BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Korkuyordu bu yeni dünyalarından...

Korkuyordu bu yeni dünyalarından...

Ortalıktan el ayak çekilmişti. Oturma odasına serilen iki şiltenin üzerine sıralanmıştı Yakup, karısı ve çocukları.



Ortalıktan el ayak çekilmişti. Oturma odasına serilen iki şiltenin üzerine sıralanmıştı Yakup, karısı ve çocukları. Adam çakır gözlerini kısmış, karanlığa alıştırmaya çalışarak zorluyordu. Zehra ise çocuklarının üzerini örtmeye çalışıyor, bir tek battaniyenin altına sıraladığı dört evladını da üşümemeleri için her taraftan kapatmaya çalışıyordu. Yakup oflayarak doğruldu. - Hele benim ceketimden sigaramı versene Zehra! - İçme şunu gecenin bu zamanında be Yakup, çocuklar dumanda kalacak... Hem sağlık ocağındaki doktoru sen de dinledin. Kış başında köye sağlık ocağından gelen ekipler sigaranın zararları konusunda bir toplantı yapmışlar ve sebep olduğu hastalıkları bir bir anlatmışlardı. Bütün köy halkı, kadınlı, erkekli kahvede yapılan bu toplantıyı merakla dinlemişlerdi. Hatta o gece Yakup eve gelir gelmez cebindeki paketi buruşturup atmış: “Bir daha içmem bu mereti!” diyerek tavır koymuştu. Ama bu sözde kaldı tabii ki. Ertesi gün yine kahvaltıdan sonra senelerdir yaptığı gibi büyük oğlu Tuncer’i köy bakkalına yollayarak bir paket sigara aldırmış ve bir bardak çayla birlikte keyifle tüttürmüştü. - Ver hele ver... Canım sıkkın zaten... Zehra homurdanarak uzattı paketi. Bir ışık parladı Yakup’un yüzünde. Kibritin alevinde yaşlı ve yorgun görünüverdi adam. - Ne oldu anlat bakalım, neydi akşam geldiğimizdeki halin? Zehra yutkundu. - Kulağımla duydum Yakup, Döndü abla istemiyor bizi. Söyleniyordu mutfakta fısır fısır. Ev ev üstünde olmaz diyordu. Doğru da söylüyor. Hem görmedin mi akşamki tafrasını. Kadın haklı kendince. Kızmıyorum ona. Siz erkekler hiç evin halini düşünmeden her şeyi kendinize göre biçimlendirirsiniz zaten. Hüsamettin ağabeyin lafına kanıp geldik buralara. Bana kalırsa tutalım bin liraya o evi. Allah büyük. Ben de giderim evlere temizliğe. Zor değil. Emine’yi de götürürüm yanımda, ne olacak. Koyarım bir kenara uyur çocuk... Yakup derin bir nefes daha çekti düşünceli bir halde: - Ya Ümit, Ümit’le Asiye ne olacak peki... Onlar daha küçük. Nasıl kalacaklar? - Kalırlar Yakup. Öğrenirler. Bakarlar birbirlerine. İdare edilir artık. Adam tedirgindi. Yutkundu: - Bakalım ha deyince iş bulunacak mı öyle? - Neden bulunmasın Yakup?.. Burada zengin çokmuş. Döndü ablaya rica ederim. Bu kadar iyilik yapar herhalde. O zamana kadar sen de tutturursun bir şey... Bakarsın senin kazandığın yeter... o zaman otururum evimde. Cevap vermedi Yakup. Hayatını küçücük sınırların içinde yaşamış olduğundan dışarıya karşı yaşadığı bu acemiliği karısına hissettirmemeye çalışıyor ama karşılaştığı bu korkunç çarka daha uzaktan bakmakla yorulmuş görünüyordu. - Hele bir sabah olsun da bakarız. Dizlerimde derman yok Zehra. Sanki bütün kanım çekildi bugün yürümekten. Her şey o kadar pahalı ki. Bir görsen. Ama pek güzel etraf... Seni de götürüp göstereceğim her yeri. Pazar günleri hepimiz şöyle çıkıp dolaşırız düzenimizi kurduktan sonra. Her Pazar bir yere gideriz. Vapurları gösteririm sana. Bura insanları bizim gibi değil. Kadınlar kızlar açık saçık. Pek farklı. Sen sakın onlara benzeme Zehra... Genç kadın utanarak çevirdi başını: - Tövbe, tövbe... Deli miyim ben? Adam içini çekti. Sigarasını kül tablasına iyice bastırarak söndürdü. Ellerini ensesinde birleştirerek uzandı: - İşimiz yoluna girerse Tuncer’i okuturuz Zehra. Bugün hastahane bahçesinde karnımızı doyururken doktorları gördü, imrendi onlara. “Doktor olacağım baba!” Diye tutturdu... Zehra fısıldadı “inşallah” diye. İçinde bir ürkeklik, bir tedirginlik vardı. Korkuyordu bu yeni dünyalarından... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT