BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kaybeden var, ya kazanan?

Kaybeden var, ya kazanan?

Trabzonspor Genel Kurulu'ndaki oylama bir "mağlûbu" açık açık ilân etti: Mehmet Ali Yılmaz!. Peki kim kazandı?



Trabzonspor Genel Kurulu'ndaki oylama bir "mağlûbu" açık açık ilân etti: Mehmet Ali Yılmaz!. Peki kim kazandı? "Oylama sonucuna bakılırsa", Özkan Sümer ve ekibi kazandı!. Oylamayı kazandı ama, "acaba Özkan Sümer ve ekibi, destekçileri ile beraber gerçekten kazandı mı?" Bunu "zaman gösterecek!." Tabii, "bu önemli, adeta ihtilâl niteliğindeki değişimde" Trabzonspor'un ne kazandığını, ne kaybettiğini de "zaman" gösterecek! İşte bu sebepten dolayı, "bugün" kaybedene bakalım! Yılmaz neden kaybetti? Sebep çok açık; "Trabzonspor'u küçümsedi, camiasını küçümsedi", hatta koca bir Trabzon kentini "ekonomik olarak" küçümsedi, kendisini bütün bunların üzerinde gördü!.." Ve cevabını Osmanlı Sultanları gibi aldı: "Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!" Trabzon'daki büyük değişimin "diğer sebebi", Mehmet Ali Yılmaz'ın etrafını çevirenlerin ve de "hınk deyicilerinin", Başkan'ın etrafında oluşturdukları antipati halkalarıydı! Nihayet "son önemli sebep", kulübün kasası ile kendi kasasını birleştirmesi, kimseye sormadan, yönetime bile danışmadan oyuncu alıp satması, teknik direktör değiştirmesi, hatta "Trabzonspor'u İstanbul'a taşıyacağım" gibilerden "hayal kurarken bile", Trabzonspor'u kuran, destekleyen, bugüne getirenlere "ne dersiniz" diye danışmaya dahi tenezzül etmemesiydi! "Ben" diyordu, başka bir şey demiyordu! İşte, Yılmaz'a kaybettiren bu "Ben... Benciliği" oldu! Trabzon camiasını toparlayacağına; böldü!. Üstelik, TV'siyle, gazetesiyle ve İstanbul basınındaki "adamlarıyla", son dakikaya kadar Trabzonspor camiası ve oy kullanacaklar üzerindeki "ağır baskısına rağmen" kaybetti! "Yılmaz giderse, Trabzonspor batar" kampanyalarına rağmen kaybetti! Özkan Sümer gibi "Trabzon'da, camiada ve medyada çok kişiyi kırmış, küstürmüş, kızdırmış" bir rakibe karşı kaybetti! "Ben aday değilim" demesine rağmen "adamlarına liste yaptırıp", sonunda kaybederse "Ben yoktum zaten", kazanırsa "İstemiyordum ama yan cebime koy" taktiğine rağmen kaybetti! Nihayet ve "en acısı", hatta "Özkan Sümer'e karşı da değil", kendisinin ve "hınk deyicilerinin" deyimi ile "Trabzonspor'un maaşlı bir personeline karşı kaybetti!." Özkan Sümer'i seçimden önce "böyle görmesi, böyle takdim etmesi" ve sözcülerine de "bu yönde yazılar yazdırması", mağlûbiyetini kat kat ağırlaştırdı! Bana göre, "böyle bir tablodan sonra", Mehmet Ali Yılmaz için Trabzonspor'da artık bir daha "başkanlık dönemi ihtimali kalmamıştır!" Eğer, "Para konusundaki açıklamaları ve yeni yönetimin cevapları" sonunda iş mahkemelere kadar uzanırsa, Mehmet Ali Yılmaz'ın Trabzonspor'da "onursal başkan" olma ihtimali de kalmaz! Bu yüzden Yılmaz, yaptığı stratejik ve taktik hatalardan sonra, bunlara yenilerini eklememeli, yeni yönetimin "parasal olarak önünü açmalıdır!" Zira, muhasebe kayıtları ya da "resmi olmayan ikinci defterler ne gösterirse göstersin", artık herkes bilmelidir ki, Trabzonspor Mehmet Ali Yılmaz'a değil, Mehmet Ali Yılmaz Trabzonspor'a borçludur!. Görev başında olduğu yıllarda, bunca transfere, bunca hoca değişimine rağmen, dökülen hatta saçılan milyon dolarlara, trilyonlara rağmen, lig ikinciliğinde aldığı takımı, "Dünya takımı yapacağım" vaadleriyle işbaşına geldiği halde beşinciliklere, altıncılıklara mahkûm etmiş, FIFA klasmanlarında 50'ncilikten 130-250'ncilikler arasında dolaştırmıştır! Transferdeki hezimeti, takımdaki olumsuzluklar tablosunu, hoca fiyaskolarını sevgili Şirin Berber çok açık ve enfes bir şekilde ortaya koydu, tekrara gerek yok! Şimdi sormak gerek: "Ne yaptın ki sayın Başkan, Trabzonspor'dan 20-30 milyon dolar istiyorsun?" "10 milyon dolarını hibe ettim" diyorsun, bilmem ki "Bunu kulübe yazılı olarak bildirdin mi?" Ama "Maç naklen yayın haklarına hemen temlik koydurmayı" bildin, bu nasıl iş? Bir soru daha: "Bu 30 milyon dolar nereye harcandı?" Bir soru daha: Bir spor kulübünde, bir dernekte, bir başkan "sadece kendi cebinden", o derneğin, o kulübün yıllık bütçesini aşan harcamalar yapabilir mi? Kanunlar, yönetmelikler, tüzükler ne diyor? Spor Bakanı, Maliye Bakanı, İçişleri Bakanı, Gençlik ve Spor Genel Müdürü, Futbol Federasyonu Başkanı "bu rakamlar ve bu sorular için" ne diyorlar? Bence, "gazetelerin spor sayfalarına akseden bu büyüklükte rakamlar gerçek değil ve Mehmet Ali Yılmaz da bu irilikteki rakamları telâffuz etmiyor!" Bence, gazeteler "ortalığı kızıştırmak için" rakamları böylesine büyütüyorlar! Olsa olsa "Teleon temliği de çıktıktan sonra" 3-3.5 milyon dolarlık bir borç kalır ki, zaten resmi kayıtlardaki rakam budur!" Geçen genel kuruldaki borç rakamı da, 4.5 milyon dolar değil miydi? Ayrıca, bir konuyu daha soru haline getirmem gerekiyor: Ödenecek 2000 yılı vergi, SSK ve fonlar 3.5 trilyon, ödenecek bonservis bedelleri 4.5 trilyon, futbolculara ödenecek 2000 yılı transfer borçları, maçbaşı transfer ödemeleri ve 2000 yılı primleri 7.5 trilyon, yani 15.5 trilyonluk borcu "ödemeyip" yeni yönetime "ciro eden" bir yönetimin Trabzonspor'u nasıl bir batağa soktuğunu anlamak için, muhasebeci olmaya gerek var mı? Böyle bir tablo ortada iken, hâlâ "Bana 30 milyon dolar borçlandılar" demek ve "İvan'dı, Oktay'dı" diyerek transfer peşinde koşmak neyin nesi? Yooo! Bir kulübü, 4 yıl gibi bir sürede, "böyle bir mâli batağın içine sokmak" acaba ne anlama geliyor? İşte, bütün Trabzonlular'ın kendilerine ve "eski yönetimle", "eski başkana" sormaları gereken asıl soru bu!. "Bu sorunun cevabı verilmedikçe" ve "bu ürkütücü tablonun karşılığında", Trabzon'un "Avrupa Kupalarının hiçbirine katılamayacak sıralarda dolaşmasının sebepleri açık olarak ortaya konmadıkça", kimsenin çıkıp da "Trabzonspor, Mehmet Ali Yılmaz'a çok şey borçludur" demeye hakkı yoktur! Bu tablo göstermiştir ki, "Trabzonspor, Mehmet Ali Yılmaz'a olan borçlarını kat be kat ödemiş" ve şu anda Mehmet Ali Yılmaz, Trabzonspor'a borçlu hale gelmiştir! Trabzonlular "iyi düşünsünler", ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır! Mithat Ağabey!.. Yeni yıla "Erol Yaşar Türkalp'in acısı ile girerken", İstanbul'dan gelen "kara bir haber", acımızı katlayıverdi! Mithat Perin Ağabeyimiz de, ardında pırıl pırıl ve "dev gibi" bir meslek hayatı bırakarak, aramızdan, ayrılmıştı! Onu Ankara'da gazetecilik yaparken, "siyasetçi" olarak tanımıştım! Olaylara, ülkeye ülke insanına, Türkiye'nin sorunlarına "değişik" bir pencereden bakar, yorumları "partizanlıkla değil, gerçekçilikle" kucaklaşırdı! Gazetecilikte ise iyi bir hoca ve ağabey, herşeyden önce "yol gösterici" idi! Kurduğu İstanbul Ekspres, tam bir gazeteci mektebi olmuştu!. Kaleminin lezzeti, kültürünün derinliği, sohbetlerinin keyfi ölçüye girecek cinsten değildi! Toprağı bol, ruhu şad olsun! Acılı ailesine sabır ve başsağlığı dilerim. Spor ve Medya!.. İşte bir yeni yılda daha, TSYD'nin Eğitim Semineri'nde Antalya'da buluştuk. Anadolu'nun cennet köşelerinden birinde, ona lâyık bir tesiste "eski ve yeni dostlar", meslekdaşlar, spor ve futbol adamları beraberiz!. Bir bahar havası... Ama yüreklerimizde sevgili Erol Yaşar Türkalp'in acısı, sporumuzu, futbolumuzu, medyamızı, basketbolumuzu konuşuyoruz, tartışıyoruz!. Benim katıldığım oturum "Spor ve medya" üzerine idi!. Aslında çok şey konuşuldu, tartışıldı ama "benim kafamda" iki düğümlü iki soru kaldı: Türkiye'de "gerçekten" spor var mı? Türkiye'de "spor medyası" var mı? Ve bu iki soru "bir önemli sonuçta" düğümleniyor: Türkiye'de spor olsa, spor medyası olsa, en azından son çeyrek asrın "en iyi spor gazetecilerinden biri olan" sevgili Erol Yaşar Türkalp bunca yıl işsiz kalır mıydı? Yooo! Duygusal değilim; acı bir gerçeğin altını çiziyorum!. Semineri düzenleyen ve emeği geçen TSYD yöneticilerine şükranlarımı sunarım! Dört dörtlük organizasyon için onları kutlarım!. Gelecek yılda buluşmak üzere!. Kimin hocasısın? Trabzonspor eski teknik direktörü Giray Bulak, "onun hakkındaki olumsuz görüşlerimizin ne kadar haklı olduğunu" adeta ispat etti! "Ben Trabzonluyum" diye diye "Konya'yı yüz üstü bırakışının haklı bir sebebe dayandığını" göstermeye çalışıyordu! Görüldü ki, onun Trabzonlulukla ya da Trabzonsporlulukla "sıcak" bir ilgisi yok! O "Ben Mehmetalispor'un teknik direktörlüğüne geldim. Mehmet Ali Yılmaz başkan olmazsa elbette ben de olmam" dedi ve istifa edip gitti! Kendine de yazık etti, Trabzonspor'a da! Bilmem ki, artık "güvenerek" ona kim iş verecek? İlkelilikle, ilkesizliği karıştıranların en iyi örneklerinden biridir, Giray! Temenni edelim ki, "bu olaylardan ders alsın" ve bundan böyle aynı hatalara düşmesin! Hocalığına Türk futbolunun ihtiyacı var! Yavuz'dan cevap!.. Merkez Hakem Komitesi Başkanı Bülent Yavuz telefonla aradı ve geçen hafta Uluçmarket'te yer alan bir konuyu tekzip etti! "Ben mevsim başında Fenerbahçe'nin mağdur edildiğine dair bir söz sarfetmedim. İki yıl önce komitenin genel sekreteri iken, bir soru üzerine yaptığım yorum, eğilip bükülerek bu hale sokulmuş. Benim böyle bir söz söylemem mümkün mü? Hem hakem olarak, hem kişi olarak, hem görevim icabı böyle konuşmam. Biz her takıma ve kulübe aynı mesafedeyiz. Bir kulübe ayrıcalık yapmamız mümkün olabilir mi?" Yavuz'un bu açıklamısını, "sözün senet olduğu" görüşü ile, memnunlukla karşıladım. Temennim, bu sözlerin uygulamalara tam olarak yansımasıdır! İzleyelim, görelim! Bu nasıl iş? Vay... Vay... Vay... Beşiktaş'ın "sembol" isimlerinden "kaptan" Mehmet, kulüpten kovulacak noktaya gelmiş de, kimsenin haberi nasıl olmamış? Mehmet herhalde "bu noktaya bir-iki günde gelmedi!." Peki, nerede benim spor basınım? Nerede benim anlı-şanlı Beşiktaşlı yazarlarım? Beşiktaş'ı yazan yazarlarım? Neler olduğundan haberleri olmadı ise; vah!. Haberleri oldu da, yazmadılar, gizledilerse; vah vah!. "Spor basını var mı, yok mu?" diye tartışırken, bütün sayfalarımızı, ekranlarımızı emrine tahsis ettiğimiz "futbolun da basını var mı yok mu", onu da tartışmaya başlayacağız, anlaşılan!.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT