BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

2000 yılını da geride bırakan insanoğlu 21. yüzyılın vadedilmiş mutluluğuna sahip olabilecek mi? Ya da insanlık tükettiği son iki bin yılını lirik şiirlere taş çıkartırcasına, hüzün nağmeleri eşliğinde üçüncü bin yıla mı hazırlanıyor?



Masum busede üçüncü bahar 2000 yılını da geride bırakan insanoğlu 21. yüzyılın vadedilmiş mutluluğuna sahip olabilecek mi? Ya da insanlık tükettiği son iki bin yılını lirik şiirlere taş çıkartırcasına, hüzün nağmeleri eşliğinde üçüncü bin yıla mı hazırlanıyor? Tarihçiler yüzyıl ne zaman biter tartışmalarını sürdüredursun asrın zihinlere demirlenen yaşadığı olaylar eşliğinde, insana nahoş görüntü veren hayat yolculuğu, durumun vehametini anlatmaya yetecek mi acaba? Biner yılı tek tek bahar havası saydığımızda iki bahar görmüş geçirmiş milat sonrası insanları üçüncü bahara mutluluk tomurcuklarıyla girseydi ne güzel olurdu değil mi? Yeni yıla uyanmak Biz bu sorularla cedelleşirken hayatın güzelliğine aşina sade gönüllerimizle karşılasaydık yeni yılı. Özlediğimiz o gönüller, hayatı her yönüyle görme, özümseme, sevme ve paylaşma müjdecileridir. Mutluluğun içi boş vaatçileri değil, hani toplumu ölçüp biçen ama mutluluğa dair hiç söyleyecek sözü olmayan bire bir, ona on görüşünü kafalarında perçinleştiren sözüm ona mühendis adayları topluluğundan hiç değil. Onlar yorgun geceye savrulan kaçış insanları da olamazlar zaten. Dünyanın dört bir yanına dağılıp sevgiyi aşılama taraftarları olsa gerek bu sahnenin oyuncuları. Üçüncü baharı yaşayamamak, ne kadar insandan arî bir düşünce ise yaşamak da bunda kendini bulmak her halde. Bahar çiçeklerinin insana mutluluktan ziyade -sen onunla özdeş isen- hayat bulabileceğin serzenişi bol bir zaman. Zira hazır beyana âmâde kişiler yerinde duramazlar. Görevleri insanlara sevgi elini uzatmak, çölde su, hasta için ilaç, naçar için çare olmaktır. Yoksa insanlık karanlık mahzenlerin tozlu raflarında yüklü kitapların kırışmış sayfaları arasında kalmaya mahkûm olamaz. Ya bizim, masum buse, ümitlerimiz ne olacak? Senin yeni baharda çiçek verecek ellerini arıyorum derbeder bakışlarla... Yeni bir yıla girerek üçüncü bahara ilk adımını atacağımız bu gecenin sabahını göremeyecek miyiz? Sabah olduğunda masalarda bırakılan umutlara bakarak hüzünlenirken onlarla bir daha uyanamayıp üçüncü baharı soluklayamama düşünceleri alıp götürecek, o insanların mutsuzluk temayüllerine beni kilitleyecek. Bu kış günü bahar havası beni iyice sarmış olmalı ki hep bahardan söz ediyorum. Tarihe adını koyan ve ilk ikisinde omuzlarımızı çökerten baharların yorgunluk veren hissinden kurtulma gayreti bu belki de. Ya üçüncü baharı göremezlerse... İşte şimdi uyanamayanlar güruhuna karşı harekete geçmeli. Ki bu rehavetten onları kurtarsınlar. Ama onların uykusu kalp denizinden süzülüp gelen yürek dalgıçları gibi yedi uyuyan insanın kendinden geçivermeleri nazikliğinde olmayacak kuşkusuz. Onlarınki hüzün uykusu, hiç uyanamamak üzere ebediyete göç etmeleri var ama vakit dolduktan sonra artık ne fayda... Yarına kilitli bahar Kolay değil elbet bu bahar çiçek kokularını ciğerlerine çekmek. Üzerine yarın güneş ışığının bile aydınlatamayacağı insanları uyandırmak, bir kaç avuç da olsa ışık saçmak hiç de kolay değil. Bahar aylarında bir fidanın tomurcuklanması kadar latif bir hava gerekli yarına. Ayakları yere basmayan insanların mavi masallar ülkesinde yaşamaları gibi hayâl olur yoksa her şey. Melodramlarda yaşamak. Uyanmak, üçüncü bahara uyanmak. Tüm insanları asra kaldırmak. Ne büyük, ne yorucu, ne çetrefilli bir iş. İnsanın uyanmasıyla, ne de olsa beyazların gözardı edildiği, asil renklere bakmaya fırsat bulunamayan zamandır artık gün ışığında gizli kalan sabahın ezgisi. İnsan güneşle başlamalı yeni yıla. Peki ya uyanamazsa şehir. Şairin "yeter ki gün eksilmesin penceremden" sözüyle beklemeyecekmiş gibi duran hayat vaveylası ya gerçek olur da gün bitiverirse dermansız duran evlerin sisli pencerelerinde. Yıldızlar, sabaha az kala on ikili burçlar kümesinde bir düzine insanı bekler. Soğuktur onların sabahı, lakin içlerindeki kaynayan sevgi ateşi onları yeni güne taşır, sevinçleri alınlarına boncuk boncuk güller açtırır. Bir gurub vakti başlayan sevgi operasyonu sabahın ilk ışıklarıyla sona erer. Geceye saklanan, aniden çıkıveren sabaha. Ne de olsa unutamayız "gün ola hayrola" tesellisini. İnsan nice yıllara, insanlık yüzyıllara, bahar ise kapıda, yarın için yarına... ¥ Süha KIVANÇ / DENİZLİ Seneler Ne çabuk, acımasız, geçiyor birer birer Takmış ardına bizi, sürüklüyor seneler Peşinden koşuyoruz ecel denen olgunun Her yıl daha da hızlı, her yıl daha da yoğun Yok artık ilk yılların anlatılmaz coşkusu Ne o hevesler kaldı, ne o dünya tutkusu Elbette bir tadı var yaşanan her zamanın Yılın, ayın, haftanın, günün ve dakikanın Lakin çok zor alışmak, her şeye veda etmek Hiç yaşamamış gibi sırtını dönüp gitmek Bir teselli aranır hep böyle zamanlarda Kimi anlar görünür, kimi ağlar, anlar da Ya kelebek olsaydık birkaç günle sınırlı Ya özgür olmasaydık ömür boyu kahırlı Ya sevgiyi tatmayıp ot gibi yaşasaydık Ya kinle yoğrularak zalimi oynasaydık Ya hiç doğmasaydık, görmeseydik dünyayı Bilmeden, hissetmeden, tanımadan Mevlâ'yı Yeniliyor zamana dingin bedenlerimiz Gitgide azalıyor sayılı günlerimiz Kimi kaybolup gitmiş hırsın yorgunluğunda Kimi aşmış kendini, sabrın sonsuzluğunda Bir ilahi kural bu, gelmiyor bir şey elden Son durağı kıyamet, gelişi ta ezelden ¥ Gazanfer SANLITOP / İSTANBUL Gitme Koyu karanlıkta yıldızlar yokken, Tek başıma beni bırakıp gitme. Senle gelir söz geçmiyor gönlüme, Bedenimden onu söküp de gitme. Sen gidersen şu gönlümü dağlarım, Hapsederim, zincir vurur bağlarım, Sen gidersen bir sel gibi çağlarım, Sazımın düzenini bozup da gitme. Beni hapset, vur elime kemendi, Yok mu bu gidişin sence menendi, Gönlüm sana hem ısındı, güvendi, Karanlık gecede bırakıp gitme. ¥ Kadir YARALI / ANKARA Aydede Bu gece seyrettim seni Ve sevgini Öyle belirgindin ki Beni Uykumdan uyandıracak kadar Ve Seninle bütünleştim adeta Düşündüm ki Senin de mutlu günündü mutlaka Çünkü biliyorum Her zaman çıkmıyorsun O parlaklıkta Sevdiğin ve Sevmediğin zamanlar varmış Her şeyi Gördüğümden eminim Rüyaların İyi ve kötüsünü de İnan aydede Bu gece sevdim seni Kendim kadar ¥ Şengül ŞAHİN / BURSA Ne mümkün Otursam da arifane söylesem, Miri kelâm olsam da ben şakısam, Kamu halkı usandırdı bu çılgın, Her an deli divanedir bu derler. Bir makamı işgal etsem, sussam hep, Kimselere sohbet demez olsam ben, O vahdeti ihtiyardır, tekebbür, O, deruni riyakârdır bu derler. Kamu zerrin o cemine düşsem hep, Diyeler ki, bu hep ehli dünyadır. Bu zat derviş olmamış zayidir, Zevki sefa, badı heva bu derler. Gönlümü hep nevalıkta geçirsem, Şu ömrümü işe daim eylesem, Tek başına dermanı yok bir fakir, O kendinde değil, riyâ bu derler. Tek başına o, hükümran, hükümdar O, kendini beğenmiş bir hayâlci. Hayâl, hüküm, bir turabı ne mümkün, Aleme kendin beğendirmez bu derler. İşi sefa, badı heva kimdir bu? Aleme kendin beğendirmek ne mümkün? Cehaletten beri durmaz, kul olmaz, Bu âleme kötü, fena bu derler... ¥ Nazım TAŞTAN / KONYA Dönsün zaman Alışamam sensiz bu sokaklara, Ben ısınamadım şu insanlara, Özlem duyuyorum o hatıralara, Eski gelsin, dönsün zaman geriye. Sevemiyorum bir türlü buraları, Burnumda tütüyor dağı, kırları, İçimde erimez gurbet buzları, Eski gelsin, dönsün zaman geriye. Burda ağaç başka, çimen, dal başka, Yemin ettim, sensiz başka bir aşka, Geri dönmek bende olsaydı keşke, Eski gelsin, dönsün zaman geriye. Şimdi sen biçare, ben de biçare, Mazi hızlı akar, artık ne çare, Artık ulaşamam sevdalı yare, Eski gelsin, dönsün zaman geriye. ¥ Metin MERCAN / ÇANKIRI Zaman Zaman ilimler çarkında, İnsan olmuyor farkında, Saat, saniye arkında, Arif olan söze gelir. Burda canlar döner öze, Tasavvuf dökülür söze, Edep, dile, ele, göze, Haktan ihsan gize gelir. Dede, torun bir arada, Gıybete yer yok burada, Sohbet, vahdet de sırada, Derviş olan bize gelir. İlim, hilim derleyenler, Gönülleri eyleyenler, Nükteleri söyleyenler, Neva teli saza gelir. Temiz, aydınlık yol açan, Gençlere kanat, kol açan, Veliler ki ışık saçan, Hicivler de yoza gelir. İlim, aklın gören gözü, İman, kalbin eren gözü, Derde derman, veren sözü, Hak, hidayet ize gelir. Dem, bu dem aşkın oduna, Erenler düşer yadıma, Uşşak dökülür oduma, Telde nağme, naza gelir. Gönüller hep saza gelir. ¥ Nihayet AĞÇAY / İSTANBUL Doğduğum yer Gezdim tozdum yollarında Kalbimde kutsaldır yerin Hür büyüdüm kollarında Sen benim doğduğum yerim! Kuzu güttüm kırlarında Kızak koştum karlarında Acı günüm sırlarında Gömülüdür alın terim! Burda oğlum, kızım, karım Irmak gibi hür çağlarım Kimi sevinçten ağlarım Gönlümdesin serim serim! Çocukluğum körpe daldı Gençliğimi yıllar aldı Çok günlerim orda kaldı Sevgim sana sonsuz derin! ¥ Lâtif KARAGÖZ / ÇORLU
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT