BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sevincinden düşüp bayılacaktı...

Sevincinden düşüp bayılacaktı...

Yakup çekingen adımlarla ilerledi caddede. Sabahtan beri neredeyse on beş yere müracaat etmişti iş için.



Yakup çekingen adımlarla ilerledi caddede. Sabahtan beri neredeyse on beş yere müracaat etmişti iş için. Herkes daha ağzını açmadan kafasını iki yana sallayarak olumsuz cevap veriyor, bazıları ise alay bile ediyordu. Zehra ile gereken eşyaları satın almışlar, yanlarındaki toplu paranın önemli bir kısmını daha o şekilde harcayıp bitirmişlerdi. Hiç çalışmadan ancak altı ay geçinebilecek kadar paraları kalmıştı. Zehra'nın aldığını yerlerse belki biraz daha uzatabilirlerdi bu süreyi. Oldukça sıcaktı hava. Eskicinin dükkanından çıkınca eşyaları götürmek için bir taksi tutmuştu Yakup. Adamı Güzel Tepe'ye gitmek için zorla ikna edebilmişti. Yollar bozuk olduğu için kabul etmiyordu taksi şoförü... Sonunda taksimetrenin yazdığından daha fazla vermeyi kabul ederek razı etti adamı... Zehra'yı eve bırakıp tekrar çıktı oyalanmadan. Böyle olmayacaktı. Mutlaka iki kuruş kazanabileceği bir iş bulması gerekliydi. Caddede çekingen adımlarla yürüdü yavaşça. Az önce bir pideci dükkanına girip sormuştu "iş var mı?" diye. Olumsuz cevabını alıp gerisin geriye çıkmıştı. Ama sanki beyin ve duyuları orada kalmış gibiydi. Dükkandan yayılan mis gibi hamur ve pide kokusu içini baymıştı. Başı dönecek gibi oldu. Elini cebine attı. Birkaç kuruş bozuk para vardı. Yutkundu: - Dayan be Yakup! Açlıktan kimse ölmez. Fasulye aldık. Akşama yapacak Zehra. Evinde doyurursun karnını... diye söylendi kendi kendine. Birkaç adım daha yürüdü. Yan tarafta bir inşaat vardı. Oldukça yüksek bir yapının önünde bir sürü amele çalışıyordu. Hemen durakladı. İçinden: - Bismillahirrahmanirrahim, haydi rast gele... diyerek daldı inşaat sahasına. Beyaz saçlı, bıyıklı, elli yaşlarında bir adam seslendi hemen: - Hop! Hemşehrim, nereye, girme inşaata. Tehlikeli... - Şey, ben... ben konuşmak istemiştim... Adam üzerinde durduğu tahtalardan yaşından beklenmeyen bir çeviklikle atlayarak geldi yanına. Gözleri küçücüktü. Sanki oyulmuş iki çukurun içine yerleştirilmiş ama ölçüsü uymamış gibiydi. - Konuş, ne istedin? - Ben iş için gelmiştim ağabey. Bir iş var mı diye. Adam yukarıdan aşağıya süzdü Yakup'u: - Nerelisin sen? - Malatya... Malatya'nın Hekimhan ilçesinden... - Ailen var mı? Adın ne? - Yakup. Yakup Demir. Dört çocuğum var ağabey, ellerinden öperler. Bir de hanım işte. Adam dudaklarını öne doğru uzattı. Bir süre düşündü. Bu zaman asırlar kadar uzun gelmişti Yakup'a. Sonunda adam başını eğdi: - Gel bir deneyelim bakalım... İnşaatta çalışacaksın. Şimdi şu kumu ele. Haftalık alırsın. Sabah yedi buçuk iş başı. Gel de kürek vereyim, kaydını yapayım... İnşaat bitince bakarız çalışmana, memnun kalırsam başka işler de veririm. Neredeyse düşüp bayılacaktı sevincinden: - Allah razı olsun ağabey, çok aramıştım sabahtan beri, Allah tuttuğunu altın etsin, çok çalışırım. Beğenirsin... Adam iki adım önden yürüyordu: - Yemek falan yok ha! Sigorta falan da yok. Sakın öyle şeylerle gelme başıma. Haftalığını alırsın. Haftada yüz elli lira. İşine gelirse. Daha fazlası olmaz. Yakup başını salladı heyecanla: - Olsun ağabey, Allah razı olsun. Haftada yüz elli liradan ayda altı yüz ederdi. Yetirmeye çalışırlardı artık. İki yüzü de kira için Zehra'nınkine eklenecekti. * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT