BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hayranlıklar silsilesi

Hayranlıklar silsilesi

İnsan, insanın tesirinde kalır; bundan daha tabiî bir hadise olamaz. İnsan, tesirde kalır cemiyete örnek olur, cemiyet millete nüvelik yapar. Kültürler ve uygarlıklar karşılıklı etkilerle serpilerek zenginleşir.



İnsan, insanın tesirinde kalır; bundan daha tabiî bir hadise olamaz. İnsan, tesirde kalır cemiyete örnek olur, cemiyet millete nüvelik yapar. Kültürler ve uygarlıklar karşılıklı etkilerle serpilerek zenginleşir. Asma köprü bir medeniyetin malıdır, atı ehlileştirmek de bir diğerinin. Sözün burasında "globalleşme çok da yeni değil" denebilir. Belki de bir çağdaş efsaneyi münakaşa zeminine çekmek olur. Mütessir olmakla mukallid olmak taban tabana zıt. Mütessir olmak, etkide kalmak eksik tarafların ikmalidir. Bir başka söyleyişle faydalanma, yararlanma, kendine çeki-düzen verme. Bunu yaparken yabancı olanı kendi imbiklerinden geçirir. Dışarıdan geleni özde eritir, yerlileştirir. Ona şahsiyetini giydirir. Mukallid olmak, taklidçilik, öykünme tabanı üzerine oturur. Tesirde kalmakta şuur, akıl ve irade ne kadar ön plandaysa taklidçilikte düşünmeden benzemek ağır basar. Sanki gayrı iradidir her şey ve gayrı şuuri. Etkileşme hemen nerede ise eşitler arasındadır; adı konmamış bir alışveriştir. Varolmanın gerçeği. Taklidde ise yoğunlaşmış bir aşağılık kompleksi yaşanır. Orada peşin hüküm muhakemeyi örter. Hayranlık, teslimiyetçilik ve benzeme arzusu öne çıkar. Tesirde zenginleşme, çoğalma vardır. Taklidde kimliksizlik ve kendi eliyle kültürel jenosid. Devletlerde zayıf kuvvetliyi taklid eder. Böyle zamanlarda tahlil etmekten çok teslim olma revaç bulur. Değer yargıları gözden düşer. Bizim 19. asrımız ne kadar bizimdir? Bu asır Tanzimat öncesi ve sonrasıyla sosyal hayattan yönetime, eğlenceden yemeğe ve daha nelere ve nelere kadar Fransız hayranlığının baskısı altındadır. 20. Asra Alman hayranlığı ile göz açtık. Yirmi sene kadar devam eden bu körü körüne taklidçiliğin acı sonu malûm. 1920'lerden 1945'lere millîlik ön plandaysa da İngiliz ağırlıklı yabancı tesirler gardıroplardan mevzuata kadar her alana hükmeder. 1945'lerden 1965'e kadar giderek artan bir Amerikan hayranlığı gündeme oturur. 1968'lerden 1980'lere Amerikan hayranlığına iki rakip çıkar, Rus hayranlığı. 1983'lerden itibaren yalnızca Amerikan düşü. Turgut Özal devrimleri ile beraber Amerika tarafımızdan yeniden keşfedilir ve tılsımlı bir rüya başlar, bu bir düştür. SSCB'nin 1990 başlarında dünya sahnesinde silinmesinden sonra, yeni dünya düzeni ve globalleşme süreçleri ile birlikte hayran olunacak tek hayat kalır Amerikalılık. İngilizce eğitim dilimiz olur. Bir kısım çevrelerde Türkçe bile Amerikan ağzı ile konuşulmaya başlanır. Maziden değil halden söz ediyoruz. Artık on beşinci sınıf Amerikan üniversitelerini bitirmek en makbul eğitimdir. Hamile kadınlar bile Amerikada doğum yapıyorlar, çocukları Amerikan vatandaşı olsun diye. Dün köyden büyük şehire gelip de toprak damını tanımayan nesillerin torunlarında bugün dedelerindeki psikoloji genetik yolla yeniden kendini hissettiriyor. Amerikan Muhipleri Cemiyeti, İngiliz Muhipleri Cemiyeti, ilk cihan harbi günlerinden kötü hatıralar SSCB yıkıldı diyoruz ama ona bile olsa hayranlık duyanlar hâlâ aramızda; cezaevleri resimleri uzun süre unutulmayacaktır, orak-çekiçler, devrin Rus bayrakları havalardaydı. 21. asır, Türk asrı olacaktı. Mümkün mü? Bu hayranlık, bu aşağılık kompleksi bu körü körüne taklidçilik ülkeyi ancak krize sürüklerdi. Şahsiyeti erozyona uğramış seçkinler elindeki bir millet yeni bir çağa mührünü vuramaz. Bu Amerikan hayranlığı herkesi düşündürmeli. Yabancı düşmanlığı gibi, yabancı hayranlığı da zararlı. Bu illetten kurtulmanın yollarına bakmak lazım.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT