BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zamanın önündeki insan

Zamanın önündeki insan

Hani kimi zaman önümüze doldurulması gereken bir anket, bir bilgi formu gelir de bazı alâkasız ya da cevabı verilmeyecek yerleri çizgiyle geçiştiririz.



Hani kimi zaman önümüze doldurulması gereken bir anket, bir bilgi formu gelir de bazı alâkasız ya da cevabı verilmeyecek yerleri çizgiyle geçiştiririz. İşte onun gibi yaşarken de çizdiğimiz, karaladığımız ne çok şey var kimbilir... Görmediğimiz, göremediğimiz, görmeyi istemediğimiz. Yanından geçip farketmediğimiz atlanmış şeyler... Bir psikolog dostum anlattı. Daha önce çalıştığı yerden bir başka kuruma geçmiş; daha sonra yeniden eski çalıştığı yere döndüğünde görmüş ki orada değişen pekçok şey var... Eşyalardan bazıları, renkler... Ancak arkadaşları "Hayır!" demişler. "Sen gittikten sonra hiçbirşey değişmedi... Hiçbirşey ilâve olmadı." Bunu şöyle yorumluyor o da. "Demek ki daha önce farketmediğim birçok unsuru yeni görüyor, yeni algılıyorum. O zamanlar ister istemez iş hayatının gerektirdiği hız temposuyla etrafa alıcı gözle bakmamış, bakmağa zaman bulamamışım." Evet, bir koşturma çarkının içinde kaybolmaktayız. Onun için ben de eski zamanların daha ağır ritmli, daha çok hayatı gösterir bir ayna olduğunu söyledim: Evet tıpkı ağır çekimli eski Rus filmleri gibi... Tolstoy'un, Dostoyevski'nin veya Çehov'un sinemaya uyarlanmış eserlerine bakın... Zaman ağır aksak ilerler, tempo oldukça düşüktür. Kahramanlar kocaman malikanelerde kuş tüylerince yavaş yavaş ayda yürür gibi hareket ederler. Bir baştan bir başa salonları kat ederken düşünme görme imkânlarına sahiptirler. Seyirci de farklı bir seyirciydi ki o ağır tempoya katlanabiliyordu. Ne bir otobüse, ne bir uçağa yetişme telâşı vardır onların. Belki gerekirse bir fayton gelir ve o faytonla da saatlerce orman yollarında yol alırken gene birçok şeyi görür, hayatı an an, saniye saniye yaşarlar. Onun için ayrıntılar çoktur geçmiş devirlerde. O gergef, kanaviçe işleyen, kuş sesi dinleyen genç hanımların, o meyvalıklara meyva dizen, o vazolara çiçek yerleştiren zarif beyaz ellerin hiç acelesi yoktu demek ki. Kalabalıkla, zamanla yarışmıyorlardı ki... Herşey estetiğe yönelikti; herşey düşünmeye, duyguya, derinliğe meyyaldi. Kelimeler daha seçkin, daha anlamlıydı. Şimdi bazılarının yaptığı gibi aklına her gelen cümleyi alt alta sıralamak biçimindeki şiirler de şiir kabul edilmezdi herhalde. Söz gelimi, Birazdan seni arayacağım. Bakkalın sokağındayım Yağmurdan ıslanıyorum Ayakkabılarım böyle eski değildi Ayaklarım yorgun. Topkapı tramvayına yetişmem lâzım biliyorum. Gibisinden bir takım düşünce ve ihtiyaçların sıralandığı şu benim uydurduğum örnekte olduğu gibi... Şimdi insanoğlu teknoloji gereği internet karşısına geçip dört duvarın arasında yine hayatı farketmeden yaşamasını sürdürüyor. Belli ki yeni insan daha pekçok şeyi görmeden yaşamaya devam edecektir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT