BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rengârenk kafalar

Rengârenk kafalar

Dünyada saç boyasının en fazla tüketildiği ülkelerden birisi Türkiye imiş. Bu sebeple üretici firmalar için iştah kabartan bir pazar aynı zamanda ülkemiz.



Dünyada saç boyasının en fazla tüketildiği ülkelerden birisi Türkiye imiş. Bu sebeple üretici firmalar için iştah kabartan bir pazar aynı zamanda ülkemiz. "Nereden çıktı şimdi bu?" dediğinizi duyar gibiyim. Bu gerçeği öğrendiğimde benim çok ilgimi çekmişti. Düşünsenize, şıklığa bizden çok daha fazla önem veren o kadar ülke var. Ama biz böyle bir konuda onlardan daha çok tüketir vaziyetteyiz. Fransa, İtalya gibi modanın anayurtları arkamızdan nal topluyor. Her şeyin bir sebebi olduğuna göre bunun da sebebi var elbet. Bence biz dış görüntüye iç dünyadan çok önem veren bir milletiz. İşin kötüsü görünüşümüzden de memnun değiliz. Milletçe olduğumuzdan değişik görünme çabamızı uzun yıllardan beri sürdürüyoruz. Bunun altında bir kendini beğenmeme, hayatından memnun olmama var mutlaka. Psikologlar saçının rengi ve modeliyle sık sık oynayan kadınların yeterince mutlu olmayan kadınlar olduklarını iddia ediyorlar. Kendilerine dönük oldukları anlarda gördüklerinden haz almadıkları için dışa yansıyanları değiştiriyor bu sayede mutluluğa terfi edeceklerini farz ediyorlar. Bunları yazarken "ler, lar" tipi ekler kullanmam anlamsız aslında çünkü ben de o kadınlardan birisiyim. Gerçi iki yıldır saçımın rengini falan değiştirmedim. Bu açıdan bakıldığında halim olumlu olarak algılanabilir. Ama benim de saçım boya mesela. Ne zaman kuaföre gitsem sayısız hanımın boya yaptırdığını görüyorum. Benim saçımın asıl rengi, yukarıda gördüğünüz fotoğraftaki gibi koyu kahverengi. Fakat şu günlerde sokakta falan karşılaşsak göreceksiniz ki açık sarı renkte bir kafa ile dolaşıyorum. Doğal sarışını kıt bir coğrafyada yaşıyor olduğumuzdan sanırım, bizim ülkemizde sarışın taklidi kadın çoktur. Sarı saç havalıdır, ya da öyle olduğu varsayılır. İşte ben de onlardan birisiyim. Peki nedir bizim kendimizle alıp veremediğimiz? Nedir değiştirmeye çalıştığımız? Belki her şey! Bu iç karartıcı bir cevap oldu, farkındayım ama bütün gerçekler kadar sevimsiz, daha fazla değil. Neden Fransız kadınlar o kadar fazla boya kullanmıyor da biz kullanıyoruz? Gülerek, "memleketin başka problemi kalmadı da bunlarla uğraşıyor" demeyin. Bizim genel olarak paylaştığımız bir kısır döngü bu. Biz kendimizi beğenmiyoruz. Beğenmediğimiz için de sevmiyoruz. Hal böyle olunca doğal olmayan çözüm yollarına saldırıyoruz. Bizim ülkemizde kadınlara yetişecek kadar çok sayıda erkek de saçını boyuyor. Politikacılara bakın. Yaşları yetmiş civarında olan fakat saçlarının arasında bir tek beyaz tel bile bulunmayan ne kadar çok yöneticimiz olduğunu göreceksiniz. Halbuki beyaz saçlar tıpkı yüz çizgileri gibi yaşanmışlığı temsil eder. Geçen yılları ve tecrübeleri hatırlatır. Bir politikacının en çok ihtiyaç hissetmesi gereken özellikler bunlar. Ama Türkiye'de değil! Burada herkes genç, dinç ve havalı görünmek zorunda! İçi geçmiş olsa bile! İçimiz derli toplu ve huzurlu olmadığından dışımızla uğraşıp duruyoruz işte. Saç renkleri hakkında bazı tespitlerim de var. Mesela orta yaş çizgisinin biraz üstüne çıkmış bayanlar daha tuhaf renkleri tercih ediyorlar. Soğan kabuğu denen bakırla pembe arası bu renge doğada hiç rastlamadığımdan yadırgıyorum. Genç kızlıktan sıyrılmaya çalışan hanımların ilk tercihi ise balyaj yaptırmak oluyor. Yani doğal renkteki saçlarının arasına bir kaç ton daha açık gölge attırmak. Benim gibi otuz yaşını bir iki yıl geçmişler sarıdan vazgeçemiyor. Sarıyı sevmeyenler ise kızıl tonlarında takılıp kalıyor. Erkeklerin, özellikle politikacıların seçimi, kuzguni siyahtan yana. Kızmasınlar, pek inandırıcı görünmüyor. Hatta benim güldüğüm bile oluyor bu simsiyah saçlara. İşte kafalarımızın dışı böyle. Keşke içleri de biraz renklense, biraz değişse! Sözün Özü Arkadaş edinmenin tek yolu, arkadaş olmaktır. Levha Ölüm her şeyi eşit kılar.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT