BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Siyaset kurumu

Siyaset kurumu

ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın dünkü liderler zirvesinden evvel yaptığı yeni yılda siyaset değerlendirmesi, kapsamlı bir basın toplantısıydı.



ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın dünkü liderler zirvesinden evvel yaptığı yeni yılda siyaset değerlendirmesi, kapsamlı bir basın toplantısıydı. Konuşma, ağırlıklı olarak felsefiydi. Mücerret gerçeklerle o gerçeklerin yıpranmışlığı üzerine "imal-ı fikr" ediliyordu...İleride sık işiteceğimizi hatırlattığı "geleceği yönetmek" kavramıysa eski ANAP imajına paralellik taşıyan bir vizyon koymaydı. Sayın Yılmaz'ın tesbitine göre Türk vatandaşında olaylarla istikbale karamsar bakma temayülü artmıştır. Peki sebep nedir? Şu anlamda bir izahatta bulunuyor: -Bütün mes'elelerin çözüm mercii olması gereken siyaset kurumunun şu anda -adeta- kendisinin ihtilaf çıkaran olarak gözükmesi, insanları karamsarlığa iten en önemli amildir. Mesut Yılmaz, bu dediklerini birtakım gerekçelerle destekledikten sonra aynen şöyle diyor: -Ülke olarak şu ân aşmamız gereken en önemli problem, siyasete ve siyasetçiye duyulan güvenin yeniden sağlanması problemidir. Bu görüş çok yerindedir. Siyasetçi kötü yıpranmıştır. Onun yıpranmışlığı siyaset kurumuna kan kaybettirdi. Mesut Yılmaz'ın da "vahim" olarak nitelediği gibi bugün kararsızlar en büyük seçmen kitlesidir. En büyük etken, demokrasinin dolaylı ve direkt darbelerle devre dışı kalmasıdır... Siyaset öylesine dağılmıştır ki bir erken seçimden başka onu toparlayacak ihtimal de pek gözükmemektedir. Yılmaz şu mealdeki inançlarında da haklı: -Siyaset mekanizması, demokrasilerde meselelerin tek çözüm merciidir. Türkiye'de bu durumun tersine çevrilmiş olması geleceğimiz açısından fevkalade endişe vericidir. Maalesef meclis de yıpratma ve toplumun gözünden düşürülme faaliyetlerinin tehdidi altındadır. Başbakan Yardımcısı, bunları dedikten sonra flûlaşıyor... İşte kelimesi kelimesine: - Birtakım çevrelerin kendilerine güç kazandırmak için, güç temerküzü uğruna yöneldikleri siyaset mekanizmasını etkisizleştirme gayretleri, ülkenin geleceğini karartacak sonuçları da beraberinde getirmektedir. İktidarla birlikte muhalefetin de zayıflamış olmasını sadece muhalefetin başarısızlığına bağlamak eksik bir değerlendirme olacaktır. Mesut Yılmaz'a göre ortada bir "oyun" vardır. Ve bazı siyasetçiler de bu oyuna "bilerek veya bilmeyerek" destek vermektedirler. Yılmaz, bu noktada bir manifesto üslubu takınıyor. "Oynanan oyunun tüm siyasetçileri ve partileri kirli, kötü, yanlış gösterme üzerine kurulu olduğunu artık herkes görmek zorundadır." İyi de kimdir bu "birtakım çevreler"? Bütün siyasetçilerle partileri kötü göstermek isteyenler kimdir... Eğer adı konmazsa suçlamayı kimse üzerine almaz. Ortada birtakım tartışmalı doğrular kalır. Halbuki dönemlerle müsebbipleri isimlendirilmeli ve Yunanistan'daki kadar olsun seçilmişler, atanmışlara karşı cesaret göstererek yargı eliyle hesap sorulmalıdır. FP'deki rahatsızlığın değerlendirilmesi de ilginçtir. Elbette öyle; 'kopan kaybeder'. Bu bir kaidedir. Ancak neden yenilikçi denen harekete karşı topyekûn cephe alındı? Cevabı birden fazla olan o soruyu bir tarafa bırakarak ana fikre dönelim. Kurumların sağlam kalması gerekir. Siyaset, parlamento, adalet, medya, ordu... Kurumlar hasar görmemeli. Görünce güvensizlik ortamı doğuyor. Bugünkü gibi...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT