BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Unutuldum, öyleyse hüzünlüyüm. Bu makul önerme şu istekte bulunma hakkını hiç vermez mi bize? Acaba ara sıra hatırlandığımda hafızalarda tatlı bir anı olarak kalabilir miyim? Ya da adım geçtiğinde bir sohbette "İyi insandı" diye söylenir mi arkamdan. Hayatımın tüm gayesi bu olmalı aslında.



Unutulmak ve hüzün Hüzün, hatıraya sordu: "İsmini nereden aldın?", "Tarihten aldım", dedi. Hatıra: "Geçmişim benim adımdır aslında. Anı da derler bana, ya sen?". "Benim adım da senden gelir. Yani genellikle. Bilmiyor musun? Ben hatıradan sonra çıkarım ortaya, albümler karıştırıldığında unutulan nice hatıralar, benim adımı verir. Sen unutulunca ben doğar ve ağlarım. Anılarda kaldıkça unutulursun ya aynen öyle. Zaman seni unuttukça ağlarım ben. İşte o zaman adımı fısıldar kulağıma, yıllar dile gelse nice hatıraları anlatabilecek ve kimbilir nicelerini de unutan bir yaşlı. Hüzün, hüzün, hüzün... Gömülü hatıralar Neler unutulmadı ki? Daha bedenlerimiz ruhlarımızı tanımamışken verdiğimiz sözü unuttuk önce ve unutmakla kalmadık, verdiğimiz sözün aksini yaptık. Dünyaya merhaba derken ağladık. O zamandan beri gülmeyi unuttuk. Nice ağlayanları da. İlkokula başlarken annemizin kollarımızdan tutup bizi götürdüğü günü, bıraktığında hıçkırıklarla ağlayışımızı unuttuk da, şimdi büyüdük öyle olmadığını söyler olduk. Aynı günlerde ilk sıra arkadaşımızın yüz hatları hâlâ gözlerimizin önünde canlı duruyor belki ama adını adresini çoktan unuttuk. Eskinin güzellikleri Okul arkadaşlarımız, mahalle arkadaşlarımız, şimdi çok katlı lüks apartmanların dikili bulunduğu , uçurtmalarımızın iplerinin karıştığı çayırlarda koşturmalar, unutulacak gibi değildi ama bu söylenenlerden başka hiçbir iz kalmadı hafızalarda. Hele bir de ayrı düşülmüşse onlardan yıllar sonra ancak bir tesadüfle karşılaşıldığında şayet sohbet ilerleyip de ortak bir nokta bulursanız , şaşkınlıktan küçük dilinizi yutacak hale gelip bir isim canlandığında eskilerden. "Sen misin? Ne kadar değişmissin"li cümleler sıralanırsa arka arkaya işte o zaman unutulanlar canlanacaktır bir nebze zihinlerde. Yoksa zayıf olan bu ihtimal gerçekleşmediğinde, mahalle arkadaşları, okul arkadaşları, cirit attığımız meydan, hatıra sayfalarında karıştırıldığında -karıştırılırsa- çıkmak üzere unutulmuştur artık. Daha neler unutulmadı ki! Ortaokul yıllarında başlayan platonik sevdalar, lise yıllarında daha ciddiymiş gibi gelirdi. Ne komplimanlar yapılırdı arkadaşlar arasında. Belki hiçbir zaman ciddi olmadı, çocukçaydı. Ama üniversite yılları ve daha sonrası asla unutamam dediğimiz sevdalar. Bir başkasına yâr olduğunda, hayata küsüp 'ondan başkası olamaz' dediğimiz ilk vurgun anları. Unutuldu da başkalarının olabileceğinin farkına vardık. Muhatabı olduğunuz insanlar biraz kalabalıksa eğer çok insan tanırsınız. Köklü dostluklar kurulur, kaynaşır bir bütün olursunuz. Ayrılık gelip çatınca da kaçınılmaz son. Unutulursunuz... Hep aranıp sorulacağınızı sanırsınız. Bu ilk bakışta haklı bir istekmiş gibi görülebilir. Ama haklı değilsinizdir. Kendi hayatınıza baktığınızda şu soru yeterli cevabı verecektir size "Sen unutmadın mı?" "evet unuttun" cevabı gelir bir yerlerden. O zaman sen de unutulacaksın. Eğer mazi, albümlere bakınca canlanıyorsa, anılara bu şekilde ulaşabiliyorsan eğer, sana da öyle ulaşırlar. Ne var ki, cevherimizde bulunan sonsuzluk isteği, hiç unutulmama arzusunu ateşler durur. Ama bilirsin ki unutulmak kaçınılmaz son. Onun ardından da hüzünlenmek. Hüzünlü diyalog Unutuldum, öyleyse hüzünlüyüm. Bu makul önerme şu istekte bulunma hakkını hiç vermez mi bize? Acaba ara sıra hatırlandığımda hafızalarda tatlı bir anı olarak kalabilir miyim? Ya da adım geçtiğinde bir sohbette "İyi insandı" diye söylenir mi arkamdan. Hayatımın tüm gayesi bu olmalı aslında. Güzel insanlardan biri olarak hatırlanmak. Unutulmamak mümkün değil. Hatırlandığımızda güzel şeyler çağrıştırıyorsa ismimiz, aslında unutulmamışız demektir. Bu arada hatırayla hüznün sohbetini de unuttuk işte. Hatıra sordu "Niçin ağlıyorsun?" "Bilmem" dedi hüzün, "seni unuttular herhalde!" Tekin MEMİŞ/ ANKARA Naat İsmin yazılmış nur-ı ilâhiyle Ademi gölgeleyen Ahmed'sin sen Abdullah'ın oğlu garib yetimi Amine'nin bebesi, canısın sen Cenab-ı Hakk'ın bakıp gözettiği Besleyip büyüttüğü kulusun sen Halime'nin koyunlarını güderken Kalbinin yıkandığı çocuksun sen Aşıkların gözyaşıyla ıslatıp Çöllerde yeşerttiği gülüsün sen Akarsuyun varmak için hedefe Dağı taşı aştığı menzilsin sen Gönüllere taht kurmuş bir bahtiyar Habibinin dostu, maşûkusun sen Cihânın en güzeli, şereflisi Hakk'ın sevgilisi, sultanısın sen Alemlerin rahmeti olan nebî Ahir zamanın peygamberisin sen İnsanları doğru yola çağıran Kur'an-ı Kerim'i getirensin sen Cebrail’le göklerde seyrân eden Sidretü'l müntehayı aşansın sen Kâinatın, ay, dünya ve güneşin Etrafında döndüğü mihversin sen Son anında ümmetine ağlayan Şefkâtli Muhammed Mustafa'sın sen Fâni Anuş divânına geldiğinde Şefaatin umduğu şâfîsin sen ¥ Anuş GÖKÇE / İSTANBUL Okuyucuların dikkatine Diyalog köşesine yazı ve şiir gönderen okuyucularımıza müjde. Artık bundan böyle elektronik mektup adresiyle de bize ulaşabileceksiniz. diyalog_kosesi@hotmail.com adresine çalışmalarınızı gönderebilirsiniz. Bolvadin Depremi Saat altı kırk beş geldi bir zelzele, Duralım sakince yapmayın velvele. Benizler sarardı geldi ne hale.. Felaketlerini sen verme ya rab!.. Alo dedik telefonlar kilitlendi, Sağdan soldan acı haber beklendi. Durmadı sarsıntı öyle eklendi Böyle felaketi sen verme ya rab!.. Teravih kılardık namazın sonu Şöyle bir yokladı almadı canı. Boşalmış camiler zikreden hani Böyle felaketi sen verme ya rab!.. Çok mu ısınmıştı Heybeli suyu Akşehir'de göçtü Yaşarlar köyü Hatırlattı mevlâm acaba neyi Böyle felaketi sen verme ya rab!.. Sultandağı sallandı aniden şaştı, Bazı yerler devrildi direkler göçtü. Ecel şerbetini Yaşarlar içti. Böyle felaketi sen verme ya rab!.. Kibir böbürlenmek hep bize geldi, Sallanınca mevlayı tanıdı bildi. Bize felaketler hep bizden geldi. Azıp sapanlardan eyleme ya rab!.. Takat derman gelmez oldu dizime Baktı mevlam bebelerin yüzüne Panik vardı gerek yoktu hüzüne. Böyle felaketi sen verme ya rab!.. Aşık İbo der ki bunlar bilene Ağlayıp da gözyaşını silene Bizlere aniden geldi zelzele Böyle felaketi sen verme ya rab!.. ¥ İbrahim SELEK / AFYON Mevsimlerden kış Gün, soğuk bir kış günü. Ağaçların saçlarını tarıyor rüzgâr. İnsanlar telaş içinde, savrulan yapraklar gibi bir o yana bir bu yana dönüp duruyor. Mevsimlerden kış olmuş, işte o kadar. Çiçek açtığını, meyve verdiğini görmedikleri ağaçlar yaprak dökse ne çıkar. Belki de ağzı bağlı bir pakette sunulmalı mutluluk. Bakar kör adımlarla küstürülür, her sabah göz kapaklarında şıvgın veren umut. Sanki kışa inat, daha bir buz kesmiş yürekler. Hissetmedikten sonra boşuna yanık türküler dinlerler. Kış güneşi gibi gönüllerini yalayıp geçer nağmeler. Gün, soğuk bir kış günü. Bahar olsa ne farkeder... ¥ Zeynep ARSLAN / TUZLA Gülümse Gül çiçekler gibi açılsın yüzün, Gül ki sen, simanda olmasın hüzün. Her an gül, kalmasın matemli bir gün, Gül gülistan içten içe gülümse. Gülünce yırtılır seninle ufuk, Gülünce açılır sende mutluluk, Severek gülünce biter susuzluk, Gül gülistan içten içe gülümse. Gülüşünde taze bahar kokusu, Gülüşünde küçük çocuk coşkusu, Gülmenden ders alır o bülbül kuşu, Gül gülistan içten içe gülümse. ¥ Metin MERCAN / ÇANKIRI Neredesin yâr Ne bir kılavuz var, ne yollar düzgün, Gönül seni arar, neredesin yâr? Senden ırayınca başladı bozgun, Gönül seni arar, neredesin yâr? Yükseldi feryadım göğü çınlattı, Gözyaşlarım yastığımı ıslattı, Ayrılık yarama bin yara kattı, Gönül seni arar, neredesin yâr? Sesim dağa çarpar geriye döner, Gün döner, ay aşar, yıldızlar söner, Gümüş kaplı hançer beynime iner, Gönül seni arar, neredesin yâr? ¥ Sıddık ÖZER / K. MARAŞ
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109877
    % 0.19
  • 3.8589
    % -0.82
  • 4.5524
    % -0.67
  • 5.1623
    % -1.1
  • 156.204
    % -0.26
 
 
 
 
 
KAPAT