BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çaresiz gözlerle bakındı!..

Çaresiz gözlerle bakındı!..

Yakup, çavuşun sesini duyar duymaz bıraktı elindeki küreği: - Buyur ağabey, bana mı seslendin? - Sana ya, gel hele...



Yakup, çavuşun sesini duyar duymaz bıraktı elindeki küreği: - Buyur ağabey, bana mı seslendin? - Sana ya, gel hele... Kürek sallamaktan acıyan ellerini tükürüğüyle ıslatarak birbirine sürttü. Alışık olmasına rağmen şişmişti avuçlarının içi. - Koflaşmışım yahu! Diye düşündü. Ayaklarını sürüyerek yaklaştı çavuşun yanına: - Buyur ağabey... - Bana bak... bayağı iyi çalışıyorsun sen. Yarın kum elemeyi bırak, sıvaya geç. Becerirsin değil mi? - Beceririm ağabey... Köyde yaptığımız evin sıvasını ben yaptıydım. - Tamam. Pişersin burada işte. Bu kıyağımı unutma. Bunun bedeli olarak da haftalığının yüzde onunu bana vereceksin. İrkildi Yakup. Gözleri merakla açıldı: - Sana mı vereceğim, neden çavuş? Ben neden sana vereyim ki? Adam kaşlarını kaldırdı. Küçük gözleri iyice içine kaçmış gibiydi. Dudaklarını şaplattı. - Eh, işine gelirse. Burada çalışman benim elimde. Bunu biliyorsun. İstersen vermezsin. Sana iyilik yapıyoruz, babamın hayrına değil elbette bu. Vermezsen gidersin aslanım, burada bu işler böyle yürür. Öğreneceksin. Tabii öğrenmek istersen. Çaresiz gözlerle bakıyordu Yakup. Çakır gözleri kısılmış, neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Hiç yoktan alacağı paranın on beş lirasını bu adam vermek ağırına gidiyordu. Nereden baksan on beş lira bir günlük ekmek, yemek parası sayılırdı. Çavuş sigaradan sapsarı olmuş dişlerini göstererek sırıttı: - Kararını ver aslanım... - Bu haksızlık ama.. ben burada nasıl çalışıyorum bu parayı kazanmak için. Hak etmediğin bir parayı almak... Çavuş gözlerini kocaman bir şekilde açtı: - Haydi bakalım aslanım, topla pılını pırtını o zaman. Burada işin bitti! Şaşkınlıktan etrafına bakındı. Diğer işçiler başlarını eğmişler, sanki olanları hiç duymuyorlarmış gibi önlerine bakıyorlardı. Yakup, saçlarını sıvazladı... Ellerini yanına açtı: - İyi ya... Giderim ben de... Çalıştığım günlerin parasını ver o zaman... Çavuş pis bir sırıtışla dudak büktü: - Ne parası be, para mara yok. O benim komisyonum. Adama bedavadan iş mi verilir sanıyorsun sen! Yakup üstelemedi. Boşa gitmişti o kadar emeği. Haydutluktu bu şehrin orta yerinde. Başvuracak bir yeri, bir kimsesi bile yoktu. Uğradığı haksızlığın ezikliği altında usulca uzaklaştı inşaattan. Dolandı boş boş akşama kadar. Eve gitmeye cesareti yoktu sanki. Başarısızlığı kendine yediremiyor, uğradığı adaletsizliğin hırsıyla içi içini yiyordu. Ani bir kararla geri döndü. Az önce ayrıldığı inşaat sahasını kolaylıkla görebileceği bir yerde durup beklemeye başladı. Nasıl olsa yarım saat sonra paydos olacaktı. Çavuşun yaklaşık dört gündür duyduğu düdüğünün sesi çınlayınca heyecanlandı. Olduğu yerde gizlendi duvar kenarına. Arkadaşları teker teker uzaklaştılar inşaattan. Sonunda çavuş gözüktü. Üzerini değiştirmiş, günlük pantolonunu, ceketini giymişti. Bir sigara yerleştirdi dudaklarına iki tarafına bakınarak. Yakup gizlendiği yerden bir ok gibi fırlayıp dikildi adamın karşısına: - Bana dört günlük paramı ver! - Git be işine, tehdit mi ediyorsun beni yoksa. Şimdi polis çağırırım görürsün. Yakup'un geri çekilmeye hiç niyeti yoktu. Yüreğinde uğradığı haksızlığa isyan eden bir çağlayan vardı sanki: - Çağır, daha iyi olur, anlatırım senin sahtekarlığını o zaman!.. ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT