BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > VITAMINLER

VITAMINLER

Türkiye'de en fazla tüketilen ilaçlar arasında antibiyotikler ve vitaminler ilk sıralarda yer alıyor. Oysa ki, her başımız sıkıştığında başvurduğumuz vitaminlerin aşırı dozda tüketimi, böbrek yetmezliğinden kemiklerde şekil bozukluğuna kadar pek çok hastalığa sebep olabiliyor.



Azı karar, çoğu zarar Kendimizi yorgun ya da halsiz hissettiğimizde hemen vitaminlere başvururuz. Onları adeta bir kurtarıcı olarak görürüz. Ya vitamin haplarına saldırarak onlardan medet umarız, hatta bu haplara vitaminkolik olacak derecede bağlanırız ya da beslenme düzenimizde ani bir değişiklik yaparak sebze ve meyvelere ağırlık veririz... Üstelik vitaminlere sadece zindeliğimizi korumak için değil gripten korunmak, psikolojik sorunlardan sıyrılmak için bile başvurduğumuz olur. Türkiye'de en fazla tüketilen ilaçlar arasında antibiyotikler ve vitaminler ilk sıralarda yer alıyor. Oysa ki, her başımız sıkıştığında başvurduğumuz vitaminlerin aşırı dozda tüketimi, böbrek yetmezliğinden kemiklerde şekil bozukluğuna kadar pek çok hastalığa sebep olabiliyor. Doğal yollardan karşılayın Siz siz olun, uzmanlara danışmadan, kendi bildiğinize ve keyfinize göre vitamin kullanmayın. En ideal olanı, vücudun ihtiyaç duyduğu vitaminleri doğal yollardan almaktır. Yani bol bol meyve ve sebze tüketerek bu ihtiycı karşılamaktır. Gereksiz yere vitamin tüketerek durduk yere sağlığınızı bozmayın. Tabii ki, sağlığınız için alacağınız vitaminleri hangi yiyecek maddelerinden karşılayacağınızı da bilmelisiniz. İşte size bunu öğrenebileceğiniz basit bir reçete... Şeftali, yerfıstığı, badem, fındık, hindi, sombalığı, ayçekirdeği ve yağı ile normal yağ gibi besinler, E vitamini yönünden zengindir. C vitamini ise E vitamininin gücünü tazeler. Vücut C vitaminini biriktiremediği için, hücrelerin sürekli ve dengeli olarak C vitamini alması gerekir. Bu sebeple bol miktarda C vitamini ihtiva eden greyfurt, limon, portakal, mandalina, çilek, maydanoz, yeşil biber, kivi, ahududu, kırmızı lahana, karnabahar, fasulye, bakla, bamya, turp, taze soğan, kestane, ayva, elma, bezelye, muz, tereotu, ekşi muşmula, sarımsak, pırasa, yer elması ve patates gibi sebze ve meyveler yeteri kadar alınmalıdır. Yeteri kadar diyoruz. Çünkü; C vitamininin fazlası mide rahatsızlığı üzerinde olumsuz etki yapabilmektedir. A, B, D vitaminleri D vitamininin eksikliği çocuklarda raşitizm, büyüklerde ise kemik yumuşamasına yol açmaktadır. Ancak D vitamininin fazlalığı da kemiklerde şekil bozukluğuna ve böbrek tahribatına sebep olmaktadır. A vitamini açısından zengin besin maddelerinde bulunan beta-carotinler, vücudun bağışıklık sistemini destekleyerek hücreleri, agresif saldırılara karşı korurlar. Bunlar ışık ve oksijen yardımıyla A vitaminine dönüşürler. A vitamini genellikle cilt bakımına özen gösteren bayanlar tarafından sıkça kullanılır. Çünkü A vitamininin cilde gerginlik veren bir özelliği var. Ancak aşırı dozda tüketildiği zaman karaciğerde yağlanmaya yolaçıyor. A vitamini ihtiva eden gıdalar ise şunlar: Süt, yumurta sarısı, balık ve balıkyağı, ıspanak, limon, şalgam, kayısı, domates, kırmızı ve yeşil biber, kabak, patates, enginar, havuç, şeftali, portakal, hurma, incir, fındık, yulaf, mısır ve buğday unları, beyaz peynir, üzüm, ceviz, ayva, kaymak, karaciğer, pazı, turp ve sarımsak. B vitamini fazlalığının ise vücuda pek zararı yoktur. Çünkü vücut, fazlasını sindirim sistemi yoluyla dışarı atmaktadır. Fazla vitaminin zararları Aşırı dozda vitamin tüketimi bakın nelere sebep olabiliyor. * D vitamini fazlalığı, kemiklerde şekil bozukluğu ve böbrek tahribatına neden olabiliyor. * A vitamini, genellikle cilt bakımına özen gösteren bayanlar tarafından sıkça kullanılıyor. Çünkü A vitamininin cilde gerginlik verici bir özelliği var. Ancak, aşırı dozda tüketilmesi halinde karaciğer yağlanması, hatta siroza bile neden olabiliyor. * C vitamini ise, mide üzerinde oldukça etkili. Bu nedenle ülser hastalarının C vitaminini dengeli kullanması şart. * B vitamini fazlasının ise vücuda pek zararı yok. Çünkü dışkı yoluyla dışarı atılabiliyor. Hastalıklar ve çareleri Şeker hastalığında tarçın ümidi Amerikalı bilim adamları, ileri yaşlarda ortaya çıkan şeker hastalığının tedavisi için yapılan deneylerde tarçını kullanmaya başladılar. Şeker hastalığının 40 yaşından sonra ortaya çıkan ikinci tipinde, vücut ensülin hormonunu yeterli miktarda üretiyor. Ancak kas ve yağ dokularındaki hücreler, şeker düzeyinin yüksek olduğu zamanlarda, ensülin hormonuna tepki vermiyor ve kandaki fazla şeker miktarını almayarak kanda bırakıyor. Maryland eyaletindeki ABD Tıp Araştırmaları Servisi'nde görevli beslenme uzmanı Richard Anderson, hücrelerin tarçın sayesinde tekrar eski görevini yerine getirmeye başladığını söyledi. Tarçında bulunan bir maddenin, "Daha fazla şeker al" sinyalinin hücreler tarafından tekrar "algılanmasını" sağladığını belirten Anderson, böylece farelerin kanındaki şeker düzeyinin önemli ölçüde düştüğünü söyledi. Bu gelişmeler, ikinci tip şeker hastalığının tedavisi için büyük bir umut ışığı olarak değerlendiriliyor. Şeker hastalığının tedavisinde faydalı olacak diğer formüller ise şunlar: * Birinci gün, 1 kahve fincanı; ikinci gün, 1 çay bardağı; üçüncü gün, 5 kahve fincanı; dördüncü gün, 3 kahve fincanı; beşinci gün, 2 kahve fincanı ve altıncı gün, 1 kahve fincanı taze sıkılmış limon suyu içilir. Bu işlem, her ay bir kere tekrarlanır. * Bir kaba; 2 su bardağı çiğ süt konur. Hafif ateşte ısıtılırken, her tarafına azar azar limon suyu damlatılır. Bu sırada, karıştırılmaz. Bu işleme, süt kesilinceye kadar devam edilir. Soğuduktan sonra, üzerine 1 tatlı kaşığı tarçın ve 1 çorba kaşığı rendelenmiş limon kabuğu ilâve edilip, iyice çırpılır. Hepsi bir kerede içilir. * Günde bir kere; rendelenerek suyu çıkarılmış 1 su bardağı siyah turp suyu içilir. * Yemeklerden sonra birer kahve kaşığı hardal ezmesi yenir. * Sabah aç karına, yarım kahve fincanı susam yağı içilir. * Her gün, 1 orta boy kuru soğan yenir. * Günde 1 kere, güveçte pişirilmiş yerelması yenir. * Günde 1 kere haşlanmış lahana yenir ve yemeklereden 5 dakika önce, yeni sıkılmış 1 kahve fincanı lahana suyu içilir. * Günde 1 kere, haşlanmış karnabahar yenir. * Günde 1 kere; bol miktarda, haşlanmış ıspanak yenir. * Yemeklerden 5 dakika önce, birer su bardağı yeni sıkılmış domates suyu içilir. * Günde, 3 kere, birer su bardağı adaçayı içilir. Müthiş bir besin kaynağı BOZA Özellikle kış aylarına mahsus bir içecek olan boza, içerdiği bol vitaminler sebebiyle önemli bir besin kaynağıdır. Akşam saatlerinde "boza" diye bağırarak sokaklarda dolaşan bozacıların sesini duyunca kışın geldiğini anlarız. Gerçi ellerinde boza güyümleri ile sokak sokak gezen boza satıcıları tarihe karıştı gibi... Yine de tek tük kalan bozacılardan birinin sesini duyunca, hafiften bir nostalji yaşıyor insanlar. Çeşitli kaynaklardan öğrendiğimize göre boza, Orta Asya Türkleri tarafından 9. yüzyılda içilmeye başlanmış ve o tarihten bu yana pek bir değişime uğramadan günümüze kadar gelebilmiş. Göçlerle Kafkaslar'a, bazı Balkan ülkelerine kadar geniş bir alana yayılan boza, gittiği yöreye göre kıvamı ve lezzetiyle ayrışıyor. Darı irmiği, su ve şekerle mayalandırılarak yapılan boza, içinde bazı gıda bakterilerini barındırıyor. Bu da çabuk bozulmasını sağladığından tüketirken dikkat etmek gerekiyor. Boza yapımında pirinç, ekmek, bulgur, yulaf veya arpa da kullanmak mümkün. Darı öğütüldükten sonra unun kepeği alınıyor ve kavruluyor. Suyla pişirildikten sonra da elekten geçirilip süzülüyor. Mayalandırmak içinse ya eski boza ya da ekmek kullanılıyor. Ve tabii içilirken bol miktarda sarı leblebi konursa lezzeti bir başka oluyor. Yaz aylarının boza tüketimine uygun olmamasının sebebi ise bozanın çabucak bozuluyor olması. Bol vitamin içeriyor İçerdiği A,B,C ve E vitaminleri sayesinde önemli bir besin kaynağı olan boza, mayalanma sırasında laktik asit de üretiyor. Laktik asidin hazmı kolaylaştırıcı etkisi var. Eski tarihlerde kolera hastalığının tedavisinde kullanılan boza, lohusa kadınların sütünün bollaşmasında da etkili oluyor. 1950'li yıllarda güç vermesi için sporculara bol miktarda boza içirilirdi. Mutfaktaki güzellik Dökülen saçlara yumurta sarısı Güzellik kavramının en önemli parçalarından biri saçlardır. Güzel görünmeye önem veren herkes; canlı, pırıl pırıl saçları olsun ister. Saç dökülmesi ise işin en rahatsız edici tarafıdır. Bunun aşırı olması bazı insanlar için, adeta "kâbus" gibidir. Saç dökülmesi, başta irsiyet ve yaşlılık olmak üzere çok çeşitli sebeplere bağlıdır. Bazı ateşli hastalıklar, aşırı stres ve üzüntü, troid hastalıkları, kansızlık, tüberküloz ve şeker hastalığı bunlardan bazılarıdır. Saç dökülmesini tamamen durdurmak veya dökülen saçların yerine yenilerinin çıkmasını sağlamak mümkün olmamaktadır. Ancak bazı uygulamalarla asgariye indirilmesi sağlanabilir. İşte size yumurta ile hazırlayabileceğiniz iki basit formül. Yumurta saçlarınızı besleyip canlandıracaktır. * İki bardak ılık suya, bir adet çiğ yumurtanın sarısını koyup iyice çırpın. Akşam yatmadan önce, bu karışımı saç diplerinize yedirerek başınıza sürün. Sabahleyin katranlı su ve bol suyla iyice yıkayın. Bu uygulama kepeklenmeyi de kesecektir. * Bu formülü çörek otu ile de yapabilirsiniz. İki çorba kaşığı çörek otunu ateş üzerine hafifçe ısıtıp bir havanda iyice dövün. İyice dövülmüş çörek otunun üzerine bir adet çiğ yumurtanın sarısını döküp iyice karıştırın ve saçlarınıza sürün. 6 saat bekledikten sonra, katranlı sabun ve bol ılık suyla iyice yıkayın.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108153
    % -0.82
  • 3.8325
    % -0.13
  • 4.5073
    % 0.05
  • 5.1169
    % -0.13
  • 153.903
    % 0.01
 
 
 
 
 
KAPAT