BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 2001'e endişe ve umutlarla!..

2001'e endişe ve umutlarla!..

Kılı kırk yaranlar, geçen yıl, "Millenium"un, yani 21. yüzyılın, aslında bu yılbaşında, 1 Ocak 2001'de başlayacağını iddia etmişlerdi... Galiba da, mantıken, haklı idiler. Ancak bütün dünya, bu uyarıya aldırış etmeden, "Milleniumu" geçen yılbaşında buyur etti, kutladı. Bilgisayarlar da, korkulduğu gibi "Millenium böceğinden" etkilenmediler.



Kılı kırk yaranlar, geçen yıl, "Millenium"un, yani 21. yüzyılın, aslında bu yılbaşında, 1 Ocak 2001'de başlayacağını iddia etmişlerdi... Galiba da, mantıken, haklı idiler. Ancak bütün dünya, bu uyarıya aldırış etmeden, "Milleniumu" geçen yılbaşında buyur etti, kutladı. Bilgisayarlar da, korkulduğu gibi "Millenium böceğinden" etkilenmediler. Bu yılbaşında da, tekrar "millenium" heyecanına girmemize imkan yok: Yeni yıla 2001'e girişimizi, gene hem insanlık için hem de ülkemiz için, hem umutlar hem de endişelerle kutluyoruz. Umut bütün dünyanın da "ekmeği"; itici gücü! Umutlar ve endişeler Köşe yazıları yazmaya başlayalıdan beri, her yılbaşında, İngiliz romancısı Charles Dickens'in Fransız ihtilali döneminde geçen "İki Şehrin Hikayesi" romanının giriş bölümünden alıntılar yapmayı itiyad edinmiştim. Dickens, o dönemi anlatırken: "Zamanların en iyisi idi... zamanların en kötüsü idi.." diye başlıyor "Bilgelik devri idi... budalalık devri idi.. Umutların ilkbaharı idi, umutsuzlukların kışı idi.." diye devam ediyordu. Fransızlar'ın dediği gibi, galiba, herşey, "ne kadar değişirse değişsin, aslında hep aynı kalıyor". Dickens'in Fransız ihtilali dönemine ait tasviri de, her yeni yılın başı için geçerli!.. Türkiye için çok geçerli! Teknoloji ve bilim Dünya bilim ve teknoloji alanında dev adımlarla ilerliyor. Geçen yılın en önemli bilim olayı, insanın genetik şifresinin çözülmesi idi. Önümüzdeki yıl bu alanda da daha önemli gelişmelerin olması, hastalıkları önleyecek, insanları daha uzun yaşatacak buluşların gerçekleşmesi çok muhtemel. Sibernetik internet ve bilgisayar alanında gelişmelerin, mesela sanal veya sun'i zekalı robotlar konusundakı ihtimallerinin hududu yok. Ne var ki, bir bakıma uygarlığın ve uygarlığın müsaadekârlığının ürünü olan ahlaki sapıklıkların getirdiği AIDS belasına çare bulunamıyor. Bu salgın daha fazla Afrika'daki ülkelerde ama Avrupa ve Amerika'da da başlıca tehlike. Gelecek yıl Türkiye'de, daha fazla patlak vermesinden korkulur. Çağdaş uygarlık çağdaş ahlâk Şurası muhakkak ki, çağdaş ahlak çağdaş uygarlıkla at başı gitmiyor ve bir yerde ters orantılı olabiliyor. İnternert konusundaki gelişmelerin insanlığa hizmetinin yanıbaşında, kötüye kullanılması ve ahlaki yozlaşmayı yaygınlaştırması da varit. Bir paradoks, bir çelişki var: "Özgürlükçü kesimler", internette sorumsuzca yapılan bu suiistimallere internete, bilgi alışverişine engel olmamak, ifade hürriyetini kısıtlamamak gibi "liberalce" sebeblerle, karşı çıkıyorlar. Genetik alanında da, şifrenin çözülmesinin kötüye kullanılması; insan kopyalamak ve insan yapısını değiştirmekle, yani Allah'ın işine karışmakla, ucubelerin ve türlü belaların kapısı açılabilecek. Önemli bir husus da bilim sayesinde insan ömrünün uzatılması ve doğumlara engel olunması neticesinde gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus artıyor, genç nüfus azalıyor. Bu Amerika ve Avrupa için tehlikeler ifade edecek. Türkiye ise artan genç nüfusu ile henüz bu tehlikeden -şimdilik- masum. Avrupalılar'ın Türkiye'yi AB'ye kabul etmek hususunda ayak sürümelerinin başlıca sebeblerinden biri de bu!.. Geçen yılımız Geçen yıl Türkiye için hiç de mutlu geçmedi. 2001 yılında mı? Türkiye'nin geleceği için uzun vadede çok umutluyum ama doğrusu gelecek yılın umutlardan fazla açık ve sinsi tehlikelerle geçmesinden korkuyorum. Çünkü herşeyden evvel siyasete ve siyasilere güvenim yok. Bu güvensizliğimin bir sebebi de AB konusundaki yalpalamalarımız. Avrupalılar bizi oltalarının ucunda tuttukça, onların ağzına bakarak ve egemenliğimizden, haysiyetimizden istedikleri tavizleri vererek bekleyeceğimiz yerde, ülkemiz için gerekenleri kendimiz, yapmaya koyulsak ve de jeopolitik imkanlarımızın bize bağışladığı imkanlara göre başka seçeneklere yönelsek acaba daha iyi olmaz mı? Büyük bir endişe de, Öcalan konusunun radikal bir şekilde çözülememesi ve gelecek yıl boyunca boynumuzda değirmen taşı gibi kalması... Krizler yaşandı Geçen yıl, Borsada müthiş krizler yaşandı ve en büyük kuruluşlar bile etkilendi. Bütün iş dallarını ve kuruluşları olumsuz etkileyen büyük sarsıntılardan sonra, yılın sonuna doğru o da maalesef IMF sadakası ile ekonomi biraz kıpırdadı. Enflasyon konusunda da umutlar belirdi. Ama halkın yüzü gülmedi; aksine, hayat pahalılığı sabit gelirlilerin belini büküyor. Siyasete gelince, kısır döngü, belirsizlikler ve umutsuzluklar devam ediyor. Gerçi Hükümetin koalisyonun bütün baskılara ve çelişkilere rağmen devamı bir olağanüstü durum ama kuvvetli bir iktidarın ve siyasi iradenin olmadığı da ortada. Ne var ki, Başbakan Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bir hükümet bunalımına yol açmamak gayretleri ile hükümeti ayakta tutabiliyorlar. Tutmaları da lazım, şu sırada. Ama bu istikrarsızlık, bütün gelecek yıl boyunca devam edebilir mi? Bu hükümetin, Ecevit'in ve Bahçeli'nin gayretlerine rağmen, bir yıl daha dayanabileceğı çok şüpheli. Dostum Coskun Kırca bir yazısında seçeneksizlik içinde bir seçeneğin Koalisyonda ANAP'ın yerini DYP'nin alabileceğini söylüyor. Ama nedense asıl muhtemel seçeneğe ihtimal vermiyor: ANAP'tan kurtarılmış ve yerine DYP'nin alınacağı ve zincirin en kuvvetli halkasını MHP'nin ve Devlet Bahçeli'nin teşekkül edeceği yeni bir koalisyon seçeneğine... Politika mümkün olanı yapmak san'atıdır! Devlet Bahçeli, devlet adamlığını, sağ duyusunu ve bence biraz da aşırı sabrını kanıtlamıştır. MHP'li bakanlar bütün tahriklere ve engellemelere rağmen fire vermemişler ve iyi, -uyumlu- çalışmışlardır. Kimse dudak bükmesın. Ve bazıları "Bu AB'deki babaların hoşuna gitmez!" demeye kalkmasın! Bütün bu tabloda en geçerli ve dayanaklı faktör, hâlâ rejimin ve Türklüğün son sigortası olan TSK'nın mevcudiyeti!. Sezer faktörü Nihayet Türkiye-2000 yılına yeni bir Cumhurbaşkanı ile Ahmet Necdet Sezer'le girmişti. Ben Sayın Sezer konusundaki bazı endişelerimde haklı çıktığımı sanıyorum. Gelecek yıl için de, Salt Hukukla, devlet yönetimin gerçeklerini telif edememek yüzünden bazı bunalımlara sebebiyet vermesinden korkarım. Başbakan'ın Hürriyet'te Sedat Ergin'le konuşmasında, Sezer konusunda söyledikleri manidardır. Ecevıt: "(Sezer) tabii doğal olarak kendi üslubunu getiriyor... Kendisi bir hukukçu, hukuk uzmanı... Hukuk ağırlıklı yaklaşımları oluyor sorunlara... Ancak tabii sorunların hukuk dışında boyutları da olabiliyor... Ama onları da zaman içinde gereği gibi algılıyor "ve algılayacaktır" eminim! Dedim ya umut dünyası bu! Okuyucularımın yeni yılını, umutlarla kutlarım!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT