BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kirli aydınlar, temizlenmedikçe...

Kirli aydınlar, temizlenmedikçe...

Eskilerin onca hatasına rağmen biz hâlâ onlar gibi aydın olmanın keyfini sürdürüyorduk. Kirli aydınlara ışık tutabilmek ümidiyle yakın tarihimizde şöyle bir dolaşmak istedim...



Ankara'dan Dr. İlhan Olgay'ın ibretlik anekdotu. "1957 yılında Pervari Hükümet Tabibliği'ne atanmıştım. O zamanlar Siirt'ten Pervari'ye hiçbir motorlu vasıta gidemezdi, haftada iki gün katırla posta seferi vardı. Köylerine atlarla, hatta bazılarına sarp dağ eteklerinden ancak katırlarla ulaşabilirdik. İnşaat malzemelerini katır sırtında taşıyarak bir sağlık merkezi yapmışlar, halbuki önce yol yapsalardı daha isabetli olurdu. Esasen Pervari'ye nadiren doktor bulunabiliyordu. Ben de torpilim olmadığından mecburi hizmet için gelmiştim. Kaymakam izne gittiğinde o vazifeyi de yüklenirdim. Yine kaymakam izindeydi, arazi ihtilafı anlaşmazlığı sebebiyle biri geldi. 50-60 haneli köyde 10-15 hane de Ermeni varmış. Gelen de köydeki Ermenilerin lideri imiş; "Efendim azınlık olduğumuzdan yıldırarak arazimizi kullanıyorlar" diye şikayet etti, çok üzüldüm. Mahalli durumlara vakıf ağalarla temasa geçtiğimde ağanın cevabı enteresandı: "Doktor bey siz onları bilemezsiniz, asıl onlar bize ait arazileri kullanırlar. Müdahale ettiğimizde de dünyayı ayağa kaldırırlar, sizler de onları haklı sanırsınız." Araştırdım, ağa haklı imiş. Anladım ki hep kendimize haksızlık etmişiz. Zira bizde okuyanlar aydın olanlar toplumdan uzaklaşmış. Dünya bizi yok etmek istemiş, bizler de onların istediği şekli almışız. İşte misali; Pervari'nin yolu yok, okulu yok, eczanesi yok, çoğu zaman doktoru yok. Bunca derdin arasında kahrolurcasına çareler peşinde koşacağımız yerde; bizler akşamları memur kulübünde kadeh tokuşturup, kağıt oyunlarıyla vakit öldürürdük. Böyle aydınlardandık biz. Halbuki Pervari halkından alkol alan bir tek kişi yoktu. İbadetlerine de düşkündüler. Modern eğitim henüz onlara ulaşmamıştı. Eskilerin onca hatasına rağmen biz hâlâ onlar gibi aydın olmanın keyfini sürdürüyorduk. Kirli aydınlara ışık tutabilmek ümidiyle yakın tarihimizde şöyle bir dolaşmak istedim. Derinliği olmayan yenilikçi İttihat Terakkiciler, Abdülhamid tahta çıktığında idareye hâkimlerdi. Açtıkları 1877 Meclis-i Mebusanında 240 üyeden sadece 70'i Türktü. Ülke gerçeklerine yabancı görüşleriyle, padişaha dahi karşı koyarak felâketimiz olan ülkeyi 93 Rus harbine sokmuşlardı. Batının telkinleriyle şuursuzca sahip çıktıkları "Adem-i Merkeziyet" felsefeleri; topraklarımızda Ermenistan, Rum Pontus 19 devletlerin kurulması yönünde isyanların çıkmasına yol açmıştık. Batının arzu ve teşvikiyle Doğuda 1895'te Ermeniler büyük katliama girişmiş, ancak Abdülhamid'in "İslâm Kardeşliği" tezi ile teşkil edilen mahallî "Hamidiye alayları" düşmanların oyununu bozabilmişti. İşte o Ermenilerin Abdülhamid'e tertiplettiği suikaste methiyeler düzen de bizim çarpık aydınlarımızdı. 1909'da Sultan Reşat tahta oturduğunda yine iktidar; İttihatçı Talat-Enver-Cemal Paşaların elindeydi. Yine Batılıların enjekte ettiği tarzda ilerici olan İttihatçıların "İttihat-ı anasır" felsefeleriyle; Bulgar, Sırp, Rum azınlıkları birleşerek Balkan harbi felâketini bize yaşattılar. Ne tuhaftır ki bu kritik devrede, Ermeni Gabriel hariciye nazırımız, yani Dışişleri Bakanımızdı. Gabriel bu gafletimizden çok yararlandı. Nihayet 1914'te İtilaf devletleriyle ittifak devletlerinin kapışması bizim toparlanmamız için büyük fırsattı. Enver Paşa'nın fanatik Alman hayranlığı bizi birinci Cihan Harbi felâketine sürükledi. Alman destoyerinin Boğazdan geçmesi hikâyesi kocaman bir yalandır. Öyle ki; Hükûmetin ve padişahın haberi olmadan yayınladıkları tamimlerle orduyu savaşa soktular. Sadece Sarıkamış'ta 90.000 şehit verdik. Ruslar Van'ı Ermenilere terkettiğinde Rusları aratır tarzda katliam ve zulümlere maruz kaldık. Buna rağmen; 1986 yılından itibaren araştırmalara açılan Osmanlı arşivlerinde, Ermenilere katliam yapıldığına dair bir tek belgeye rastlanmamıştır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT