BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hayatından memnun görünüyordu...

Hayatından memnun görünüyordu...

Yakup’un getirdiği habere o kadar sevinmişti ki dudaklarından fırlayan çığlığa engel olamadı. Yüzüne yayılan mutlu tebessümü gören Yakup, onun duygularını anlamış, böbürlenerek yaklaşmıştı yanına:



Yakup’un getirdiği habere o kadar sevinmişti ki dudaklarından fırlayan çığlığa engel olamadı. Yüzüne yayılan mutlu tebessümü gören Yakup, onun duygularını anlamış, böbürlenerek yaklaşmıştı yanına: - Gözün aydın Zehra’m, artık için rahat olsun... - Sağ ol Yakup, sağ ol! El evinde bir türlü içime sinmiyordu. Kolay değildi halimiz. Adam, kapının ağzında merakla kendilerini seyreden büyük kızına seslendi: - Asiye, haydi kızım, bir bardak su getir bana... Gözbebeğiydi kızı... Evlat ayrımı yapacak bir karakteri yoktu Yakup’un ama nedense bu kıza tutkusu bir başkaydı. Doğduğu zaman babasının emektar av tüfeğine saçmaları doldurduğu gibi köy meydanında ateşlemişti. Aklı sıra kutlamıştı kızının doğumunu. Sonunda muhtarın ikazıyla toparlamıştı kendini. O zaman köydeki arkadaşları hayret etmişlerdi Yakup’un mutluluğuna. Erkek çocuk olsa neyseydi de, bir kız için böyle sevinmek akıl alır gibi değildi hani. Zehra başını kaldırdı, kara gözleri ışıl ışıldı: - Ben de işe başladım. Saadet hanım o kadar iyi bir kadın ki... Arabasıyla beni buraya kadar getirdi. Haftada iki gün, pazartesi perşembe günleri gideceğim. Bir karı, bir koca. İcap ederse, lazım olursam sair zamanda da çağıracak. Parasıyla tabii. Hafifçe eğildi kocasının kulağına başkalarının duymasını istemiyormuş gibi. Fısıldadı: - Gündelik yüz lira verecekmiş. Bir de yol paramı. Haftada iki yüz lira yani. Ayda eder sekiz yüz. Kirayı denkleştireceğiz. Sen de bir iş bulursan, senin kazandığını da yeriz Yakup. Adam telaşla Hüsamettin’e doğru baktı. O kamyonetinin yanında kendi işiyle meşguldü. Kaşlarını çattı: - Evimizde konuşuruz Zehra. Sevindim işinin olmasına. Haydi sen toparlan... Gidelim. Zaten iki parça eşyası vardı topu topu. Kadın telaşla koştu içeriye. Hemen etrafa yayılmış eşyalarını toparladı. Emine uyanmış, cin gibi gözlerle çevresini izliyordu. Ümit ise hâlâ kıvrıldığı kanepede derin bir uykudaydı. Yarım saat içinde tıpkı bir gün önce geldikleri gibi toplanmış, eşyaları kapının önüne yığılmıştı bile. Hüsamettin eski kamyonetin kaportasına yaslanmış, ağzında ucuz bir sigara, bekliyordu. Hayatından memnun görünüyordu. Misafirlerin gitmesi demek evin huzurunun geri gelmesi demekti. Döndü’nün şikayetleri iki gün içinde bunaltmıştı kendisini. Sonunda Yakup seslendi: - Tamamız Hüsamettin ağabey, yenge de gelmedi daha ama... - Geç gelir o Yakup! Beklemeyelim. Boynunu büktü adam: - Eh, o zaman ayrıca bir gün misafirliğe geliriz teşekkür için. Çoluk çocuk doluştular kamyonete. Homurdanarak sarsıldı araba. Fazla uzak değildi aslında bulundukları yere tuttukları ev ama çok dik bir yokuş çıkmak zorundaydılar. Belediye otobüsleri aşağıya kadar geliyordu. Sonrasını yürümek zorunda kalacaklardı. Aldırmıyordu Yakup bu tür şeylere. Koskoca şehre gelir gelmez başlarını sokacak kendilerine ait bir yer bulabilmenin, hiç bir şey yapamasalar bile her ay eve sekiz yüz lira girmesini garantilemenin sevincini yaşıyordu. Kamyonet biraz da zorlanarak çıktı yokuşu. Zehra evi görünce hiçbir şey söylemedi. Sanki beklediğini bulmuş gibi sessizce indirdi eşyaları. İçeri taşıdılar hepsi birlikte. Hüsamettin kaçarcasına bir telaşla seslendi her şey inince: - Ben kaçayım çocuklar, haydi, bir şeye ihtiyaç olursa evi biliyorsunuz... Yakup koşup geldi yanına: - Sağ ol Hüsamettin ağabey yardımların için. Ağalık ettin bize. Allah ne muradın varsa versin, helal et hakkını. Adam bu dualardan hoşlanmıştı. küçümser bir tavırla bıyık altından güldü: - Yok canım, vazifemiz tabii, köylümüzsün. Zehra gözlerini kısmış bir şekilde bakıyordu bu manzaraya. Daha akşamleyin Döndü’nün takındığı halleri unutmamıştı... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT