BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > "Pınar kızımız" biraz ileri gitmişti!

"Pınar kızımız" biraz ileri gitmişti!

9 Haziran 1998'de Mısır Çarşısı'ndaki patlamada parmağı olduğu iddiası ile iki buçuk küsur yıldır yargılanmakta olan "sosyolog" Pınar Selek, bir "bilirkişi" raporunda, patlamaya bombanın değil, "tüpgaz sıkışmasının" sebep olduğunun, iddia edilmesi üzerine, İstanbul 4 No'lu DGM'de Yargıçlar Heyeti'nin çoğunluk kararı ile tahliye edildi.



9 Haziran 1998'de Mısır Çarşısı'ndaki patlamada parmağı olduğu iddiası ile iki buçuk küsur yıldır yargılanmakta olan "sosyolog" Pınar Selek, bir "bilirkişi" raporunda, patlamaya bombanın değil, "tüpgaz sıkışmasının" sebep olduğunun, iddia edilmesi üzerine, İstanbul 4 No'lu DGM'de Yargıçlar Heyeti'nin çoğunluk kararı ile tahliye edildi. Yirmilerindeki bir genç kızın, bu kadar zaman cezaevinde yatması üzücü idi! Kendisinin mutluluğuna, özellikle yakınlarının sevincine, tabir caizse, "limon sıkmak " istemezdim. Ama, bu tahliye ve ardından aşağı yukarı tüm eski tüfeklerin -şimdiki "liboşların"- biraz erken, salya-sümük sevinç naraları atmaları ve hele tarihteki Dreyfus vak'ası gibi, "Derin Devletin" komplosu yüzünden Pınar'ın hayatından ikibuçuk yılın "gaspedildiği"ni iddia etmeleri olmasa ve başta polis, savcılar ve de özellikle zamanın İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'in mesleki onurları da sözkonusu olmasa idi... Gerçekler Her şeyden önce, bilirkişi heyetinin, patlamaya tüpgazı sıkışmasının sebep olduğu yolundaki ve diğer uzman görüşleri ile çelişen tespiti bir tarafa, dava dosyalarında ve hatta CUMHURIYET gazetesi gibi saygın bir gazetenin kayıtlarında yer alan bazı gerçekleri hatırlatmakta yarar var: Pınar Selek üçü çocuk, 7 kişinin ölmesine, 9'u yabancı uyruklu 121 kişinin yaralanmasına sebep olan bombayı, Abdülmecit Öztürk adlı kişi ile birlikte Tüneldeki incik boncuk atölyesinde hazırladığını ve Mısır Çarşısı'nda bir büfeye yerleştirdiklerini o zaman "işkence görmesine vakit kalmadan" itiraf etmişti. Nitekim, yakalandığı zaman, bir poşet içinde yanında ve Tüneldeki "incik-boncuk" atölyesinde, üzerlerinde kendi parmak izleri bulunan, miktar ve nitelikleri dehşet verici bomba malzemeleri ele geçirilmişti. Aynı malzemeler ve bombalar, PKK'nın ARGK, silahlı eylem kolunun daha önce gerçekleştirdiği terör eylemlerinde de kullanılmış. Bu deliller hiç inkar edilmemişti. Bu bulguların gerçek olduğu, Pınar'a karşı sempatisı olan Hasan Çetinkaya'nın, o zamanlar Cumhuriyet'te yazdığı bir yazıdan da anlaşılıyor. Çetinkaya, 20 Ocak 1998'deki yazısında, Pınar'ın üzerinde ve atölyesinde bomba malzemesi bulunduğunu, atölyesinde bomba imal edildiğini, AZAT kod adlı kişinin isteği üzerine malzemeleri götürürken yakalandığını itiraf ettiğini teyit ediyor. Çetinkaya, Pınar'ın PKK tuzağına düşmüş olabileceğinden ve PKK tarafından kullanılmış olmasından kuşkulanıyor. Ama şunu da yazmaktan kendisini alamıyor; "Anneler, babalar, gençler PKK terör örgütünü silahlı mücadele örgütü sananlar Pınar'ın öyküsünden ders alırlar mı?" Hâlâ PKK tutkusu Şimdi de gözden kaçan bir husus var: Eğer Pınar gerçekten PKK'nın tuzağına düşmüş veya oyununa gelmişse neden onları tel'in edemiyor? Oysa -gene kendi itiraflarına göre- Pınar'ın PKK-Öcalan-Kürt tutkusu devam etmekte? Pınar'ın babası solcu ve teröristlerin avukatı Alp Selek de, kızı tutuklandıktan hemen sonra bu bulguları inkar edememiş, "sosyolog kızının" bilimsel araştırmalarda fazla ileri gittiğini, daha tedbirli olması gerektiğini adeta "kızım azıcık hamile" dercesine, söylemeye mecbur olmuştu. Kızını kurtarmak için iki yıldır başarılı bir "halkla ilişkiler-manevi baskı" tezgâhı kuran ve bu tezgâhta çoğu eski solcu müvekkilleri ve eski yoldaşları, şimdiki "liberal yazarları" ve gazeteleri, ustalıkla kullanan, TİP eski MYK üyesi, İstanbul İl Başkanı ve gene TİP eski Milletvekili Cemal Hakkı Selek'in oğlu, "becerikli ve kurnaz Avukat Alp Selek'i (Ama ne aile?), naçizane uyarırım: Kızını fazla konuşturmasın, şimdiki sözleri PKK'ya, Öcalan'a, Kürtlere olan "tutkusunun" devam ettiğini itiraf etmesi, suçluluğu konusunda zaten mevcut karineyi daha da kuvvetlendirir. Kampanya Pınar'ın avukat babasının solcu eylemci ve şimdi köşe yazarı eski yoldaşları ve müvekkilleri, ikibuçuk yıldır, Pınar'ın masumiyetini kanıtlamak ve kamuoyunu ve hatta savcıları, yargıçları manevi baskı altında tutmak için, başka hiçbir konuda yazmadıkları kadar duygusal yazılar yazmış, Pınar'ın bir "Derin Devlet" komplosunun kurbanı olduğunu dahi iddia etmişlerdir. Listesi ünlü '68 kuşağı'nın sol cenahının "şeref tablosu" gibi olan, şu bizim "ötekiler" hiç olmazsa, kızımızın tinerci sokak çocuklarına tutkusu kadar masum olmayan bu PKK-APO-KÜRTÇÜ saplantısını neden yadırgamazlar, neden gözardı ederler anlamıyorum. -Doğrusu çok iyi anlıyorum!- Sorduğum başka bir şey de, sözkonusu, söz misali ülkücü bir genç olsa idi "ADALET" namına, bu derece seferber olurlar mı idi? Flulaşan gerçekler Ve bu kampanya sayesindedir ki Pınar'ın PKK ile yakın ilişkileri, haşir neşir oluşu, hatta ele geçen somut deliller belki "flulaştırıldı" ama, aslında kendisi tartışmalı olan yeni bilirkişi raporu neticesi, herhalde tamamen keenlemyekûn olmamıştır. Pınar, gerçi tahliye edilmiştir ama mahkemece aklanmamıştır. Dosya kapanmamıştır. Dava DGM'de devam edecektir. Savcı son iddianamesini okumadı; patlamanın kaynağı hususunda diger uzman raporları ile şimdiki bilirkişi raporu arasındaki çelişkiler yeterince irdelenmedi. Ve doğrusu ben, bu son "bilirkişiler" gerçekten "bilirler" mi, yoksa bazı sempatilerinden dolayı veya manevi baskı altında şartlandırılmış olmalarından dolayı, Pınar'ı aklamayı "umar" kişiler mi diye en azından, şüphe ediyorum. Ve en açıkçası "sosyolog" Pınar'ın "bilim kurbanı" ve masum olduğuna da inanamıyorum. "Pınar yargısız infaz edildi" diyenlerin, bu tahkikatı yürüten polislerin ve zamanın Emniyet Müdürü ve o zaman görevini yapan Hasan Özdemir'in, "şimdi vicdanın sızlamıyor mu" manşetleri ile "yargısız infaz edilmelerine", böylelikle adaletin saptırılmasına karşı, duyarsız kalamıyorum. Şaşırmam... Daha iki yıl önce yazmıştım: Bu yoğun ve hatta savcı ve yargıçları da etkileyebilecek medyatik manevi baskı kampanyası sonunda, babasının cerbezesi ile Pınar, neticede güya "aklanırsa" hiç şaşmayacağım. Ancak sonunda, hiçbir şüpheye mahal kalmamacasına, gerçekten, aklanırsa çok sevinir ve hatta bu konuda bu kadar şüpheci olduğum için mahcup olur, vicdan azabı da duyarım. Ama aksi olursa, yani Pınar'ın suçu sabit görülürse, acaba Pınar'ı, Jandark veya Dreyfus haline getirenler ne yaparlar, ne derler? "Pınarcıların" ne yapacaklarını söyleyeyim: Gene "Derin Devlet Komplosunda" ısrar ederler! Ve diğerleri Ve bu "ötekiler", Mısır Çarşısı'nda hayatını kaybeden 9 kişiyi, yaralananları, sağ kolunu kaybeden Zeynep Yanar'ı hiç mi düşünmezler? "Bakın Pınar'ın tahliye edilmesi ve açılan acındırma kampanyası karşısında, Mısır Çarşısı mağdurlarları da isyan etmişler: "Pınar'ı da devleti de affetmiyoruz" diye bağırıyorlar. Bilirkişi raporuna inanmıyorlar. Bu konu sadece Pınar Selek konusu değildir, aslında yıllardan beri devlete karşı oynanan oyunların, "liboşların" özgürlük, düşünce özgürlüğü ve insan hakları adına teröristlere arka çıkma geleneklerinin yeni bir kesitidir. Devlet, bu olayda, muhakkak polise ve yargıya sahip çıkmalıdır. Çıkmaz ise son tahlilde kaybedecek "Devlet" olur.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT