BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rüşvet

Rüşvet

Bir trafik başkomiseri, akşam üzeri evrak imzalatmak için girdiği Şişli Emniyet Müdürü'nün odasında imza muamelesinden sonra amirinin masasına dolu bir kese kâğıdı bırakır ve çıkmak ister.



Bir trafik başkomiseri, akşam üzeri evrak imzalatmak için girdiği Şişli Emniyet Müdürü'nün odasında imza muamelesinden sonra amirinin masasına dolu bir kese kâğıdı bırakır ve çıkmak ister. Kese kâğıdında 2 milyar 3 yüz milyon lira vardır. Ancak; bu rüşvet parasından ilçeye yeni tayin olan Emniyet Müdürü Yaşar Güngör Şahin'in haberi yoktur. Müdür, keseyi bırakmış odayı terk etmek üzere olan başkomisere sorar: -Bu ne? İşte cevap: -Efendim, bunlar, bugün topladığımız bahşişlerden sizin payınıza düşen hasılat... Sahne, bir tiyatrodan aktarılma değil. Hadise, kısa bir süre önce, üzerinde bomba bulunan bir teröristin hiçbir engele takılmadan kapıdan girip binayı kan gölüne çevirdiği, ölüme sebebiyet verdiği resmi bir mekânda geçiyor. Devamı da şöyle: Emniyet Müdürü, başkomiser hakkında zabıt tutturarak Savcılığa veriyor, sanık açığa alınıyor. Problemi tahlile çalışalım: Rüşveti getiren bir rütbeli polistir. Demek ki kendisine de daha alt kademedekiler "hasılat" getirmektedirler. Kirli çarkın bir gelenek halini aldığı görülüyor. Hem gelenek halini almış ve hem de bunun her emniyet müdürü tarafından kabul edileceği zihne yer etmiştir. Rahatlığın sebebi budur. En fenası haram para bahşiş olarak görülmektedir. Ortada bir rüşvet şebekesinin varlığı hissedilmekte. Bu şebeke, trafik suçlularına ceza kesmek yerine makbuzdan daha düşük miktarda meblağlar alarak aralarında pay etmekteler. Emniyet müdürü için ayrılan 2 milyar 3 yüz milyon olduğuna göre ortada günlük olarak 10 milyar civarında bir rüşvet dönmektedir. Kirli alışverişin yalnızca Şişli'de yaşandığını sanmak saflık olur. Eldeki done baz alınırsa İstanbul'un tamamında günlük 250 milyar dolayında bir trafik rüşveti cereyan ettiğini söylemek mümkün görünmekte. Trafik kazalarının neden sona ermediği şimdi daha iyi anlaşılıyor... Rüşvet, müessir unsurlardan biridir. Meseleyi "polisin maaşı az" mazeretine bağlamaya kalkışmamalı. Evet; polisin maaşı az ama rüşvet almaya da hakkı yok. Kendisine takdim edilen parayı reddetmekle kalmayıp buna cür'et eden memurunu savcılığa bizzat sevk eden müdür de o başkomiserden çok fazla gelire sahip değil. Bir yozlaşma, bozulma, çürüme içindeyiz. Rüşvet bunun başlıca göstergelerinden biri. Trafik ihlali yapana ceza keseceğine ondan para alma küçüklüğüne düşen polisin aynı şahsın kapısına dikilip evini soyması ile rüşvet kabul etmesi arasında bir fark yoktur. Dert, bu hassasiyetin yeniden kalblere yerleşmesi. Hazin olan, rüşveti alanın da verenin de rahatsız olmamaları. Halbuki bu haramın iki tarafı var. Her iki taraf da günah işlemekte. Üstelik sadece trafikte cereyan etmiyor. Belki trafikteki cüz'i bir rakkam. Fuhuş, uyuşturucu, gümrük, imza izinleri ve daha onlarca belki de yüzlerce dalda rüşvet esas olmuş, dürüstlük istisna. Rüşvet alan göz açık, dürüst ahmak... Bu problemde Türkiye çıkmazdadır. Eldeki metodla da kolay kolay kurtulamaz. Çünkü mânevî müeyyidelerden istifade edemiyor. "Suç" diyor o kadar. Mevzuat günah ve haram mefhumlarını telaffuza imkân vermemekte. Böylece resmi ağızla halk aynı müşterek dili kullanamıyorlar. Laiklik yerlileştirilirken bunlara dikkat edilmesi lazım. Rüşvet, yangındır...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT