BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yusuf Bozkurt Özal'ın ardından

Yusuf Bozkurt Özal'ın ardından

Bir beyin daha göçtü. İyi insan, Türkiye sevdalısı müşfik lider ve vefalı dost Yusuf Bozkurt Özal da rahmeti rahmana kavuştu.



Bir beyin daha göçtü. İyi insan, Türkiye sevdalısı müşfik lider ve vefalı dost Yusuf Bozkurt Özal da rahmeti rahmana kavuştu. Sadece Türkiye değil, bütün Türk ve İslam Dünyası, çok iyi yetişmiş aziz bir evladını kaybetti. Hepimizin başı sağolsun. Değerli eşi Naciye ablama, kıymetli evlatları İbrahim bey, Yasemin ve Elif hanımlara taziyelerimi sunar; Cenabı Hak'tan sabırlar dilerim.. Rahmetli Yusuf bey ile ilk tanışmamız 1987 yılında Malatya'da seçim kampanyası sırasında olmuştu. Hekimhan'da Cuma namazını müteakip gerçekleşen ANAP mitinginde konuşmuş sonra da kuş uçmaz, yol geçmez köylerdeki kampanyasını takip etmiştik. Başta Kurşunlu olmak üzere dolaştığımız 5-6 köyün yolları daha kasım başında kapanmıştı. Ancak jeeplerle gidilen çamurlu yolları ve kaygan tepeleri zor aşmıştık. Dönüşte bir tepeyi tırmanırken araçlardan birisi battı. Kayarak uçurumun kenarına dayandı. Saatler süren uğraşmaya rağmen araç çıkarılamadı. Rahmetli Yusuf bey araca kendisi bindi ve çok tehlikleli bir işe girişti. Aracın gaz pedalına sonuna kadar yüklendi ve bizim 'uçuruma düştü, eyvah nidalarımız' arasında düzlüğe çıktı. Doğrusu cesaretine ve tehlikeye böylesine meydan okuyuşuna hayran kalmamak mümkün değildi. O zaman kendisine ölümden hiç mi korkmadığını sormuştum. Gayet babacan bir ses ve gülümseyişle şöyle cevaplamıştı: -"Ölüm Cenab-ı Hakk'ın emri. Ecelden kaçılmaz. Ayrıca inanan için ölüm yok olmak değildir. Allahü tealaya kavuşmak, sonsuz hayata ilk adımı atmak demektir. Ölümden değil, Cenabı Hakk'ın huzuruna istediği gibi çıkamamaktan korkarım ve ebedi alemdeki bu hayata hazırlanamamaktan korkmak lazımdır." Rahmetli işte böylesine tevekkül sahibi ve yüce Allah'ın huzuruna hazırlıklı çıkmayı daima düşünen salih bir mümin idi. Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi Yusuf beyi daha sonra 1995 Aralık ayında, genel seçimler öncesinde Boston'da hastanede ziyaret etmiştim. Kanuni Sultan Süleyman Han, 'Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi' demiş. Koca Yusuf Bozkurt Özal'ı Amerika'nın Boston şehrindeki ünlü Braintree Beyin Hastalıkları Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'nde yürüyemez görünce, yatağına çakılmış bulunca, etkilenmemek mümkün değildi. ABD'nin Arkansas eyaletinde 1994 yılında Prof. Dr. Gazi Yaşargil tarafından beyninden bir ameliyat geçiren ve tümörü alınan Yusuf Özal, sağlığına kavuşmuş görünüyordu. Ancak beyninde tekrar ödem oldu ve Özal'ın sol kısmına felç gelmişti. Sol kolu, sol bacağı hareket etmiyordu. Rahmetli o günlerde, Boston'daki Braintree hastanesinde yoğun bir tedavi görüyordu. Özal ayrıca Harvard Üniversitesi Hastanesi'nin beyin cerrahisi bölümünde de tekrar ameliyat oldu. Beynindeki ödemin boşaltılması ise sürüyordu. Türkiye'de ise seçim zamanıydı. Diğer liderler 24 Aralık için kıran kırana bir mücadele sürdürürken; Yeni Parti Genel Başkanı olan Yusuf Bozkurt Özal, Cenab-ı Hakk'a tam tevekkül içinde, yeniden sağlığını kazanmaya uğraşıyordu. Bizim o gün TGRT için hasta yatağında çektiğimiz bu mülakatı, rahmetli Yusuf beyin seçimle ilgili mesajını verebildiği tek çalışması olmuştu. Gurbettekiler zaten garip olurlar. Hastalıktan mustariplerin de hem gönülleri kırıktır hem de mahzunlukları fazladır. İşte biz bu iki hali de üzerinde toplayan, iki defa garip Yusuf Özal'la hastanede konuşuyorduk, karlı bir kış gününde Boston'da.. Biz aslında seçimleri ve siyaset konuşacaktık, Yusuf Bozkurt Özal ile. Ama O, her şeyden bahsetti. Yalnızlığını, gördüğü ihanetleri, dostlarını "şimdi" tanıdığını, hastalığını anlattı. Ta rahmetli Turgut Özal'dan başlayarak adeta geçmişten geleceğe bir muhasebeye girişti. Bu halinde bile "Büyük Türkiye" sevdasının coşkusu ile 2000'li yıllara projeksiyonlar yaptı. Duygu seline dönüşen mülakat ve aziz hatıralar Bu mülakatın büyük bölümü zaman zaman bir duygu seline dönüştü. İtiraf etmeliyim ki; 30 yıllık gazetecilik hayatımda bu mülakat, 1989 yılında 4 yaşındaki oğlum Burhaneddin lösemiden can çekişirken doktorlarla yaptığım röportajdan sonraki en etkilendiğim duygu ve gözyaşı dolu ikinci mülakat oldu. Rahmetli Yusuf bey, daha sonra her yıl Boston'a hastaneye geldi. Beynindeki ödem boşaltılıyordu. 1997 yılında epey iyileşme içindeydi. Aynı yıl hastane dönüşü Washington'a uğramış; bir hafta evimizde misafir olmuştu. Birlikte şehre gitmiş, Dünya Bankası'ndaki emeklilik işlerini ikmal etmiştik. O gün, ameliyatlardan sonraki en uzun yürüyüşünü yapmıştı. Bundan dolayı da, yorulmasına rağmen çok sevinçliydi. Zira bastonuyla tek başına yürüyebilmiş, morali epey düzelmişti. Ayrıca 1998 yılında Boston'da bir Kadir Gecesi, şerefine verdiğimiz iftara da katılmış; orada şimdi hatıralarda kalan çok güzel bir gece geçirmiştik. Rahmetli ile yüz yüze en son görüşmemiz 1999 Kasımında Türkiye'de Ankara'da Ayaş Rehabilitasyon Merkezi'nde olmuştu. Orada tedavi gören depremzedelerin, en büyük neşe kaynağı idi. Yusuf beyi bugün en olgun yaşında toprağa veriyoruz. Hikmeti ilahi.. İyiler birer birer eksiliyor.. Rahmetlinin vefatı, artık sayıları giderek azalmaya başlayan bir başka iyinin, ahirete intikali.. Bir yıldız daha kaydı. Mekanı cennet olsun.. Sonsöz. Rahmetliye 7 yıllık uzun hastalık günlerinde sadece çok iyi bir eş olarak değil, çok müşfik bir anne, bilgili bir doktor ve çok titiz bir hemşire edasıyla refakat eden Naciye ablanın hizmetleri ne güzeldi.. Alman asıllı ve eski ismi Heidi olan Naciye ablaya ben hep bundan dolayı 'Hayriye abla' derdim.. Başka bir kültürden geldiği halde çok iyi bir mümine ve kocasına mükemmel hizmet eden değerli bir eş olan hayırlı Naciye ablama tekrar başın sağolsun der; Cenabı Hak'tan sabırlar dilerim..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT