BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gelenekler ve gerçekler

Gelenekler ve gerçekler

Bütün olaylara bir kod adı verilir oldu... Son olaylara, "Beyaz Enerji" operasyonu mu denecek, yoksa "Düğmeye Basma " operasyonu mu denecek ...



Bütün olaylara bir kod adı verilir oldu... Son olaylara, "Beyaz Enerji" operasyonu mu denecek, yoksa "Düğmeye Basma " operasyonu mu denecek, her ne ise; bu konuda sonradan yapılan yorumlara, Başbakan ve yardımcılarından Mesut Yılmaz tarafından söylenenlere, medyada yazılanlara Genelkurmay'ın tepkisi, beklenebileceği gibi sert oldu. Bu konuda yazdığım yazıda meselenin daha da dallanıp budaklanacağını tahmin etmiştim. Çünkü, özellikle Yılmaz, kendi kendisine kızacağı yerde, "Beyaz Enerji" yolsuzluğu konusunda, kendisinin ve ANAP'lı Bakanının değil, jandarmanın inisiyatif göstermiş olmasına karşılık, askerleri hedef almakla ve "askeri dönemlerde yolsuzlukların daha fazla olduğunu" söylemekle, şimşekleri üzerine çekmiştir. Bu arada bir ANAP Diyarbakır Milletvekilinin, Sebgatullah Seydaoğlu'nun, Türk Ordusunu Rus ordusuna benzetmesi ve harcamalarında "aşırılıklar" olduğunu ima etmesi de ANAP adına kötü bir tesadüf olmuştur. İlginç olan; tıynetleri veya ideolojileri itibarı ile asker karşıtı olan entel yazarların da, hemen ondan replik alarak, askerlerin olası "müdahalelerine" karşı veryansın etmiş olmalarıdır. Bunlar, bizim gazetemizin sayın başyazarı dahil, bu vesile ile, askerlerin "meşru platformların dışında fikir beyan etmelerinin yasak olduğunu" yazmaya, askerlere dolaylı yollardan "hadlerini bildirmeye" yeltenmişlerdir. Milli gelenekler Medyamızın bilge kişilerinden Taha Akyol, ülkenin gerçeklerini görmezlikten gelerek, yabancı kitapları ve makaleleri tanık göstererek, malum-u ilam kabilinden "savunma ve terör dışında toplumsal ve siyasi konulara askerin hiç karışmaması gerekir" buyuruyor. Ancak,Taha bey kardeşimiz, sivil otorite gereken iradeyi gösteremez, siyasiler aciz kalırlarsa, yabancı yazarları tanık göstererek, ne olur, onu söyleyemiyor. Bu demokrasi havarilerinin söyledikleri, teorik olarak doğru olabilir, ama bu hususta da, Türk Ordusunun milli gelenekleri, anayasa ve kanunlar gereği "hadlerinin" diğer ülkelerdekinden çok fazla olduğu da unutulmamalıdır. Gerçek,"reel", dünyamızda , TSK muhtelif zamanlarda siyasetçilerin, hükümetlerin irade zaafını kapatmak zorunda kalmıştır. Bundan sonra da, siyasiler görevlerini yapamazlar ve inisiyatif gösteremezlerse, olacak olan budur. Rejim meselesi Hasan Cemal "Rejim tekliyor, bu böyle gitmez" diyor. Haklı ancak Genelkurmay'ın muhtelif konularda Hükümetle aksi tavırlar sergilediğini söyledikten ve "demokrasilerde askerin bizdeki gibi çıkışlarına rastlanmaz" olmasının sebeplerini de kendisi veriyor: "Elbette, işleyen demokrasilerde, siyaset kurumunun, siyasetçinin saygınlığı bizdeki kadar kötü değildir... Elbette işleyen demokrasilerde siyaset kurumu bizdeki kadar kirlenmiş değildir." Bu "elbettelere" ben de bir tane daha ekleyeyim. Bugünkü koalisyon hükümeti, güç koşullar içinde, bazı başarılar göstermekle beraber, geçmiş hükümetlerden de devraldığı birikimler sebebiyle, önemli konularda dış politika hedeflerinde, iç güvenlikte, cezaeveleri konusunda, "elbette ki ", hiç bu kadar aciz ve dağınık olmamıştır. Ve gerçekten de, maalesef de, "rejim teklemektedir" ve Hasan Cemal'in dediği gibi,"bu böyle gidemez!" Bunun da günahını askerlere yüklememek gerekir. Çare ne? Tabii, "Türk Ordusundan, düşman ordularından korktuklarından fazla korkanların vehmettikleri gibi, askeri bir darbe değil! TSK rejimin son sigortası, son garantisi ama, önce anayasal çareler var; mesela öncelikle, güçlü bir hükümet ve uzun vadede de güçlü hükümetleri mümkün kılacak, irade sahibi siyasi liderleri üretecek bir seçim ve partiler düzeni. Ancak siyasi irade bu zorunlulukları acilen yerine getirmek konusunda da aciz. Cumhurbaşkanı Rejim bunalımlarında, baş görev Cumhurbaşkanı'na düşer. Çankaya'ya ilk çıktığında, "yetkilerinin fazlalığından" şikayet eden, şimdilerde ise yetkilerinden fazlasını kullanmaya eğilimli yeni Cumhurbaşkanımız Ahmet Necet Sezer'e büyük görev düşüyor. Ancak şimdiki halde yargıçlık güdüleri, siyasi ve gerçekçi güdülerinden ileride giden ve makamının Atatürk'ün başlattığı bütün geleneklerini, mesela 16 bağımsız Türk devletini temsil eden Cumhurbaşkanlığı forsunu, askeri merasimleri, muhtemelen liboş entellerimizin hoşuna gitsin diye, ortadan kaldırmak çabası içinde olan Sezer, acaba bu görevi, sadece entellerin ve bir bölümün değil, bütün milletin Cumhurbaşkanı, bütün yedi yıllık döneminin "adamı" olarak, yapacak mı? Çankaya onun döneminde "çözüm ve uzlaşma katı" olacak mı? GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Dünyada hiçbir başka ordu, milletin yüksek vasıflarını ve ideallerini Türk Ordusu kadar özümsememiş ve her alanda savunmak görevini üstlenmemiştir... Ordumuz Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş ifadesidir." Gazi Mustafa Kemal (1927)
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT