BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > "Düşmanları dost olmadı ama..."

"Düşmanları dost olmadı ama..."

Müslüman iyi de olsa kötü de olsa, başına gelen her olayın Cenâb-ı Hak'tan geldiğini bilir. İyi olaylar için, Rabbine şükreder; kötü olaylar için de, bunun kendisine bir ikaz olduğunu hatırlar; toparlanması için fırsat bilir.



Müslüman iyi de olsa kötü de olsa, başına gelen her olayın Cenâb-ı Hak'tan geldiğini bilir. İyi olaylar için, Rabbine şükreder; kötü olaylar için de, bunun kendisine bir ikaz olduğunu hatırlar; toparlanması için fırsat bilir. Çünkü, dünya hayatının bir imtihan olduğunu, Cenâb-ı Hakkın nice şerler arkasından hayırlar yarattığını bilir. Ayet-i kerimede, "Olur ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir, olur ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir." (2/216) buyurulmaktadır. Sıkıntıların, krizlerin birçok faydası da vardır. Bunu iyi değerlendirmek gerekir. En büyük faydalarından biri de, insanın çevresindeki gerçek dostlarını, düşmanlarını tanımasına vesile olmasıdır. Gerçek dost böyle zamanda belli olur. İleride telafisi mümkün olmayan daha büyük tehlikelere düşmemesi için insanın çevresini tanıması, buna göre tedbir alması bunun için büyük önem taşır. Bu, fertler için olduğu gibi müesseseler, devletler için de geçerlidir. Nice devletler böyle dost görünüp gizli düşmanlık besleyen kötü niyetli insanlar tarafından yıkılıp gitmiştir. Tarihte bunun sayısız örnekleri vardır. Bunlardan en ibretlisi de, Hülâgü'nun geçen hafta kısaca değindiğim Bağdat katliamıdır. Bu katliamın zahirdeki, görünürdeki müsebbibi iki kişidir. İki kişi ile ne olur demeyin, bu iki kişi Bağdat'ın yakılmasına yüzbinlerce insanın öldürülmesine sebep olmuştur. İbret alınması için bu iki kişinin katliamdaki rolünü kısaca bildirmek istiyorum: Vezir, İbn-i Alkami Şiî olup, halifeye sâdık değildi. Riyakâr biriydi. Çevirdiği entrikalarla Halifenin güvenini sağladığından devlet idâresi elinde idi. Maksadı, Abbâsîleri devirip Şiî devleti kurmaktı. Maksadına kavuşması için Hülâgü'nün Irak'a gelmesini teşvik etmeye başladı. Yine Şiî olan Nâsırüddîn Tûsî de Hülâgü'nün müşâviri idi. Bu da onu Bağdat'ı almaya teşvik ediyordu. İşler ikisi arasında dönüyordu. Gayelerine ulaşabilmek için biri Halifeyi, diğeri Hülâgü'yü yönlendiriyordu. Nâsırüddîn Tûsî 'nin yönlendirmesi ile Hülâgü Bağdat'a saldırdı. Bağdat'ı muhasara altına aldı. Elli gün muhasaradan sonra vezir İbn-i Alkami, Halifeye ben kendisini ikna ederim, diyerek barış için Hülâgü'nün yanına gitti ve onunla, Bağdat'ı aldığında kendisini vezir yapması için gizlice anlaştı. Halifeye; "Teslim olursak serbest bırakılacağız" diyerek yalan söyledi. Bu hîleden sonra teslim olan halîfe esir alınarak yanındakilerle beraber îdâm edildi. Ayrıca, dört yüz binden fazla Müslüman kılıçtan geçirildi. Dicle nehri günlerce kırmızı aktı. Sonra da milyonlarca el yazması İslâm kitabı Dicle Nehrine atıldı ve bu defa da nehir günlerce mavi aktı. Böylece büyük bir ilim hazinesi ve târihî kültür yok edildi... İşte insanın çevresini tanımamasının, herkesi dost kabul etmesinin bedeli... Halbuki değişik kılıflara da bürünse düşman her zaman düşmandır. Bunun için dostları iyi tespit edip, onlarla bağları koparmamalı; düşmanları da iyi tanıyıp, iyi niyetle de olsa onları gerçek dost kabul etmemeli; görüşmelerde, ticari faaliyetlerde ölçüyü kaçırmamalıdır. Yabancı hayranlığı; "Ev danası öküz olmaz" anlayışı ile bir yere varmak mümkün değildir. Emevi Devleti'nin yıkılıp Abbasi Devleti'nin kurulmasında önemli rolü olan Ebu Müslim Horasani'ye Emevi Devleti'nin yıkılmasının sebebi sorulduğunda şu vevabı verdi: "Dostlarını uzaklaştırdılar; düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırdıkları düşmanları dost olmadı ama, uzaklaştırdıkları dostları düşman oldu!" (Horasani, makbul biri değil ise de tespiti ibretli!) Ne gariptir ki, Abbasi Devleti de bu yüzden yıkıldı. Yine de tarihten ibret alınmadı: Kırım Hanlığını Rus dostluğu, Osmanlıyı Avrupa hayranlığı yıktı. Arap ülkelerinin bugünkü perişan hallerinin sebebi de Osmanlı düşmanlığına dayalı İngiliz muhabbeti değil mi?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT