BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Saplantılarım: -2- Avrupa Birliği

Saplantılarım: -2- Avrupa Birliği

Mondros Mütarekesi üzerine Müttefik (Batılı ülkeler) Osmanlı topraklarını ve Anadolu’yu kendi aralarında paylaşarak işgal ve istila ettiler. Ve akabinde çok geniş ölçüde katliama giriştiler.



Yeni bir yıla girerken, geçen yıldan devraldığım ikinci saplantım da "Avrupa Birliği"... Bu da Türkiye'nin boynunda asılı duran diğer bir "değirmen taşı"... Yanlış anlaşılmasın; ben de Türk Genelkurmayı gibi, "Avrupa Birliği" fikrine ve Türkiye'nin de Avrupa Birliği'ne girmesine, ilke olarak, karşı değilim. Ama gene TSK ile aynı doğrultuda, milli haysiyetimizden, milli egemenliğimizden ve milli çıkarlarımızdan tavizler verilerek, Avrupalı mübaşirlerin dayattıkları "ev ödevleri" ve kendi tespit ettikleri "kriterleri" sorgusuz kabul ederek, 2004 yılında mı olur 2010 yılında mı olur, dış kapıda, elimizde şapkamız bekletilmemize karşıyım. Oltanın ucundaki Türkiye Görülüyor ki, Avrupalılar, ne yaparsak yapalım, bizi özel kulüplerine kolayca kabul etmek istemiyorlar, bunu içlerine sindiremiyorlar. Ama Türkiye'nin jeopolitik önemini bildikleri, Türk Ordusunun, şu sırada kurulmasına çalışılan Avrupa ordusunda insan malzemesi olarak da değerini gözardı edemedikleri ve de Türkiye'nin kendi gücü ile başka seçeneklere yönelmesini göze alamadıkları için, ülkemizi oltanın ucundaki balık gibi tutmak istiyorlar... Karşımıza, boyuna, yeni engeller ve kriterler çıkararak ve çıtayı yükselterek!.. Avrupalı liderler... Bu benim söylediklerimi, söyleyen ve ima eden hatırı sayılır Avrupalı devlet adamları, yazarlar var. Mesela, Fransız M. Jospin, mesela eski Alman Başbakanlarından Helmut Schmidt... Schmidt geçenlerde, gene "Türkiye'nin coğrafi ve kültürel farklılıkları nedeniyle Avrupa'ya AB'ye ait olmadığını", din farkından dolayı değil, kültürel farklar yüzünden, Türkiye'nin bugünkü Avrupa kültür ve siyasi kimliğine ait olmadığını" açıkça ifade etti.. Schmidt ve diğerleri bir başka açıdan haklılar, aramızda bir doku ve değer uyuşmazlığı var. AB, bir bakıma çağdaş uygarlık düzeyini temsil eder ve bunun için de bu birliğe katılmak Atatürk'ün bu konudaki direktifinin de gereğidir ama, Avrupa'nın bugünkü çağdaş uygarlık düzeyinin ahlaki tarafı yani bugünkü "çağdaş ahlak düzeyi" ve anlayışı bize uyar mı? Bu düzeye de "erişmek" zorunda mı kalacağız? (Hoş bazı bakımlardan onları da geçtik ya!) Yeni Türk Akıncılar Schmidt ve diğerleri, Türkiye, AB'ye "kabul edilirse" Avrupa'ya 20 milyon "genç" ve dinamik Türk'ün akın etmesinden ve Avrupa'nın yaşlanan nüfusunu her alanda bastırmasından korkuyorlar. Bunlar her türlü laf-ı güzafın dışındaki gerçekler ve Schmidt gibi bu gerçeklerı görüp itiraf eden Avrupalılar, kendi açılarından haklılar. Öyle ya, asırlarca "mama mia, il Turco" (ana Türkler geliyor) diye Türk akınlarından korkan, Viyana kuşatmalarını unutamayan Avrupalılarda bu korkular sadece ataerkil değil, gerçek. Ve şurası muhakkak ki, eğer Avrupa'ya girsek, bu sefer, genç dinamik ve elyak insanlarımızla oraları içinden "fethederiz"! Bu da bizim bir yerde, tarihi misyonumuzun bir gereği; ancak bunu daha ustalıkla fincancı katırlarını ürküterek veya haysiyetimizden değerlerimizden taviz vermeden, Avrupalılar'a teslim olmadan yapmak da var! Gaflet ihanet cephesi Ama düşünmek de gerek, Türkiye'yi Türk milletini AB'ye ram etmek için uğraşanlar cephesınde -gaflet, ihanet cephesinde- kimler, niçin vardırlar? Bunu Suat İlhan ve Bölügiray Paşalar kitaplarında yazıyorlar. Emin Çölaşan da, MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici de, bir kesim tarafından her nedense yadırganan mektubunda (bu mektuba ilerde daha geniş şekilde temas edeceğim) bu cephenin mensuplarını sayıyorlar: Bütün radikaller, Kürtçüler (PKK organları) müşterek gayeleri Türkiye'yi şu veya bu şekilde, bölmek; Kürtçe Radyo ve TV ve eğitimle başlayarak bunun mümbit zeminini hazırlamak... TSK'nın etkinliğini azaltarak en büyük savunma kalkanımızı yok etmek! Bu cephenin destekçisi de içimizdeki iyi niyetli sağlı sollu liboş gafiller ve rant, küçük hesap peşindekı işbirlikçiler. Ve maalesef gaflet erbabı, uzağı ve oyunları göremeyen bazı yazarlar ve politikacılar. Bunlar zannediyorlar ve kamuoyunu da inandırmaya çalışıyorlar ki Avrupalılar'ın dayattıkları bütün koşulları kabul etsek hemen AB'nin kapıları bize ve milyonlarca iş arayan vatandaşımıza açılacak ve anında gerçek demokrasiye ve refaha kavuşacağız.. Bir defa teslim olduktan sonra, ülkemizi bekleyen asıl felaketlerin nedense farkında değiller. Bu koşullarda Avrupa Birliği'nin kapısında beklemeye karşı çıkan bizleri de bağnazlıkla,Türkiye'nin "nurlu "geleceğinin önünü kesmekle itham ediyorlar" Atatürk ilkeleri Oysa, Atatürkçülük konusunda mangalda kül bırakmayan bu bazıları, Atatürk ilkelerinin, "müzedeki bir avuç kuru leblebi" gibi bayat, zamana ve zemine artık uymayan sözler olduğunu ima ederken, bizler onun, milli egemenlik ve haysiyet konusundaki vasiyetine sadık kalıyoruz. Benim, bizim saplantımız da bu! Mustafa Kemal 1919'da Samsun'a çıktıktan sonra, kurtuluş için önündeki seçenekleri sayıyordu: Birincisi, İngiliz ve Avrupa himayesini istemek işgalcilerle işbirliği yapmaktı... İkincisi Amerikan mandasını istemekti. Üçüncüsü, Türkiye'nin bölgelere ayrılmasını (yani bölünmesini) kabul ederek zayıf bir Osmanlı devletini kurtarabilmekti yani Sevr çözümü idi. Mustafa Kemal o gün şerait ve avhal dahilinde bile bu seçeneklerin hepsini, delillerini mantıken çürük ve temelsiz olduğu için, elinin tersiyle itti, verilecek tek kararı verdi: "Kayıtsız şartsız Milli egemenliğe dayanan bağımsız Türk Devleti!" Başka seçenekler Bugün de Türkiye'nin önünde AB'den başka seçenekler yok mu? Jeopolitik konumumuz ve gücümüz sayesinde her zamankinden çok var. Demokrasi ve diğer konularda Avrupa'nın vesayeti altında yapacaklarımızı eğer siyasilerimiz o iradeyi ve beceriyi gösterseler kendimiz da yaparız. Bunları yapmak tabii ki, teslimiyetçilikten, yakamızı AB'nin eline vermekten çok güç olur... Sanki 1919'dan sonra Mustafa Kemal ve arkadaşlarının işleri çok mu kolaydı? AB taraftarlarına soruyorum: Bütün herşeyi bir tarafa bırakın, evelemeyin gevelemeyin ve şimdi bana hâlâ "zaman değişti" mi diyeceksiniz? Atatürk'ün ilkeleri ve vasiyeti, bir yabancı derginin dediği gibi "müzedeki bir avuç leblebiden ibaret mi kaldı"? GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Avrupa bir kıt'a olmaktan ziyade bir zihniyet, anlayış meselesidir." Winston Churchill "Avrupa enerjik melezlerin kıtasıdır!" H.A.L Fisher (İngiliz tarihçi)
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT