BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > "O kadar berbat yerler ki!.."

"O kadar berbat yerler ki!.."

Saadet hanım buzdolabından hazır bir halde paketlenmiş iki bonfileyi ocağın üzerindeki ızgaraya bıraktı.



Saadet hanım buzdolabından hazır bir halde paketlenmiş iki bonfileyi ocağın üzerindeki ızgaraya bıraktı. Izgaradan yükselen cızırtının yanı sıra mutfağı kaplayan aroma oldukça iştah açıcı geldi Önder'e. Hevesle doğradı domatesleri, salatalıkları ve soğanları. Sonra zarif bir tavırla harmanladı hepsini. Zeytinyağı ve limon ekleyip bir tutam tuz ekti üzerine. - İşte hazır... Benim işim bitti bile... Saadet bonfileleri maşayla çevirdi. Etlerin üzerinde ızgaranın dikey olukları koyu bir iz bırakmıştı. - Bugün bir hizmetçi kadın aldım Önder... Yeni gelmişler memleketlerinden. Pek saf bir şey. Ama iyi bir kadın belli. Adı Zehra. Haftada iki gün gelecek. Pazartesi, Perşembe, arada ihtiyacım olursa yine gelecek. Bakalım bir deneyeceğim. Önder sofrayı hazırlamakla meşguldü. Karısının bu tür işleriyle pek ilgilenmezdi. Her şeyi, evin bütün idaresini Saadet'e bırakmıştı. Böyle olunca onun oyalandığını düşünüyor, hayatlarındaki en büyük eksikliğin yerini böyle doldurmasını istiyordu. - Tamam karıcığım... Nasıl istersen öyle olsun. Bundan öncekine benzemesin de... Bundan evvel yanlarında çalışan kadın, Saadet'in yatak odasından mücevherlerini alarak kayıplara karışmıştı. Günlerce karakollarda sürünmüşler, sonunda kadının bir başka semtte yakalanmasıyla rahat bir nefes almışlardı. Ne de olsa bir servet sayılabilecek değerdeydi mücevherler. - Bakacağız artık. Tabii kontrolü elimden bırakmam geçen seferki gibi. Ama hiç de öyle birine benzemiyor, görsen, öyle masum ki... Dört çocuğu varmış.. Bu son cümleyi yere bakarak söyledi. Önder iki adımda yaklaştı karısına: - Benim iyi kalpli hanımım... Hemen insanlara kaynayıverir içi. Yakışıklı bir adamdı Önder. Uzun boylu,siyah saçlı ve siyah gözlü, sert hatlara sahip ama gözleri zekîce ve ışıl ışıl parlayan bir adamdı. Onun bakışlarındaki ve ses tonundaki yumuşaklık, yüzünün sert hatlarını bir anda gevşetiveriyor, ilk görüşte bayağı insanı tedirgin eden görüntüsü birkaç kelime konuşmasıyla kaybolup insanın içinde bir sıcaklık doğmasına neden oluyordu. Gülümsedi Saadet. - Evine kadar götürdüm bugün arabayla... Bonfileler pişmişti. Tahta spatülle tabaklara aldı etleri. Yanında zaten dolapta var olan patates püresinden koydu iki kaşık. Hafif yemek yemekten hoşlanırdı ikisi de. - O kadar berbat yerler ki. Güzel Tepe... İlk defa gittim oralara. Berbat. Nasıl yaşayabiliyor insanlar öyle yerlerde anlamıyorum? Önder kibar bir tavırla kestiği etinden bir lokmayı attı ağzına, biraz da püre aldı: - Harika pişmiş karıcığım. Ellerine sağlık... Söylediğin şeye gelince, o şartlarda yaşayan o kadar çok insan var ki bu ülkede. Maalesef bu gerçeği hepimizin görmesi lazım. Saadet dudak büktü: - İnsan sanki orada yaşayamazmış gibi geliyor... Halimize bin kere şükretmek lazım... Bir süre konuşmadılar. Sonunda genç kadın gülümsedi: - İnşallah televizyonda güzel bir şey vardır bu gece. Daha televizyonun tek kanal olarak program yaptığı günlerdi o günler. Önder başını salladı: - Önce dizi film var, sonra da bir film. Yani güzel... Saadet arkasına yaslandı: - O zaman birer neskafe yapayım sütlü... Geçelim karşısına. Nedense kendimi yorgun hissediyorum bugün. Başını salladı Önder. Hayatından memnundu. Tek kaygısı karısının asla anne olamayacağı gerçeği karşısındaki ruh haliydi. Onun en seri şekilde bu takıntısından kurtulması için her şeyi yapmaya hazırdı. - İşte bu harika bir fikir. Canım bu güzel yemeğin üzerine kahve isterdi muhakkak! ¥ DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT