BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Lokmalar boğazına dizildi adeta...

Lokmalar boğazına dizildi adeta...

Zehra heyecanla fırladı yerinden kocasının sesini duyunca. Dikkatli bir hareketle kucağında uyuyup kalan küçük Emine'yi yatırdı sedire. Kapıya doğru koştu adeta. Tuncer yorgunluktan şişmiş ayaklarının ucuna basarak koştu annesinin kollarına.



Zehra heyecanla fırladı yerinden kocasının sesini duyunca. Dikkatli bir hareketle kucağında uyuyup kalan küçük Emine'yi yatırdı sedire. Kapıya doğru koştu adeta. Tuncer yorgunluktan şişmiş ayaklarının ucuna basarak koştu annesinin kollarına. - Oğlum, Tuncer... Bu ne hal, aşkolsun Yakup, meraktan öldüm be... Nerede kaldınız? - Ne merak ediyorsun, ne olacak ki.. İzmir kocaman şehir, gezmekle bitmiyor... Hüsamettin bilmiş bir tebessümle atıldı karı kocanın lafının arasına: - Oğlum, çarparlar adamı burada.. Öyle bilmediğin etmediğin şehirde bu saate kadar kalınca korktuk yahu! - Gezdik biraz Hüsamettin ağabey. Yorulduk bayağı ama... Denizin olduğu yere kadar gittik. Vapurları gösterdim Tuncer'e. Sonra... Önüne baktı, sanki suç işliyormuş gibi korku ve ürkeklik dolu bir ifadeyle: - Ev baktık izninle... Zehra heyecanla atıldı: - Eee, buldun mu Yakup? - Yok Zehra... En ucuzu ayda dokuz yüz.. Altı aylığını da bir arada istiyorlar. Omuzları düşmüştü kadının. Gözleri kısıldı. Ağlamaklı oldu: - Olsun Yakup, dokuz yüz olsun. İş bulursun nasıl olsa, kısar, denkleştirir, veririz. Yakup şaşırmıştı. Bir fevkaladelik olduğu belliydi ama ne olduğu konusunda en ufak bir tahminde dahi bulunamıyordu. Hüsamettin atıldı oturduğu yerden: - Eh, oğlum, kolay değil. Burada daha ucuzunu bulacağım dersen yanarsın. Hayat çok pahalı, ne sanıyorsun sen. Bak bu akşam gelirken eve aldığım erzak hanımın bir gündeliği kadar. Yani akşama kadar çalış, bir öğünde ye! Burası böyle, biraz sıkacaksın dişini. İsteyene istediği gibi mama yok dünyada. Açıkgözlü olacak, koparıp alacaksın. Ha alırken de vereceksin tabii ki... Yakup şaşkın bir şekilde karısına baktı. Bütün bu sözlerin ardında yatan manayı anlamayacak kadar aptal değildi. Bir şeyler ima edilmek isteniyordu kendisine ama onun yetişme tarzı, anasından babasından öğrendiği misafirperverlik bütün bu karşılaştıklarıyla bağdaşmadığı için ikileme düşüyor, endişelerinin yerinde olup olmadığını irdelemeye çalışıyordu. Zehra usulca yaklaştı yanına. Fısıldadı: - Sonra konuşuruz Yakup... Döndü, bütün gece hemen hemen hiç konuşmadı. Yakup bir ara soracak oldu. Azarlar gibi sert bir ifadeyle: - Yorgunum, akşama kadar köle gibi çalıştım... diye cevap verdi. Adam suçlu olmuştu sorduğu için. Önlerine çıkan iki kap yemek boğazına dizildi adeta. Yan gözle karısına bakınca onun da kendisinden farklı olmadığını görüyordu. Hüsamettin'in oğlu Hasan on iki yaşında olmasına rağmen evde büyük itibar görüyor, baş köşede oturtuluyor ve en güzel şeyler ona ikram ediliyordu. Garip bir erkek çocuk tutkusu vardı Hüsamettin'le Döndü'nün. Bu aşırı ilgiden dolayı çocuk da oldukça ukala ve şımarık biri olmuştu. Küçümser bir tavırla süzdü Yakup'u: - Yakup amca, sen ne iş yapacaksın ki burada? Elinden ne gelir? Mahcup bir şekilde eğdi başını adam: - Bakacağız aslanım. Ne olursa yaparım ben. Çalışırım. - Kolay değil o işler... Burada iş dağıtılmıyor ki... Zehra yutkundu. Burada bir saniye bile kalmak istemiyordu aslında. Yüreğindeki ve yaradılışındaki o onurlu karakter isyan ediyor ama çaresizliğinden bir tek adım bile atamadığı için bunun azabıyla daha da kahroluyordu. - Sen ustana falan söylersen belki bir şeyler... Hasan ukala bir şekilde elini kaldırdı "tamam" der gibi. Döndü, oturma odasının ortasına iki şilte getirip bıraktı asabi bir halde. DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT