BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rutubet kokusuna alışmışlardı artık...

Rutubet kokusuna alışmışlardı artık...

Sabah erkenden uyandı Zehra. Bir süre nerede olduğunu, ne yaptığını anlayamadı uyku sersemliğiyle. Sonunda yaşadıkları bir bir aydınlanmaya başladı beyninin içinde.



Sabah erkenden uyandı Zehra. Bir süre nerede olduğunu, ne yaptığını anlayamadı uyku sersemliğiyle. Sonunda yaşadıkları bir bir aydınlanmaya başladı beyninin içinde. Gözlerini yattığı yerden etrafında gezdirdi. Tavanda kocaman rutubet lekeleri vardı. Zaten tavan demeye bin şahit isterdi. Derin derin içini çekti.Üç çocuğu da oturma odasında yatırmıştı. Bir tek küçük Emine'yi almıştı yanına. Mışıl mışıl uyuyordu küçük kız. Sevgiyle okşadı onun ipek gibi, tıpkı kendisine benzeyen siyah saçlarını. Yakup ise bir gün önce yaşadığı gergin, telaşlı ve ürkütücü günü bitirmiş olmanın verdiği rahatlıkla derin uyuyordu yanı başında. Yavaşça kalktı. Hava aydınlanmak üzereydi. Rutubet kokusuna alışmıştı burunları birkaç saat içinde. Çocukların yattığı odaya girip baktı hepsine teker teker. Sonra tahta kapıyı açıp dışarı çıktı. Abdestini aldı, sonra çocukların yattığı odada namazını kıldı. Yeni ocağında pişirdi çayını. Yakup akşam yerleştikten sonra gidip çay, şeker, peynir, tuz gibi evin acil ihtiyaçlarını alıp gelmişti. Verdiği parayı söylediği zaman Zehra az kalsın küçük dilini yutacaktı. - Burada nasıl yaşanacak bilmem ki... diye söylendi çayı koyarken akşamı hatırlayıp. Daha bir eve benzemesi için o kadar çok eksikleri vardı ki. Yine de şükretti. Hiç olmazsa açıkta değillerdi. Arkasında bir çıtırtı duyup hızla döndü. Yakup'tu kalkan. Saçları dağılmış, uykulu, şiş ve yorgun yüzünü buruşturup duruyordu. - Saat kaç yahu? Omuzlarını kaldırdı Zehra: - Bilmem ki, saat sende var... Adam kollarını geriye doğru çekip vücudunu gerdi, dudaklarından derin bir "oh!" çıktı: - Bugün iş çok Zehra'm... Şu eskici adama gidip eksik gedik ne varsa alalım. Benim aklıma gelenler bunlar oldu. Ama tencere, tabak lazım bize. İki kap yemek yapacağız. Senin gelmen gerekli. Zehra başını salladı. Yan gözle çocukların yattığı odaya bakıp mırıldandı: - Oğlanın okul işi var asıl Yakup. Ne yapılacak o iş bilmiyorum. Adam "hallederiz" der gibi bir hareket yaptı: - İşte, iki lokma kahvaltı edelim de çıkıp bitirelim şu işleri. Sonra da ben aranayım çalışacak bir yer... Çok geçmeden çocuklar da kalktı. Yakup pantolonunun cebinden çıkardığı bir avuç paranın içinden birini çekti ve Tuncer'e uzattı: - Koş şuradaki bakkala, beş ekmek al gel. Karısına seslendi: - Başka bir şey lazım mı Zehra? Cevabını beklemedi oğluna döndü: - Haydi fırla... Bir saat sonra kahvaltılarını etmişler, toparlanmışlar, yapacakları işleri planlayıp harekete geçmek için hazırdılar. Çocuklar evde kalacaktı. Tuncer'e sıkı sıkı tembihlenmişti kardeşlerine göz kulak olması. Beş yaşındaki Asiye'ye de sanki on beş yaşındaymış gibi sorumluluk verilmiş, küçük kardeşine analık etmesi öğütlenmişti. Başka yapılacak bir şey yoktu. Zehra işe gittiği zamanda aynısı olacaktı. Saadet hanım baştan söylemişti çocuk istemediğini. Şimdi sırf bu yüzden günlük yüz lira göz ardı edilir miydi hiç? - Haydi Zehra, bir an önce gidelim... Telaşla başını bağladı genç kadın. Hırkasını giyip koşar adımlarla peşinden gitti kocasının. Dönüp dönüp arkasına bakıyor, aklı çocuklarında olduğu için endişe ediyordu. Yakup'un gür sesiyle adımlarını daha da hızlandırdı: - Haydi yahu, sallanma... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109572
    % -0.09
  • 3.8684
    % -0.58
  • 4.562
    % -0.46
  • 5.1465
    % -1.41
  • 156.68
    % 0.05
 
 
 
 
 
KAPAT