BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kendimizi ne sanıyoruz?

Kendimizi ne sanıyoruz?

Bir türlü rahat uyuyamıyorum. Bir o yana dönüyorum, bir öbür yana. Huzursuzluğumun bilinen bir nedeni yok.



Bir türlü rahat uyuyamıyorum. Bir o yana dönüyorum, bir öbür yana. Huzursuzluğumun bilinen bir nedeni yok. Aynı zamanda nedenler, herkesin bildiği şeyler. Ülke hakkında, ekonomik gidiş hakkında, asayiş hakkında, insanların en basit gerçekleri bile görememeleri hakkında. Bir değil birçok neden var ve aslında hiçbir neden yok. Kafam karışık anlayacağınız. Bütün bunlara ilaveten bir de çocuğun aralıksız üstünü açması var. Tuhaf bir telaşla durmadan uyanıp üstünü örtüyorum. Uykum, bol delikli yazlık şal misali. Dinlenmek hayal. Sabah kalktığımda başımın ağrıyacağını adım gibi biliyorum. Ama elimden bir şey gelmiyor işte. "Uyu" komutu veriyorum beynime, aklım sıra. Nafile. Bu vücutta patron o! O ne derse o oluyor. Ve o uyanmasını istemiyor. Yatağın içinde kendimle savaşım sürüyor. Akşamki sohbet kulaklarımda çınlıyor. Okumuş, kültürlü ve zeki olduklarını bildiğim dostlarım çaya gelmişlerdi. Nereden açtımsa ekonomik kriz konusunu açtım. Hani derler ya, dervişin fikri neyse zikri de o olurmuş... Ve herkesi benimle aynı fikirde sanıyorum çocukça. Bir de baktım ki yanılıyorum. Dostlarım benimle aynı fikirde değil. Onlar yapılan son tutuklamaları, kredileri kesen bankaları destekliyorlar. Bu yolla her türlü yolsuzluğun sona ereceğine inanıyorlar. Keşke ben de inanabilsem. Ama mümkün değil. Onlara da söylediğim gibi, insanlığın var olduğu günden bugüne bu sorunlar hep yaşanmış, hep yaşanacak. Bunu bilerek adım atmak lazım. Hiç doymamışlara fırsat vermekten başka bir şey değil bana göre yapılanlar. Bir anda memlekette yaşayan bütün işadamlarını potansiyel suçlu ilan edip işsizlik ateşine odun ilave etmenin kime, ne faydası olacağını göreceğiz. Tartışma sürüp gitti. Bir ara gerginleştik bile. Halbuki genel prensibimdir, din ve politika tartışmam ben. Demek ki prensibimde haklıymışım. Allah'tan az sonra sakinleştik ve birbirimizden istifade ettiğimizi anladık. Gece ilerledi. Uyuyamıyorum. Saat, sabahı müjdeliyor. Derken bina sallanmaya başladı. Kötü bir rüyayı tekrar görmek gibi. Hep başıma gelen geldi yine. Kıpırdamadan bekledim. Sallantı sürdü. Koca bina beşik gibi. Ben çaresiz. İnsanlık çaresiz. Ya sürecek ve biz altında kalıp acı çekerek öleceğiz ya da bir kez daha paçayı kurtaracağız. Kızıma bakıyorum. Çok küçük. Ben ölsem o ne yapar? Tersini düşünmeye cesaretim yok. Bina dans ediyor, ben kıpırdayamıyorum. Birden bitti. Yeniden başlayıp başlamayacağını bilmek ne mümkün? Kalkıp pencereye gidiyorum. Dışarıda fırtına var. Bazı ışıklar yanmış, benim gibi gecelikli kadınlar dışarıya bakıyor. Soğuğa çıkmayı gözümüz kesmiyor. İçeride kalmayı ise aklımız... Bu bir hatırlatma mı? 17 Ağustos'u unutmamızın yüzümüze vurulması mı? Yoksa küçük bir uyarı mı? "Bir kere oldu, hep olabilir" mi? Biraz daha uzun sürse ya da daha şiddetli olsa geriye banka mı kalır, iş dünyası mı? Biz kendimizi ne sanıyoruz?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT