BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kabahati başka yerde aramayalım!

Kabahati başka yerde aramayalım!

Ülke ekonomisinin durumu ortada. Siyasi, sosyal sıkıntılar hat safhada. Ekonominin kötü olması halinde bunların iyi olması, ülkede huzur olması zaten mümkün değil.



Ülke ekonomisinin durumu ortada. Siyasi, sosyal sıkıntılar hat safhada. Ekonominin kötü olması halinde bunların iyi olması, ülkede huzur olması zaten mümkün değil. Müesseselerin, iş dünyasının durumu iyi mi sanki; ne mümkün? Gemi fırtınaya tutulunca, gemidekilerin hepsi nasibini alır elbette... İnsanlar bir araya geldiğinde, niçin bu hale geldik, bizi bu hale kim getirdi? diye suçlu arıyorlar hep. Fakat herkes, hep başka yerlerde arıyor suçluyu: İşçi patronu suçluyor; memur müdürünü suçluyor. Halk hükümeti suçluyor. Peki suçlu kim? Böyle durumlarda suçluyu bulmak için geçmişe, tarihe bakmak lazım. Zaten dememişler mi, "Tarih tekerrürden ibarettir." Bugün suçluyu bulmada önemli ip uçları verecek tarihi bir olayı sizlere nakledip yorumunu size bırakmak istiyorum: Tarihte zalimliği, gaddarlığı ile ün yapmış Moğol Hükümdarı Hülagü 1258 senesinde Bağdat'ı alıp yakıp yıkmak için şehri kuşatır. Şehrin yakınına karargahını kurdurur. Haber gönderip Müslümanların en büyük alimi ile görüşmek istediğini bildirir. Haber şehre geldiğinde kimse görüşmek istemez. Çünkü, gidip de gelmemek; kelleyi kaptırmak vardır işin içinde. Bu haber zamanın genç alimlerinden Kadıhan'a ulaştığında, "Ben gidip görüşürüm" der. Herkes rahatlar, "bir kurban bulundu" diye. Kadıhan daha yirmi yaşlarında. Doğru dürüst sakalı bile yok. Boylu postlu da değil; ufak tefek bir cüsseye sahip. Görüşmeye giderken yanına bir deve, bir keçi bir de horoz verilmesini ister. Kimse bundan bir şey anlamaz, fakat gidip görüşsün diye hemen tedarik edilip verilir. Kadıhan beraberindeki üç hayvanla beraber Hülagü'nün çadırına vardığında, hayvanları dışarda bırakıp içeri girer. Kendisini takdim ederler. İstediğiniz Müslüman alim bu, sizinle görüşmeye geldi, derler. Hülagü, şöyle bir bakar, beklediği bir tip olmadığı için çok şaşırır. Bu şaşkınlığını da ifade etmekten geri kalmaz: "Gönderecek senden başka kimse bulamadılar mı, sen mi benimle görüşeceksin?" diye sorar. Kadıhan hazretleri, böyle bir tepkiyle karşılaşacağını bildiği için hazırlıklı gelmiştir zaten. Hülagü'nün sorusunu şöyle cevaplandırır: "Sen görüşmek için, iri yarı boylu boslu birini istiyorsan, dışarıda duruyor devemi getirdim, onunla görüşebilirsin. Yok, yaşlı sakallı biri ile görüşmek istiyorsan, dışarıda duruyor, bir keçi getirdim onun sakalı var onunla görüşebilirsin. Yok, sesi gür biri ile görüşmek istiyorsan, horoz getirdim, onunla görüşebilirsin. Hülagü, karşısındakinin sıradan biri almadığını, görünüşüne bakıp karar vermenin yanlış olacağını anlar: "Sen görüldüğü gibi birine benzemiyorsun, otur bakalım", deyip yer gösterir. Hemen arkasından ilk sorusunu sorar: "Ben buraya niçin geldim, beni buraya getiren sebep nedir?" Kadıhan bu soruya şöyle cevap verir: "Seni buraya biz getirdik. Bizim amellerimiz getirdi. Nimetlerin kıymetini bilemedik: Esas gayemizi unutup makam, mevki, mal mülk peşine düştük, zevke sefaya daldık. Cenab-ı Hak da verdiği bu nimeti almak üzere seni gönderdi." İkinci sorusunu sorar: "Peki ben ne zaman geri dönerim?" "O da yine bize bağlı, benliğimize dönüp ne kadar kısa zamanda toparlanıp, nimetin kıymetini bilir, zevk ve sefadan, israftan, zulümden, birbirimizle uğraşmaktan vazgeçersek işte o zaman sen geri gidersin!" Baştan söyledim yorum yok, yorum size ait... Anlayana sivri sinek saz, anlamayana, davul zurna az!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT