BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Profesyonel dedektif gibi...

Profesyonel dedektif gibi...

Yazısı kargacık burgacık ama adamın kafası çalışıyor... İşte, “Mezarlığın güneybatısına gidilecek. İki tane mezar çıkacak. Birinin dibinde selvi ağacı var. Selvi ağacı olan mezardan itibaren yirmi yedi adım sayılacak. Sonra sola dönülecek. Üç adım gittikten sonra, bir gül ağacı var...



“Yelkovan dikenleri söyler” diye masallarda bile vardır bu. Ne hikmettir bilinmez ama kim olursa olsun işlenen cinayette mutlaka bir hata yapıyor cani veya caniler. Cinayet ortaya çıkıyor. Diyeceksiniz ki, onca faili meçhul cinayet nasıl oluyor peki? Efendim ona da cevabımız hazır. Hani demişler ya, “Neler geldi neler geçti felekten, un elerken deve geçti elekten...” O tür fali meçhuller aslında bir yerlerde birilerinin bilgisi dahilinde “sümen altı” ediliyor gibi birşey. Yoksa yıllar da geçse aradan mutlaka ortaya çıkıyor. Neyse biz hatıramıza dönelim isterseniz. Geçen gün bir vesileyle anlattı bir doktor arkadaş. Hani laf lafı açmıştı da insanların ne kadar acımasız olduğundan, kıraç yerlerde çalışmanın zorluğundan söz ediyordu. Bir gün ne oldu biliyor musun dedi ve başladı anlatmaya. Mecburi hizmet dolayısıyla görev yaptığım küçücük bir Anadolu ilçesiydi. Topu topu dört doktor vardı. İkisi oranın yerlisi. Biz ikimiz ise mecburi hizmet dolayısıyla oradaydık. Bendeniz aynı zamanda diğer doktor arkadaşla birlikte hükümet tabipliği yapıyordum. Haliyle savcılıkla iş birliği içinde, adli tabiplik görevi de bize düşüyordu. Savcı bey de çok iyi bir insandı. Aramızda resmi hiyerarşik yapı olmakla birlikte gurbet eldi arkadaş gibiydik de. Kulakları çınlasın iyi anlaşıyorduk yani. Bir gün sabahın saat yedisi mi sekizi mi aradı Savcı bey. -Haydi sana bir iş çıktı yine. -Yahu Savcı bey, biraz kırgınım. Beni bu seferlik mazur gör. Diğer arkadaşı al git. Savcıya böyle denir mi? Ama samimiyetten dolayı söylüyoruz işte. O da zaten bu sözümüzü itiraz gibi anlamıyor. Dedi ki: -Yahu sen gel. Benim canımı sıkma işte. Bu iş biraz uzun sürecek. -Hayrola ne iş? -Bir cinayet ihbarı var. -Deme. Ne zaman olmuş? -Epey olmuş galiba. Neyse kalkıp gittik mecburen. Hava da henüz soğuk. İşte bu aylarda olmalı. Üzerimize parkalarımızı falan aldık. Bindik arabaya ver elini cinayet işlenen köy. Köy ki, ilçeye bağlı bir beldenin bir köyü. İlçeden sonra jeeple gittik iki saat kadar. Ondan sonra yol yok. Haydii, yaya olarak devam. En az bir yirmli dakika kadar da yaya yürüdük ve köye ulaştık. Savcının geleceğinden falan kimsenin haberi yok. Savcı bey diyor ki: -Böyle ihbarı da ilk defa görüyorum. -Nasıl? -Yahu adam bir mektup yazmış. Mektuba ilaveten de cesedin gömülü olduğu yeri krokilerle tarif etmiş. -Yapma yahu. Ver bakayım bir kağıda. Baktım hakikaten adam profesyonel bir dedektif gibi. Yazısı kargacık burgacık ama adamın kafası çalışıyor. İşte, “Mezarlığın güneybatısına gidilecek. İki tane mezar çıkacak. Birinin dibinde selvi ağacı var. Selvi ağacı olan mezardan itibaren yirmi yedi adım sayılacak. Sonra sola dönülecek. Üç adım gittikten sonra, bir gül ağacı var. Ondan itibaren yedinci mezara kadar gidilecek. Mezarın kıble kısmını sağınıza alıp ön tarafa baktığınızda, kuytu bir yer göreceksiniz. Hemen üzerinde de, çarpı şeklinde iki ufak tahta çıta var. Ceset orada.” Bunları okuyunca dondum kaldım. Savcı bey ise benim gibi dudak büküyordu. * Devamı yarın
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT