BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > "Hangi rüzgâr attı seni buraya?!."

"Hangi rüzgâr attı seni buraya?!."

Cebindeki eski cüzdanın içinden beş bin lira ayırdı Yakup. Bir kez daha sayarak uzattı komisyoncuya. Adam bir panter gibi atılıp kaptı paraları, tombul parmaklarını diliyle ıslatarak saydı iki defa. Gözleri kısıldı:



Cebindeki eski cüzdanın içinden beş bin lira ayırdı Yakup. Bir kez daha sayarak uzattı komisyoncuya. Adam bir panter gibi atılıp kaptı paraları, tombul parmaklarını diliyle ıslatarak saydı iki defa. Gözleri kısıldı: - Hani benim komisyonum birader? Şaşırmıştı Yakup. Gözleri merakla parladı. Adama dönüp: - Ne komisyonu ağabey? - Biz bu işi ne diye yapıyoruz oğlum, babanın hayrına sana ev bulmuyorum ben... Elbet biz de bu işten üç-beş kuruş para kazanacağız değil mi ya? Bu işin raconu, bir kira karşılığı kadar da komisyoncuya para verilir. Ver bakalım bin gayme daha... Yakup yardım istercesine Hüsamettin'e döndü. Adam sanki varla yok gibiydi. Kaşlarını kaldırıp baktı Yakup'a. Çaresiz cüzdan yeniden çıktı ortaya. Bir binlik daha çekti içinden, elleri titreyerek uzattı: - Buyur ağabey... - Hah, şimdi oldu. Haydi, güle güle otur. Bak, her ayın beşinde isterim bin gaymeyi. Beş ay sonra başlayacaksın ödemeye, unutma. Eve sahip çıkın, verdiğim gibi alırım geriye. Bir ufak hasar olursa ödersin bilmiş ol. Komisyoncunun tavırları parayı aldıktan sonra değişmiş gibiydi sanki. O ilk anlardaki iltifatkâr hali gitmiş, sanki çocuğunu azarlayan bir baba gibi olmuştu. Ofisten çıktıkları zaman Yakup uğradığı hayal kırıklığının etkisiyle suskunlaşmış, düşünceli bir tavır takınmıştı. Hüsamettin sırtına vurdu onun: - Haydi bakalım, gidelim eskici dükkanına. Çok iyi şeyler var, bir arkadaş var, hem de hesaplı verir. Atarız kamyonetin arkasına, getiririz. Bir de badana yaparsın girmeden önce. Akşam da gidersiniz evinize. Hafifçe tebessüm etti Yakup. İçinden: "Bütün bunlar yapılması gereken şeyler.Tabii ki bir düzen kurabilmek için fedakârlık yapmak gerekecek, bütün bunları göz önünde bulundurarak gelmedik mi buraya?" diye geçirdi... Eskici Nihat kamyonetin kapı önünde durduğunu görünce öfkeli bir tavırla çıktı dükkandan: - Birader, kapı önüne park edilmez yahu, az ileri al! Hüsamettin sırıttı arabadan inip: - Yedik mi be kapını, biz geldik... - Vay Hüsamettin ağabey, nerelerdesin yahu? Kusura bakma, her gün aynı dert, az ilerisi pazar yeri diye, gelen buraya park ediyor... Hangi rüzgâr attı seni buraya?.. - Bizim hemşehrilerden birini getirdim sana. Köylüm olur. Birkaç parça eşya alacak. Ev açıyor burada. Göç etti. Nihat yan gözle baktı Yakup'a. Çakır gözleri hüzün doluydu. Siyah, dalgalı saçları terden ıslanmıştı. Elini uzattı Nihat. Saygıyla atıldı Yakup, hararetle tokalaştılar: - Hoş geldin kardeş, tam yerine geldin, Hüsamettin ağabeyin köylüsü benim de köylüm sayılır, istediğin her şey var burada, seç beğen al!.. Hepsi senin... - Sağ olasın Nihat kardeş. Biz hani bir eve gereken neyse... - İki tane çek-yat vereyim sana, yatak niyetine gece, sedir niyetine gündüz kullan. Bir de masa vereyim.. Sandalyeyle birlikte. Tencere tabak, ne istersen... Yutkundu Yakup. Çek-yatlara baktı göz ucuyla. Alması elzem olan eşyalardandı. Boynunu büktü: - Şu yataklı sedirleri alayım ama masa kalsın, yerde idare ederiz bir süre. Kap kacak işini de ben bilmem. Hanımla geleyim yarın. O ayarlasın. Biz ağır eşyaları alalım da bugün... Kollarını açtı adam iki yana omuzlarını kaldırıp: - Sen bilirsin hemşehrim. Alacak sensin, verecek ben. İstediğini söyle, bulalım çaresini. İki çek-yatla birlikte bir de ocak aldılar tüpüyle birlikte. Son dakikada bir de eski halı beğendiler... Kamyonete yüklediler... * DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT