BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Toplumsal mutabakat

Toplumsal mutabakat

F tipi cezaevleriyle ilgili ne kadar çok yazıp çizdiğimizi biliyorsunuz. Fakat devletin şefkat operasyonundan sonra ortaya bir sessizlik çöktü. Belki sorunun bittiğini düşünmek istedik belki de başka dertlerimiz baskın çıktı. Zaten ateş düştüğü yeri yakar, bilirsiniz.



F tipi cezaevleriyle ilgili ne kadar çok yazıp çizdiğimizi biliyorsunuz. Fakat devletin şefkat operasyonundan sonra ortaya bir sessizlik çöktü. Belki sorunun bittiğini düşünmek istedik belki de başka dertlerimiz baskın çıktı. Zaten ateş düştüğü yeri yakar, bilirsiniz. Geçenlerde bu işin peşini asla bırakmayacağı her halinden belli olan İstanbul Barosu Başkanı sayın Yücel Sayman aradı. Son durum hakkında basın mensuplarıyla sohbet etmek niyetinde olduklarını söyledi. Ben de her zamanki gibi davete icabet ettim. Toplantının başlamasını beklerken bir konu çok dikkatimi çekti. Unutulmuş bir terminoloji hortlamıştı. Sağcı, solcu... Unuttuğumuz için nasıl da mutluyduk oysa. Baktım, insanlar birilerini anlatmak için "hani o solcu gazetenin yazarı var ya" gibi açıklamalara başvuruyorlar. Bu sinsi tehlike beni son derecede rahatsız etti. Toplumun kutuplara ayrılmaya niyeti yoksa bile bu yolla sıkıntılar hasıl olur. Derken toplantı başladı. Konuşmacılar TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve FP Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu, TMMOB Başkanı Kaya Güvenç, TTB 2. Başkanı Metin Bakkalcı ve İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman'dı. Bu isimler malum operasyonun başlamasından önce tutuklu ve hükümlülerle konuşan grubu oluşturuyorlardı aynı zamanda. Toplantının büyük bir bölümünde o süreç içinde yaşananları anlattılar. Bir anlamda kullanılmış olduklarını düşünüyorlardı. Bunun dayanağı, İçişleri Bakanı sayın Sadettin Tantan'ın ağzından çıkıveren bir cümleydi. "Biz bu operasyonu bir yıldır planlıyorduk!" Eğer öyleyse sürdürülmüş olan bütün görüşmeler boşunaydı. Bu çok üzücü. Söylenen birçok sözün arasında benim için yeni pek bir şey yoktu. Ama yeni olmaması önemli olmadığı anlamına gelmez tabii. Özetle tutuklu ve hükümlüler F tipini asla istemiyorlar. Kapatılmayacağını da biliyorlar. Bu durumda hiç değilse bazı düzeltmelerin yapılmasını istiyorlar. Bunlar da güvenlik duvarı olarak anılan, odaların birbirlerini görmesine engel teşkil eden duvarın kaldırılması, odalarda kalan tutuklu sayısının arttırılması ve can güvenliği garantisi. Adalet Bakanlığının F tipi cezaevlerini yaşama geçirmişken geri adım atacağını hiç sanmıyorum. Ama sık sık sözü edilen toplumsal mutabakatın tekrar gündeme gelmesinde fayda görüyorum. Bu konuda yazılacak, söylenecek çok şey var. Belli ki uzun süre daha tartışmalar devam edecek. Bu tartışmaları izlerken iki detaya çok önem vermeliyiz. Birincisi tutuklu ve hükümlülerin de her insan gibi yaşama hakkına sahip oldukları, ikincisi ise Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün haklı olduğu bir çok konunun bulunduğu. Orta yol toplumsal mutabakat şifresinden geçiyor. Bu, Adalet Bakanı tarafından söylenmiş çok yapıcı ve hoş bir sözdü. Umarım en kısa zamanda görüşmeler tekrar başlar ve bazılarının merakla beklediği ölümler meydana gelmeden çözüm bulunur.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT