BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Safranbolu'da zaman

Safranbolu'da zaman

Safranbolu denildiğinde çoğumuzun aklına hemen tarihi evler gelir, değil mi? Şimdiye kadar ben de böyle düşünürdüm.



Safranbolu denildiğinde çoğumuzun aklına hemen tarihi evler gelir, değil mi? Şimdiye kadar ben de böyle düşünürdüm. Tarihi kentlerle ilgili olarak tasarladığım projenin ön hazırlıklarını yapmak üzere Safranbolu'ya giderken albümlerde ve broşürlerde gördüğüm evlerin etkisiyle olacak, hayallerim ve düşüncelerim sadece mekanlarla sınırlıydı. Ama değişik bir coğrafi konumu olan kente girerken mekanın ötesinde birşeylerin beni etkisi altına almaya başladığını hissedip heyecanlandım. İlkin, bunu farklı bir coğrafyanın oluşturduğu karmaşık bir ruh hali sandım. Üstünde pek durmadım. Saat kulesinin tepesinde, devasa saat çarkıyla tam karşımdaki kanyonlar arasında, görevli İsmail Bey eskiden kentte var olan denizin çekilişini anlatırken saat oniki'yi vurduğunda, zamanın olağanüstü bir güçle beni kendine doğru çektiğini hissettim. Anladım ki kente girerken yaşadığım o karmaşık ruh hali, zamanın beni kuşatmasından; kendine özgü, gizli lisanıyla bana birşeyler anlatmaya çalışmasındandı. Birdenbire alabora oluşum ilk anda bu lisanı kavrayamamaktandı. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Bursa'da Zaman" şiirinin o harikulade mısralarını hatırladım... ... Ve şimdi karşımda bütün albenili haliyle kendi zamanını yüreğime işleyen Safranbolu, beni bu zamanın tarifini yapmağa zorluyordu. Tanpınar'dan aldığım ilhamla ruhumun derinliklerinde serseri mısralar bu tarifi yapmak için dolanıp duruyordu. Bir an kendimi şöyle bir dörtlüğü mırıldanırken buldum: Dalga seslerini bağrında taşıyan Kaynaşmış ruhların şarkısı olan Mekan ve sokak arasında akan Bir sessiz ırmaktı Safranbolu'da zaman Safranbolu'da kaldığım iki gün boyunca bütün duygularım, düşüncelerim bu zaman ırmağında yıkandı durdu. Saf bir gönülle gezdiğim, birer mimarî şaheser olan o güzelim konakların sedirlerinde, yüzünü unutmak üzere olduğum ninemi, ocak başında çubuğunu tüttüren babamı, mangala kahve cezvesini süren annemi görür gibi oldum. Sanki konuşsam konuşacaklardı, sanki elimi uzatsam tutacaklardı. Bana öylesine yakınlardı... İşte "beni benden alan", beni derin bir tefekküre salıp nerdeyse şair olmaya zorlayan Safranbolu, yaşamla ölümün kesiştiği böylesine gizemli bir yerdi. Zamanın ve tarihin ötesinde buraya anlam kazandıran güzel insanlar tanıdım. Bunların başında derin kültürü, ilgi çekici projeleri, insanı anlayan ve kucaklayan bir idarecilik anlayışıyla kente kol kanat geren kaymakam Celal Ulusoy geliyordu. "Turizmden önce korumacılık esastır" diyen Ulusoy, Safranbolu'yu ilim, kültür ve sanat merkezi yapma peşindeydi. Bir akşam vakti Havuzlu Konak'ta onunla ve tarihçi eşi Leyla Hanımla yaptığımız sohbette kentin ne kadar bilinçli insanlar elinde olduğunu hissedip mutluluk duydum. Ayrıca, kaymakam beyin danışmanlığını yapan, kanaatimce sivil gücün temsilcisi olan Aytekin Kuş ve rehberimiz Kamil Şen, Safranbolu'ya gönül vermiş idealist insanlardı. Ya Yörük köyünde ve Sad köyünde tanıdığımız köylüler?... Bu gönül insanları hafızamda ve gönlümde müstesna bir yer işgal ettiler. Hepsine selam olsun diyorum... Biliyorum ki, yalnız Safranbolu zamanının beni geçmişle en anlamlı çizgilerde buluşturan büyüsüyle değil, bu güzel insanlara duyduğum özlemle de en kısa zamanda tekrar yollara düşeceğim...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109247
    % 1.23
  • 3.8254
    % -0.26
  • 4.5078
    % 0.05
  • 5.1125
    % -0.48
  • 153.62
    % -0.29
 
 
 
 
 
KAPAT