BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dünyaları yıkılmıştı bir anda!..

Dünyaları yıkılmıştı bir anda!..

Saadet hanım arabasını park ettikten sonra hızlı adımlarla yürüdü eve doğru. Saat sekiz buçuğa geliyordu.



Saadet hanım arabasını park ettikten sonra hızlı adımlarla yürüdü eve doğru. Saat sekiz buçuğa geliyordu. "Önder çoktan gelmiştir" diye geçirdi içinden. Asansörü bırakıp, merdivenlerden hızla çıktı . Pahalı İtalyan deri çantasının içinden anahtarlarını çıkartıp usulca çevirdi kilidin içinde. İçeriden televizyonun sesi geliyordu. - Önder! Geldin mi? İçeriden yumuşak ama etkileyici bir ses duyuldu: - Geldim canım... Buradayım... Genç kadın koşar adımlarla girdi salona. Uzun boylu, yakışıklı eşi oturduğu son derece zarif bambu takımdan kalkmıştı. Eğilip yanağına bir öpücük kondurdu karısının: - Neredeydin canım? - Zühal'deydik Önder. Geç kalktık. Bir şeyler hazırlarım şimdi. Adam omuzlarını kaldırdı: - İstersen dışarıda yiyelim... Hemen, şu köşede yeni açılan restoranda, ne dersin? Saadet hanım başını iki yana salladı dudaklarını büzerek: - İstemiyorum hayatım, evde oturmak istiyorum, yorgunum. Şimdi bir şeyler yaparım. Burada yiyelim. İki elini yana açarak güldü Önder: - Eh, sen nasıl istersen. Bari salatayı yapayım ben... Genç kadın memnun olduğunu gözlerini açarak belli etti: - İşte buna sevinirim doğrusu.... Yaklaşık on iki senelik evliydiler. İkisi de varlıklı ailelerin çocuklarıydı. Üniversite yıllarında tanışmışlardı. Birbirlerinden hoşlanmışlar, iki yıllık bir arkadaşlığın sonunda bu birlikteliği ailelerine bildirmiş, resmiyete dökerek nişanlanmışlardı. Önder askerliğini tamamladıktan sonra da evlenmişlerdi. Önder Şahin'in babası Memduh bey oğluna hemen bir ofis ayarlamış ve mimari dekorasyon üzerine bir büro açmıştı. Karı koca burada çalışmaya başlamışlardı. Hem kendi işleriydi hem de ailelerinin konumları sebebiyle geniş olan çevrelerinden fevkalade bir şekilde yararlanmasını bilerek kısa zamanda hatırı sayılır bir zenginliğe kavuşmuşlardı. Aslında işleri iyi gitmese bile ihtiyaçları yoktu para kazanmaya. Çünkü hem Önder'in ailesi hem de Saadet'in ailesi onlara gereken desteği verecek kadar yüklü bir servetin sahibiydiler. Saadet'in babası İzmir'in hatırı sayılır avukatlarından Halil Efeoğlu'ydu. Köklü bir Aydınlı ailenin çocuğuydu. Tahsilini tamamlayıp yine kendi memleketinin ileri gelen tüccarlarından birisinin kızı olan Evşen hanımla evlenip İzmir'e yerleşmişti. Sonra da tek evlatları olan Saadet doğmuş, bütün her şeylerini yavrularına adamışlardı. Önder'in ise kendisinden büyük bir ablası vardı ve yurt dışında yaşıyordu ailesiyle birlikte. İki çocuk annesiydi. Kocası büyük bir turizm şirketinin İsviçre şubesinin müdürüydü. Önder ve Saadet'in mutlu bir evliliği vardı. Ama bu evliliğin perde arkasındaki hüznü ikisinden başka bilen yoktu. Birkaç sene önce gittikleri bir doktor onlara hayatlarını bir anda karartan acı gerçeği kayıtsızca söyleyivermişti. Asla bir evlat sahibi olamayacaklardı. Bir anda genç çiftin dünyaları yıkılmış gibi olmuştu. Saadet günlerce evden dışarı çıkmamış, kimseyle konuşmamıştı. Zamanla birbirlerine destek olarak bu hakikati kabullenmeyi öğrenmişler, ama yüreklerinin bir kısmında yerleşiveren özlem ve onun peşinden gelen hüzün artık onlardan bir parça olmuş gibiydi. İkisinin ailesi de bu gerçeği bilmiyorlardı. Söylememişler, karı-koca birlikte üstesinden gelmeye gayret etmişlerdi. Saadet biraz olsun alışmıştı bu hakikate. Ama yine de çevresinde bir çocuk gördüğü zaman kendi durumlarını hatırlıyor ve asla kabullenemiyordu. Önder ise ısrarla karısına bir bebek evlat edinmeyi öneriyor, onun da kendi çocuklarından farklı olmayacağını empoze etmeye çalışıyordu. - Bir insanı doğurmak önemli değil Saadet, onu bir birey haline getirebilmek, yetiştirmek önemli... diyerek iknaya uğraşıyordu. Sonunda ısrarlarından bir sonuç alamayınca işi zamana bırakmayı uygun görmüştü... * DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108153
    % -0.82
  • 3.8325
    % -0.13
  • 4.5073
    % 0.05
  • 5.1169
    % -0.13
  • 153.903
    % 0.01
 
 
 
 
 
KAPAT