BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gelinimiz Josefa...

Gelinimiz Josefa...

Ne yaptıysa annemin gönlünü alamadı Hasan. Hoş ona da asla karşı gelemezdik. Gönlünü de o kıza kaptırmış bir kere. Yıllar geçtiği halde ne annem Ayet hanım razı oldu, ne de Hasan ondan başkasıyla evlenmeye karar verdi. Öylece beklediler... Ta ki anneciğim vefat edene kadar.



İzmir'den emekli öğretmen Niyazi Gürsu'nun hatırasına yer veriyoruz bugün... Herkesin kardeşi sevecen ve kıymetlidir. Ona şüphem yok. Ancak Allah bize öyle bir kardeş vermiş ki, böylesi dünyada yok. Kalbi, sevgi ve şefkatle dolu, merhametli, yardım sever, gurursuz, fakat onurlu. Ailemizin de en küçük oğlu. Çocukluğumdan beri sık sık duyduğum bir söz vardı: "Kardeşler içinde aileye en bağlı olanı, ya evin en küçüğü ya da en büyüğü olurmuş" Hasan dediğim kardeşim de üç oğlan kardeşten en küçük olanı. Ailemizin de medarı iftiharı. 36 yıl önce Almanya'nın Münih kentine işçi olarak gitmişti. Hâlâ da orada yaşamaktadır. Hani bir türkü vardır: "Yarim İstanbul'u mesken mi tuttun?/ Gördün güzelleri beni unuttun?" Bizim Hasan da Almanya'da bir Alman kızına aşık olmuş. Gerçi kendisi yakışıklı olduğu için Hasan'ı gören nice Alman kızı aşık olmuş ama, gönül birine kondu mu başka birini görmüyor. Kardeşim Hasan da gönlünü Alman kızı Josefa'ya kaptırmış. Aralarında anlaşmışlar evlenecekler. Gel gör ki bu evliliğe hiç ummadık bir yerden engel var. Biricik anam Ayet hanım bu evliliği istemiyor. Hasan yalvarıyor anama: -Canım anam neden istemiyorsun? -Ben gavurdan gelin istemem, bu kadar Türk kızı dururken ellerle işin ne? -Ama biz birbirimizi seviyoruz. -Hayır! Oraya çalışmaya gittin sen. Oradan gelin almaya değil. Ne yaptıysa annemin gönlünü alamadı Hasan. Hoş ona da asla karşı gelemezdik. Gönlünü de o kıza kaptırmış bir kere. Yıllar geçtiği halde ne annem Ayet hanım razı oldu, ne de Hasan ondan başkasıyla evlenmeye karar verdi. Öylece beklediler... Ta ki anneciğim vefat edene kadar. Sevginin bekletilmesi de bu kadar olur. Anaya saygı da bu kadar... Ve Anneciğimin ölümünden sonra Josefa gelinimiz oldu. Kardeşim, ancak anacağımın vefatından sonra muradına ermişti. Annem öldükten sonra evlendiler kardeşimle. Hani bir atasözü vardır; "Yiğidi öldür amma, hakkını yeme" derler. Josefa o kadar iyi kalpli bir kadındı ki kelimelerle anlıtalamaz. Josefa, yüzü güleç, eli selek, gönlü zengin ve de kültürlü bir hanım. Hepimiz ona ısındık ve sevdik. Fakat gel gör ki, bir yıldan beri bir amansız derde müptela oldu. Beyin damarları tıkalı olduğu için, çevresini ve yakınlarını tanıyamıyan, konuşamıyan yatalak bir hasta haline geldi. Çok merhametli kardeşim Hasan ve baldızı Fany gece gündüz başında ona bıkmadan usanmadan hizmet veriyor. Her ikisi de asla ondan şikayetçi değiller. Onlar için para el kiridir. Öyle ki, bizimle akraba olduktan sonra, kiminle halleşseler, hemen yardımına koşarlardı. Belki inanmayacaksınız ama, ailemizde değil sülalemizde yardım elini uzatmadıkları insan kalmadı. Birisi ev mi yapacak "al şu da bizim katkımız olsun" diyerek ev yardımı yaptılar. Evlenecek olana düğün yardımı. Hastaya, işsize, okuyana, fakire, yaşlıya sürekli olarak parasal yardımları devam etti ve ediyor. Ne mutlu kardeşimiz Hasan'a ve Josefa'ya. Onlara Allahtan sağlık ve mutluluklar diliyorum. Duygularımı ifade eden birkaç mısrayı armağan ediyorum... "Sen bizim ailenin / Şerefi yüzakısın / ailenin sembolü, /Allahın yolundasın." "Kalbin temiz yüzün ak / Ufkun geniş ve parlak / Allah daha çok versin/ Geline şifa gelsin."
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT