BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Saplantılarım: -1- Öcalan

Saplantılarım: -1- Öcalan

Yeni bir yıla girerken, Öcalan -nam-ı diğer Apo- benim bir numaralı saplantım! Haber aldığıma göre, o da İmralı'daki hücresinden "en büyük düşmanım Altemur Kılıç'tır" demiş. Bu yüzden de, PKK organlarının boy hedefi, telefon, e-posta ve mektupla tehditlerin devamlı muhatabı oldum.



Yeni bir yıla girerken, Öcalan -nam-ı diğer Apo- benim bir numaralı saplantım! Haber aldığıma göre, o da İmralı'daki hücresinden "en büyük düşmanım Altemur Kılıç'tır" demiş. Bu yüzden de, PKK organlarının boy hedefi, telefon, e-posta ve mektupla tehditlerin devamlı muhatabı oldum. Öcalan da, beni geçen yıl kendisine "hain, cani" dediğim için mahkemeye vermiş ve Savcı da "cezalandırılmam için" hakkımda dava açmıştı. İftihar etmiştim ve bu vesileyle hakkındaki düşüncelerimi, bir defa daha, mahkeme huzurunda tekrarlamak fırsatını bulacaktım. Maalesef, çıkan bir kanunla basın suçlarının, aynı fiili bir defa daha işlememek şartıyle askıya alınması üzerine dava düştü. Ben aynı "suçu" yani Öcalan'ın bütün vasıflarını fazlasıyla tekrarladığım halde, avukatları tarafından -gene maalesef- mahkemeye verilemedim. Umutla bekliyorum; hele şu sırada düşüncelerimi aynen ve fazlasıyla tekrarlamam için fırsat da çıkmış bulunuyor. Binlerce şehidimizin katili, vatan haini Öcalan, aftan yani şartlı salıverme kanunundan, "Anayasanın eşitlik ilkesi gereği" yararlanmak istiyor. Avukatları bunun için davalar açacaklarmış! İster inanın... Eskiden gazetelerde "İster inan, ister inanma" diye bir köşe vardı . Olamayacak fakat gene de olan, olaylar yazılırdı. Öcalan olayı da öylesine bir olay; binlerce şehidimizin, kadının, çocuğun kaatili, Türk yargısı tarafından hak ettiği cezaya çarptırıldığı, cezası Yargıtay tarafından tasdik edildiği halde, üzerinden çok az bir zaman geçtiği halde, şimdi Türkiye'de affedilmeyi ümit edebiliyor... Ama yegane umudu da Türk yargısında veya Anayasa Mahkemesi'nde de değil; bu yılın başında, Strasbourg'daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Öcalan Davasına bakacak ve muhtemelen onu aklayacak, Türk Devletini ve yargısını çeşitli maddelerden "suçlayacak" ve de mahkum edecek. Geçenlerde yazdığım gibi, bu cani ve hain, devletimizin milletimizin boynunda, ağır bir değirmen taşı gibi asılı durmakta! Ama asıl garip olan, devlet, hükumet ve kamuoyu olarak, bu olayı, Öcalan'ın affedilmek müracaatını ve Strasbourg'daki traji-komediyi, gündemin alt sıralarına düşürmüş ve adeta kanıksamış olmamız. Olmaz demeyin... Bu "olumlu hava" içinde, "Hukukun üstünlüğü", Anayasanın eşitlik ilkesi toplumsal barış uğruna ve de AB'ye "kabul edilmemizi" kolaylaştıracaği için, Öcalan'ın davası kabul edilir ve salıverilirdi de... Tabii başta TSK'nın direnci ve MHP'nin kararlı muhalefeti olmasa idi... Devlet Bahçeli, haklı olarak "Suçlar arasında eşitlik yok ki, kişiler arasında (aftan yararlanmalarını sağlıyacağı) eşitlik olsun" diyor! Bazıları adeta bana bu saplantımdan dolayı tarizde bile bulunuyorlar. Saplantı İtiraf etmeliyim: Öcalan ve davası benim için gerçekten bir saplantı, daha doğrusu ülkem ve milletim açısından bir ilke meselesi. Bir defa, hiç kuşkusuz binlerce insanımızın kanına girdiği ve asıl milletimizin arasına, Kürt kardeşlerimizle aramıza, hatta bütün etnik gruplar arasına nifak soktuğu ülkemizi yıllardan beri tarifsiz ıstıraplara soktuğu için, Öcalan'a olan hırsım Kürt kardeşlerime husumetten değil aksine onları bizden ayırmak istemesinden kaynaklanıyor! Bugün de... Bugün de, Öcalan saplantım sadece "tarihi" sebeblere ve geçmiş cinayetlerine dayanmıyor. Yargıtay cezasını tasdik ettikten sonra, kanunlara ve Anayasaya göre gerektiği halde Öcalan hakkındaki hüküm tasdik edilmek üzere TBMM'ye gönderilmeli idi. Ceza orada muhakkak tasdik edilecek ve hüküm infaz edilecekti. Ama maalesef öyle yapılmadı. 12 Ocak 2000 tarihindeki Koalisyon zirvesinde verilen "tarihi bir yanılgı kararı" ile Öcalan hakkındaki nihai hüküm AİHM kararı verilene değin rafa kaldırıldı. Maalesef en vatanperver yazarlarımızın bile destekledikleri mantık şu idi: Öcalan idam edilirse kahraman olur ve AB ile de aramızı açar. Oysa, İmralı ona canlı mezar olur... Ülkenin yüksek çıkarları şu sırada idam edilmemesini gerektirir" Bunun bir de kulpu vardı: İlke olarak idam cezasına karşı olmak... Oysa AB'nin Öcalan'ın idamına öncelikle bu ilke sebebiyle değil, hem zımnen Türkiye'nin bölünmesini istediklerinden hem de PKK'nın sokaklarındaki şerrinden korktukları için karşı çıktıkları belli idi. O zaman da yazdığım gibi, Türkiye'nin gerçekleri ve çıkarları söz konusu olduğunda, Türk adaletinin verdiği ve Türk "maşeri vicdanının" beklediği infazı yapar sonra, gerekirse, ilkeyi tartışırdık. Bu karar üzerıne "İdare-i Maslahat Zirvesi" başlığı altında yazdığım bir yazıda; "Bu kararı alanlar destekleyenler neticelerinin Türkiye'nin geleceğini nasıl etkileyeceğini tahmin edebiliyorlar mı?" diye sormuştıum. Zira, Öcalan'ın Başbakan'ın vadettiği gibi İmralı'da unutturulamayacağını ve başımıza bir Mandela kesileceğini tahmin ediyordum... Haklı çıktım. Şimdi de, Öcalan saplantımın devam etmesinin sebebi de bu cani ve hainin bundan sonra ülkemize dünya çapında vereceğı zararlara dayanıyor. Haklı çıkmakta devam ediyorum! Şuraya yazıyorum: 2001 yılında Öcalan ve yeni siyasi şekliyle PKK, Türkiye'nin başındaki en büyük bela olmaya devam edecektir. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "En az Kürdistan'daki nüfus kadar, belki onlardan da fazla bir Kürt nüfus Türkiye metropollerine yayılmış durumda... Doğum oranı çok yüksek... Bu politikayı devlet Kürtler'i asimile etmek için yaptıysa, bu ters tepecek. Ektiği tohumları çok kötü biçecek.. Edirne'den Kars'a kadar dinamit gibi Kürtler var. Bu nüfus tatmin edilmemiş zincirlerinden başka kaybedilecek bir şeyi yok. Korkusuz tahrip malzemesi durumundadır." Abdullah Öcalan (11 Ocak 1991'de Yeni Asır gazetesinde yayınlanan ve sonra, 11 Aralık 1999'da ARAM yayınları adlı PKK yayınevi tarafından basılan "Onbinler Ölmesin" adlı kitapta yayınlanmış.)
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT