BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > TSK ve Avrupa Birliği -1-

TSK ve Avrupa Birliği -1-

Bugün Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu ve tarihî bir yol ayırımında, hayati bir tercih yapmasını gerektiren mesele, "Beyaz Enerji" operasyonunda "düğmeye kimin bastığı" sorusundan çok daha kökten bir konudur.



Bugün Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu ve tarihî bir yol ayırımında, hayati bir tercih yapmasını gerektiren mesele, "Beyaz Enerji" operasyonunda "düğmeye kimin bastığı" sorusundan çok daha kökten bir konudur. Özetle, Avrupa Birliği'ne girmemiz konusunda -ve de böyle Türk Devletinin ve Türklüğün geleceği ile ilgili diğer konularda- Türk Silahlı Kuvvetlerinin söz sahibi olup olmayacağı meselesidir. Kimileri Ordunun AB konusunda haklı sakıncalar ileri sürmesini dahi, adeta "Askerler hadlerini bilsinler" dercesine yadırgıyorlar. Asıl tehlike Köşe yazarları, Harp Akademilerindeki Sempozyumda Akademiler Komutanı Orgeneral Nahit Şenoğul'un ve Tuğgeneral Halil Şimşek'in söylediklerine itirazla bu konudaki rahatsızlıklarını belirtmeye başladılar. "Bilge" yazar Taha Akyol, Tuğgeneral Şimşek'in Kürt kökenli vatandaşları "bu devletin kurucu ve asli unsuru" olarak tanımlamasını semantik açıdan yanlış ve siyasi açıdan tehlikeli bulmuş. Oysa bu tanım Mustafa Kemal'in de Milli Mücadele esnasındaki ifadelerinin aynıdır. Tehlike de, kelimelerde değil, bu gerçeğin Kürtçüler tarafından Türkiye'yi bölmek için suiistimal edilmesindedir. Akyol, asıl bunu ve Avrupalılar'ın kriterleri ve dayatmaları sonucu, Kürtlere önce kültürel sonra siyasi özerklik verilmesi ve bunların zemininin Kürtçe eğitim ve Radyo-TV yayınları ile hazırlanmak istendiği gerçeğinin farkında değil. Zaten O'nun ve bu konularda ahkâm kesenlerin bir hataları var: Kürtçü ve bölücü yayınları izlemiyorlar. İzleseler, maksatlarının AB dayatmaları ile ne kadar örtüştüğünü görürlerdi. Hem, acaba, ne kadar Türkiye düşmanı varsa -irticacısından solcusuna, Rumlardan Kürtçülere kadar hepsinin Türkiye'nin AB oltasına takılı kalmasını, Türkiye'nin başlıca savunma kalkanlarından olan MGK'nın ve dolayısıyla TSK'nın etkisiz hale getirilmesini sözbirliği ile istemeleri, onlara hiçbir mana ifade etmiyor mu? Bu bir rastlantı mı? TSK'nın farkı Dünkü yazımda Türk ordusunun başka hiçbir ülkenin ordularına benzemeyen, geleneksel ve yasal nev'i kendisine özgü durum ve konumunu anlatmaya çalışmıştım. İçerdeki ve dışardaki bazılarının Türkiye'nin bir gerçeğini kafalarına sokmaları lazım: Türk Silahlı Kuvvetleri hele bugünkü koşullar içinde, ülkeye içerden ve dışardan yönelen tehditleri, sivil otoriteye emanet etmeye, kışlasında beklemeye razı olacak bir Hollanda veya İngiliz ordusu değildir. Ordunun veya MGK'nın Türkiye'nin çıkarları konusunda etkili durumda olması, Avrupalılar'ı, kendi demokrasi vs ölçütlerine ve uygulamalarına göre, ilke olarak rahatsız etse bile, bugünkü koşullarda, biz bu liberal, afakî ilkeler uğruna, gerçeklerimizi gözardı edemeyiz. Edersek kendi savunma kalkanlarımızı, kendimiz indirmiş oluruz. Bir önemli avantajımızı kaybederiz.. Zaten istedikleri de bu! Son sigorta Rejimin ve ülkenin son garantisi durumunda olan ordunun bu işlevi, iki bakımdan, şu bağlamda, "olmazsa olmaz" mahiyet kazanıyor. Ordu siyasi iradenin zafiyeti ve siyasilerin politikanın aymazlığı yüzünden "anayasal ve geleneksel görevlerini" yapmak zorunda kalıyor. İkincisi, iddia ediyorum ki, TSK ve Genelkurmay, mükemmel yetiştirilmiş uzmanları, Akademiler gibi "think tankları" ile, Türkiye'nin stratejik ve dışpolitika sorunları hususunda, bugün sivil kurumlardan, hatta Dışişleri Bakanlığından, Üniversitelerden çok daha bilgili, tutarlı ve hazırlıklıdırlar. Hükümetlerde uzun vadeli stratejiler geliştirilmemişse, bunlar, muhakkak, Genelkurmay'ın kasalarında vardır. Burada TSK'nın iki önemli ayrıcalığı ve üstünlüğü var: Atatürk ilkelerine sadakat ve entel ukalalıklara sapmamak. Bunun için de Askerlerin, AB ve diğer konulardaki görüşleri, ileriye sürdükleri sakıncalar sathi, yalapşap ve ukalaca değil. Olaylara bizim enteller gibi evrensel açıdan değil, "Türk" açısından bakıyorlar ve değerlendiriyorlar. Ayakları sağlamca yere basıyor. TSK'nın, AB konusundaki Orgeneral Şenoğul tarafından ifade edilen görüşlerine ve Hasan Cemal'le Taha Akyol'un "Türkiye AB içinde mi, yoksa dışında mı, bölünür?" sorularına yarınki yazımda değinmek istiyorum. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Ulusal Devlet, bugünkü Türk Devleti, yüzyıllarca birikim ve tecrübelerin hasılasıdır." Atatürk (1935)
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT