyi yoksa önümüze koyarak ısrarla yememizi istiyor. (Heyet üyelerinden bazıları yedikleri tulumba tatlısını çok kaçırdıkları için rahatsız oldu). Burada ilk durağımız ise Atatürk’ün idadi okuduğu ve Gazi Üniversitesi tarafından yeniden restore edilen Manastır İdadisi’ni ziyaret ediyoruz. Gazi Üniversitesi gerçekten Prof. Örçün Barış başkanlığında burayı tamamen imar etmiş ve tablolarla ve bulunabilen Atatürk resimleri ve hatıratıyla donatmış. Burada bizi iki ayrı folklor grubu karşılıyor. Bunlardan birisi Türklerin. Türk grubu davul zurna eşliğinde “Çanakkale içinde” veya “Estergon kalesi”, “Osman Paşa” çalarken diğer kültür Arnavutlar da kendi folkloründen örnekler sunuyor. Gece yarısı ziyaret Programın sarkması dolayısıyle Kalkandelen’de görmemiz gereken Arabati Tekkesini geceleyin ziyaret ediyoruz. Bir yıl önce şadırvan bölümü Türkiye Cumhuriyetinin katkılarıyla onarılan ve açılışına İsmail Cem’in gittiği Tekke, bugün otel olarak kullanılıyor. Şehrin ikinci büyük eseri ise Alaca Camii... İki kız kardeş tarafından 1490 yılında yaptırılan cami tamir görmüş tabbii ama süslemeleri ve kapalı olduğu için göremediğimiz içindeki Boğaziçi süslemesiyle çok ünlüymüş... Yolunuz düşerse Alaca Camii’ni mutlaka ziyaret edin... Askerimiz orada Gece konser salonuna gittiğimiz zaman NATO’da görevli Türk subaylar ile karşılaştık. Bu kişiler Kosova’ya gönderilen Türk Barış Birliği’nin dışında NATO destek bölüğü olarak burada hizmet görüyorlarmış... 39 ülkeden gelmiş NATO askerleriyle birlikte her an tetikte yaşayan subaylarımızın en büyük işlevi ise Türk insanını 39 dünya insanına tanıtmak... “Onlar hâlâ bizi hak hukuk bilmeyen, bilgisayarı tanımayan kişiler olarak değerlendiriyorlar” diyen Yüzbaşı Barın “İnternette açtığımız site ile bütün dünyaya buradan sesleniyoruz.” diyor. DEVAM EDECEK
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110389
    % 0.97
  • 3.8376
    % -0.68
  • 4.5307
    % -0.43
  • 5.1459
    % 0.04
  • 155.563
    % -0.21
 
 
 
 
 
KAPAT